...::: MEDİNE :::...


ÜÇ AYLAR

Dinî hayatımızda "Üç Aylar'' olarak bilinen feyizli ve bereketli maneviyat mevsimine bir defa daha girmek üzereyiz. 24 Haziran 2009 Çarşamba, günü Üç Ayların ilki olan Recep Ayının birinci günü, bu ayın ilk Cuma gecesi olan 25 Haziran 2009 Perşembe akşamı da "Regaib Kandili'' dir.

Dinî literatürümüzde "üç aylar" diye bilinen çok feyizli ve bereketli bir manevîyat mevsimine bir kez daha kavuşmuş bulunuyoruz.

Üç Aylar, Kamerî Takvime göre, Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Bu aylar, rahmet dalgalarının başladığı, mânevî huzur ve sükunun kalplere doğduğu, ilâhî rahmetin coştuğu aylardır. Bu aylar girince, mü'minlerin ruhlarını mânevî bir hava kaplar, bu mübârek aylar içerisinde öyle feyizli ve bereketli geceler vardır ki, Yüce Allah'ın rahmeti, bu gecelerde mü'minler üzerine yağmur gibi yağar.

Üç aylardan ilki olan Recep ayının mânevî değerine Kur'an-ı Kerim'de ve Hz. Peygamber'in hadis-i şeriflerinde işaret buyurulmuştur. Tevbe Sûresi'nin 36. âyetinde şöyle buyurulmaktadır:

"Şüphesiz Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah'ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin..."

Âyette ifâde edilen "haram aylar"ın, "Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Recep" ayları olduğunu Sevgili Peygamberimiz, şu hadisleriyle açıklamışlardır:

"Muhakkak zaman Allah'ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Sene oniki aydır. Onlardan dördü haram aylarıdır. Bunlardan üçü peşpeşedir: Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, bir de Cemâziyel-âhir ile Şaban ayları arasında olan ve Mudar Kabilesi'nin ayı Recep'tir." (Buhârî, Ehâdî, 5, Tevhid, 24; Müslim, Kasâme, 29; Ebû Dâvud, Menâsik, 67, Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/37, 73.)

Recep Ayı, gerek İslâm'dan önce, gerekse İslâm'dan sonra mukaddes bilinen bir aydır. İslâm dinî gelmeden önce, bu ay girer girmez, Arap kabileleri arasında harp etmek, baskın ve çapulculuk yapmak yasaklanır, herkes kendisini bu ayda güven içinde hissederdi. İslâm geldikten sonra da, bu aya olan hürmet devam ettirildi. Bu ay, Regâip ve Mirac gibi mübârek geceler ve ilâhî tecellilerle şereflendirildi.

Recep ayının başlangıcında Peygamberimizin şöyle duâ ettiği rivayetler arasında yer almaktadır:

"Ey Allah'ım! Recep ve Şabanı bize mübârek kıl, bizi Ramazana kavuştur." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259.)

Ülkemizde, yukarıdaki beyanlar ışığında, asırlardır bir "üç aylar" geleneği oluşmuş; Ramazana hazırlık, Recep ayının girmesiyle başlar hâle gelmiştir.

Bu aylar mübârek gecelerle doludur. Recep ayının ilk Cuma gecesi, Regâip gecesi, yirmiyedinci gecesi, Mirac gecesidir. Şaban ayının onbeşinci gecesi Berat gecesi, Ramazan ayının yirmiyedinci gecesi de Kadir gecesidir.

Burada, 25 Haziran Perşembe akşamı idrak edeceğimiz Regâip gecesine de kısaca temas edelim.

Regâip, çok değerli hediye, bağış, içten gelerek ve yoğun bir şekilde arzu edilen şey anlamlarına gelen Arapça bir sözcüktür. Cenâb-ı Hakk'ın, ilâhî ihsan ve manevî hediyelerinin diğer zamanlardan daha çok tecelli etmesi ve samimi kalple Allah'a yönelenlerin affedilme ümitleri dolayısıyla, Müslümanlar tarafından heyecanla beklendiği ve gönülden arzulandığı için Recep ayının ilk Cuma gecesine "Regâip Kandili" denmiştir.

Regâip Kandili, Recep ayının 27. gecesindeki Mirâc ve Şaban ayının 15. gecesindeki Berat kandillerini; Ramazan ayını, Kadir gecesini, Ramazan ve kurban bayramlarını müjdeleyen mübârek bir gecedir.

Bu geceye mahuss bir ibâdet şekli olmamakla beraber, geceyi tevbe, dua ve ibâdetle geçirmek sevap kazanmaya vesile olur.

Recep ayı içerisinde bulunan bir başka mübârek gece de Mirac gecesidir. Mirac gecesi; Allah'ın Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'i Mekke'deki Mescid-i Haram'dan, Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya götürdüğü (Bkz. İsrâ, 1.) ve oradan da göklere yükselttiği gecedir. Mirac gecesi, Cenâb-ı Hakk'ın Hz. Peygamber'e büyük hakikatlerin ilâhî sırlarını gösterdiği, vasıtaları kaldırarak ilâhî vahye muhatap kıldığı, kendi âyetlerini ve kâinatın sırlarını seyrettirdiği, mü'minlere namazın farz kılındığı ve biz Müslümanlar için de ilâhî lütuflarla dolu olan bir gecedir.

Üç ayların ikincisi olan Şaban ayı ve onun içerisinde bulunan Berat gecesi de Müslümanlarca kutsal sayılmış, bu gecenin diğer gecelerden farklı bir şekilde geçirilmesi, bu gecede daha fazla ibâdet edilmesi âdet hâlini almıştır. Bazı rivayetlerden, Hz. Peygamber'in Şaban ayına ve özellikle bu ayın onbeşinci gecesine ayrı bir önem vererek onu ihyâ ettiğini (Tirmizî, Savm, 39; Ibn-i Mâce, İkâme, 191, Hadis No: 1389.) göz önünde bulunduran âlimler, bu geceyi ibâdetle geçirmenin sevaba vesile olacağını söylemişlerdir. Ayrıca bir kısım bilginlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid'i Aksâ'dan, Mekke'deki Kâbe istikametine çevrilmesinin (Bkz. Bakara, 185.); Hicret'in ikinci yılında Berat gecesinde vuku bulduğunu kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmıştır. (Geniş bilgi için bkz. DİA, V, 475-476.)

Üç ayların sonuncusu olan Ramazan ayı ve onda bulunan Kadir gecesinin ise, dinî hayatımızda ayrı bir yeri ve önemi vardır. Ramazan ayı faziletlerle dolu bir aydır. Ramazan ayı, hayır ayı, yoksullara ve düşkünlere yardım ayı ve bütün anlamıyla Kur'an ayıdır. Ramazanın diriltici özelliği, bütün insanlığı hidâyete ve mutluluğa ulaştırmak için yeryüzüne gönderilen Kur'an-ı Kerim'in bu ayda inmeye başlamasından, (Bkz. Bakara, 185.) bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinin (Bkz. Kadir, 3.) bu ay içerisinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, İslâm'ın beş temelinden biri olan oruç ibâdetinin bu ayda yerine getirilmesi emredilmiştir. (Bkz. Bakara, 185.) Böylece Ramazan ayı diğer aylar içinde bir başka aydır. Sanki yeni bir hayatın başlangıcıdır. Hayatımızın kazandığı ve kazanacağı yeni boyutların filizleneceği önemli bir devredir. İnsanî ve sosyal ilişkilerimizin daha güzel bir hüviyet kazanacağı zaman dilimidir.

Ramazan ayının özellikle Müslüman Türk toplumunun dinî hayatında müstesnâ bir yeri vardır. Türk milleti, Ramazan'ı yılda bir defa gelen önemli bir misafir olarak kabul eder ve hazırlıklarını buna göre yaparlar.

Her yıl Ramazan ayı yaklaşırken neşe, hareket ve bir canlılık görülür. Toplum geleneğimizin canlı ve dipdiri görüntüsü olarak Ramazan; yıllık takvimimiz içinde hatırı sayılır bir ağırlığa sahiptir. Ramazan, aylar içerisinde sultanlıkla taltif edilen bir pâyenin sahibi olarak, kandillerle karşılanıp, bayramlarla uğurlanır. İftar, sahur, terâvih gibi ibâdet meşvesinin ötesinde mânâlar taşıyan bu merasimleriyle de sultan olmanın ayrıcalıklarını yaşar.

İnsanoğlu, yaşadığı günlerde farklılıklar olmazsa, belli alışkanlıklarıyla hayatını sürdürür. Fakat alışkanlıklarının dışında ve farklı durumlarla karşılaşırsa kendine bir çeki düzen verir. İşte idrak edeceğimiz üç aylar ve bu aylar içerisinde bulunan mübârek geceler, mü'minin hayatındaki mûtad gün ve geceler arasında fazlasıyla sevap kazanacağı kıymetli zaman dilimidir. Şurası bilinmelidir ki, insan bu dünyada nasıl yaşamışsa, kıyamet gününde, Allah'ın huzuruna, dünyada işledikleriyle birlikte varacaktır. Götürdükleri iyi ise, sevinip mutlu olacak; kötü ise, pişmanlık duyarak mahcûp olacaktır. Ancak bu mahcûbiyetin orada faydası da olmayacaktır. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:

"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." (Haşr, 18.)

Önümüzdeki üç ay içerisinde gündelik hayatın tek düzeliğinden ve sıradanlığından bizleri alıp, kendi hususî atmosferine götüren bu güzel ve özel günleri ard arda yaşayacağız. Güzel yurdumuzun insanları, kandil, Ramazan ve bayram gibi bu husûsî zamanları sosyal barışın ve huzurun bir vesilesi sayarak karşılıklı sevgi ve hoşgörüyle karşılayıp uğurlayacak kendi inanç ve değerlerini yaşama ve yaşatmayı, bizzat yaşayarak öğreneceklerdir.

"Üç aylar" diye adlandırılan Recep, Şaban ve Ramazan ayları, Yüce Allah'ın ruhumuza ikram ettiği faziletli ve feyizli bir zaman dilimidir. Yapılan dileklerin dalga dalga Allah'a ulaştığı, dökülen pişmanlık gözyaşlarının günâhları silip yok ettiği kandiller geçididir. Melekî olduğu kadar, şeytânî özelliklere de sahip ve günâh işlemeye müsait olan insanın günâhlarından tevbe edip temizlenmesi için üç aylar bir fırsattır. Kısaca üç aylar, günâhlardan arınma, sevaplarla bezenme mevsimidir. Ramazandan önce oruçla buluşanlar, Cuma namazına koşanlar, namaza başlayanlar, ibâdetlerini çoğaltanlar, tevbe ile Allah'a yönelenler... gibi mânevî kazanç elde edenlerin çokça görüldüğü anlardır üç aylar.

Hayatımızda âdeta otokontrol sisteminin kurulmasına vesîle olan mübârek üç aylar ve kandiller, dünyevî meşguliyetlerimizden sıyrılıp, yaratılış gayemizi düşünmemiz; yaratan ve yaratılanlarla olan münâsebetlerimizi güçlendirmemiz için son derece değerli fırsatlardır.

İşte yakında idrâk edeceğimiz mübârek üç aylar; Yaratıcımıza, âilemize, çocuklarımıza, milletimize ve bütün insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmalı, hata, ihmal ve kusurlarımızdan dönmemize ve gaflet uykusundan uyanmamıza vesile olmalıdır. Aramızdaki çekişmeleri, tefrika ve ihtilâfları, şahsî menfaat hesaplarını ve basit düşünce farklılıklarını bertaraf etmeli; her zamandan daha çok muhtaç olduğumuz ve Yüce Dinîmizin bizden ısrarla istediği; barış, hoşgörü, kardeşlik, birlik ve beraberliğimizin güçlenmesini, insânî ve ahlâkî meziyetlerin yeniden yeşermesini sağlamalıdır.

Bütün okuyucularımızın üç aylarını ve Regâip Kandillerini kutluyor, hayırlara vesile olmasını Yüce Mevlâ'dan niyâz ediyoruz


alinti-ikindiyagmurlari


NurForum.Org

http://www.nurforum.org/forum/index.php
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ÜÇ_AYLARYorum (0) :: Yorum yaz!26/6/2009

MEVLİD KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN, İŞTE KANDİL DUASI...

MEVLİD KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN, İŞTE KANDİL DUASI...

Bugün Mevlid Kandili, İşte Duası...
<_script /><_script /><_script /><_script />

Bugün Mevlid Kandili, İşte Duası...
İslam âlemi bugün Mevlid Kandili'ni idrak ediyor.

Yüce Yaratıcı'nın insanlığa gönderdiği son rahmet elçisi, İlahi vahyin tamamlayıcısı peygamberimiz Hz. Muhammed (sas)'in hicri takvime göre dünyayı şereflendirdiği gecede O hasretle yâd ediliyor.

Sevgili Peygamberimiz'in (sas) doğum günü vesilesiyle kutladığımız Mevlid Kandili dolayısıyla bir dua hazırladık. Bu özel gün münasebetiyle okurlarımızın Mevlid Kandili'ni tebrik ederiz...

EÛZÜ BİLLAHİ MİNE’Ş-ŞEYTANİ’R-RACÎM, BİSMİLLAHİRRAHMANİRRRAHİM

Ya ilahel alemin
İlk yarattığın nur efendimizin nuruydu.
Sen onu var etmeden evvel gündüzün geceden,
baharın da kıştan farkı yoktu.
İyilikler, kötülüklerle iç içe;
akıl nefse yenik,
ruh da bedenin esiri idi.
O güzeller güzeli
Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösterdi
düşünceye kapılar açıp
insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykırdı.
Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden
Ve sayısız nice nimetlerinden ötürü
sana sonsuz hamd ü senalar olsun ya rabbi!

Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allâh’ım!
Mahlûkatın adedince,
Zatının rızası,
Arşının ağırlığı ve kelimelerinin toplamınca
Efendimiz Hz. Muhammed (sas) ve O’nun ehli ve ashabı üzerine salât ü selam la bir kere daha yâdederek huzûr-u İlahi'de el açıp yakarıyoruz

Ey her şeye hayat bahşeden Allah’ım
bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan
mübarek günleri vardır.
bir gün daha vardır ki,
o da Allah Rasûlü’nün dünyayı teşrif buyurarak
tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği kutlu zamandır.
Bizler şimdi o anı yaşıyoruz.
Rahmet-i Rahman’ın galeyana geldiğine inandığımız
bu kutlu zaman diliminde,
Mevlid Kandili’nin bizim için hakiki bayram olması ümidiyle,
ümmet-i Muhammed’in hal-i pürmelali açısından
bayram hediyesine en muhtaç birer yetim olduğumuz mülahazasıyla, Şefkat Peygamberi’nin ruhaniyetine sığınarak,
sen den yeniden bir kere daha diriliş istiyoruz ya rabbi

Ey her şeye gücü yeten Allah’ım
Efendimizi düşünmekle
hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını
ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını duyarız.
Duyarız imanın yenilmez gücünü,
Duyarız Müslümanlığın kahramanlık olduğunu,
Duyarız doğruluğun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiğini,
Duyarız iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiğini.
N’olur bu ve benzeri nice güzellikleri daha derince ve engince
Bütün insanların ruhlarına duyur ya Rabbi!

Ya Rabbel alemin
Onun terbiyesi, onun üslûbu ve onun sistemiyle yetişmiş olan nesillerin
imanları iz’ân ufkuna erişiyor,
muhabbetleri çağlayanlara dönüşüyor.
efendimizi bu ölçüde duyup sevmeleri münasebetiyle
her an daha da şahlanıyor
ve o kutlunun arkasında bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşanıyor.
Sen dünyamıza yeniden bir huzur çağı
ve gül devri yaşat ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi Allah’ım
Yüzümüz yok, hicap içindeyiz;
Efendimizin senin katındaki nazının geçerliliğine de ümitlerimiz tam.
Keşke ne seviyede olursa olsun
efendimizden hiç uzaklaşmasaydık;
ondan gelen ışıklardan
ve ruhlarımıza boşalan mânâlardan
hiç mahrum kalmasaydık..
ve onu o inandırıcı çehresiyle
içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!..
sen bizleri kendi uzaklıklarını aşabilen
hak ve hakikatleri de bütün derinlikleriyle duyabilenlerden eyle ya rabbi!

ya ilahel alemin
O güzeller güzeli Sevgiliyi, bir kere daha misafirimiz eyle..
tahtını sinelerimize kur
gönüllerimizdeki karanlıkları kov,
bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur
ve bize yeniden diriliş yollarını göster ya rabbi

İnananları karanlıklardan aydınlığa çıkaran Allah’ım
her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri o kutlunun ışığıyla dağıtıver
herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver.
her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çözüver
sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coşturuver
ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluşturuver
ve bizi kendi içimizdeki hicran ve hasretlerimizden kurtarıver ya Rabbi!

Ey merhameti bol olan Allah’ım!
şefkati, adaletini aşkın gönüller sultanını unuttuğumuzun
ve saygısızlıkta bulunduğumuzun farkındayız.
Biliyoruz ki o rahmet nebisi
incinse de küsmedi
Vefasızlık görsede alakayı kesmedi
Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardı. Katiyen lanette bulunmadı. Lanet ve bedduaya “âmin” de demedi.
Sinesini, Ebû Cehil'leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiği kadar açtı
ve her sözünü, her davranışını senin rahmetinin enginliğine bağladı.
Sen bizleri onun o engin merhametinden istifade eden
ve şefaatine de nâil olanlardan eyle ey Rabbi!

Ey ihsanları sonsuz olan Allah’ım
düşe-kalka olsa da hep Efendimizin izinde yürüme gayretindeyiz.
N’olur bizi bir kere daha sevindir.
Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla
adını âleme tam duyuracak demdeyiz.
Bu dünya ışığa hasret gidiyor.
Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle,
yolların hakkını veremesek de hep yollardayız.
Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız hep senin habibin;
N’olur gönüllerimiz bir kere daha onunla dolsun,
ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın
ve viladeti bizim hakiki bayramımız olsun..

Ey yapılan dualara cevap veren Allâh’ım
Sana itaat edilir Sen karşılığını veririsin;
Sana isyan edilir, sen bağışlar ve affedersin,
Darda kalanlara icabet edersin,
Zararı sıkıntıyı ortadan kaldırırsın
Hastalara şifa, dertlilere deva verirsin
Günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin
Sen bizlerin dualarını kabul buyur ya Rabbi!

Allâh’ım
acizlikten, üzüntüden, tasadan, kederden,
Korkaklıktan, kabir azâbından, cehennem ateşinden sana sığınırız.
Bizleri kötülükten ve kötülerin şerrinden emin eyle ya Rabbi!

Ey Yüceler Yücesi!
bize karşı düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların kalblerini yumuşatmak murad ediyorsan,
bize ve gönüllüler hareketine karşı onların kalblerini yumuşat
ve sinelerini daimî bir sevgiyle doldur! Ya Rabbi!
Ey kalbleri evirip çeviren Sultanlar Sultanı!
Bizim kalblerimizi de, onların kalblerini de sevdiğin ve hoşnut olduğun güzelliklere çevir! Ya Rabbi!

Allahım
Sen bizlere bizi aşan istidat ve kabiliyetler ver
ve lutfedeceğin bu kabiliyetleri
senin rızan yolunda kullanmayı
bizlere nasip eyle ya Rabbi!

Allahım
Sen bizlere peygamberleri donattığın sıfatları lutfet lakin biz lutfedeceğin bu sıfatları tefahur vesilesi yapmayalım ve hep kendimizi sıfır görelim ya Rabbi!

Allahım
Cümlemize vicdan genişliği lutfet
Kalplerimize inşirah bahşet
Bizleri kollektif şuura sahip kullarından kıl
Ve bizleri müttakilere rehber eyle ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi olan Allahım
Biz ümmeti Muhammedin dağınıklığını gider
Bize ve ülkemize birlik ve dirlik ver
Bütün dünyaya da huzur ve barış nasibeyle..
Kalplerimizi birbirene ısındır ve
Bizleri birbirimize sevdir
Dünyanın dört bir tarafında hizmet eden kardeşlerimizi
Bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak kıl ya Rabbi!

Allâh'ım!
Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in Sen'den istediği
her türlü hayrı Sen'den istiyor,
yine Peygamber Efendimizin sana sığındığı
her türlü şerden de
sana sığınıyoruz.

Yâ Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekremelekremîn!
Bizim, anne-baba ve ecdadımızın
Bize rehberlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin,
Bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz hocalarımızın,
Sevdiklerimizin, sevenlerimizin,
Içinde neş’et ettiğimiz beldedeki insanların,
Milletimiz fertlerinin,
Kadın-erkek inanan bütün arkadaşlarımızın,
Dostlarımızın, kardeşlerimizin..
Bize karşı hep civanmertçe davrananların..
Hayır dualarında unutmayıp
Her zaman bizi de yâd edenlerin..
Üzerimizde hakkı bulunan kimselerin..
Kıymetli nasihatleriyle
Bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin...
Ve bütün ümmet-i Muhammed’in
Günahlarını bağışla! Ya Rabbi!

Allahım!
Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi
Bir kere daha tekrarlıyor,
Resûl-ü zîşânı, âlini, ashabını
Bir kez daha salavâtlarla anıyor
Ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz.
Ne olur, bizlerin dualarına icabet buyur ya Rabbi!

amin ve selamün alel murselin
vel hamdü lillahi Rabbi’l-alemin…



ÖMER FARUK ŞENTÜRK

[KIRIK TESTİ] Ey Güzeller Güzeli Sevgili Gel!..

[BAMTELİ]İnsanlık O’nunla Yeniden Diriliyor


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ÜÇ_AYLARYorum (5) :: Yorum yaz!8/3/2009

İslam dünyası yarın Mevlid Kandilini kutlayacak.8 Mart 2009 pazar akşamı Mevlid Kandili kutlanacak.

İslam dünyası yarın Mevlid Kandilini kutlayacak.8 Mart 2009 pazar akşamı Mevlid Kandili kutlanacak.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, "Giderek dünyeviliğe, bireysel benliklerine, çıkar ve hazza dayanan bir hayata yönelen çağımız insanlarının, Hz. Muhammed'in örnekliğine, manevi önderliğine, sevgisine, onu anlamaya ve sevmeye son derece ihtiyacı vardır" dedi.

Bardakoğlu, Mevlid Kandili dolayısıyla yayımladığı mesajda, yarın gece, "yüce yaratıcının insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi ilahi vahyin son ve tamamlayıcı halkası Hz. Muhammed'in hicri takvimle Mevlid Kandili'nin idrak edileceğini" hatırlattı.

Kur'an-ı Kerim'de, "And olsun ki Resulullah'da sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için mükemmel bir örnek vardır" denildiğini, ve Hz. Muhammed'in hayatının insanlara en güzel örnek olarak takdim edilip, onun örnek alınmasının istendiğini belirten Bardakoğlu, Hz. Muhammed'in hem ferdi, ailevi ve sosyal hayatı hem de söz ve açıklamalarıyla insanlığa kıyamete kadar kalıcı bir rehberlik ve örneklik sunduğunu vurguladı.

Kur'an'da "Allah'ın sevgisine mazhar olmanın Hz. Peygamber'e tabi olmaktan geçtiğinin" ve "Hz. Peygamber'in müminlerin içinde olduğu sürece Allah'ın kendilerine azap etmeyeceğinin" vurgulanmasının, Hz. Peygamber'in örnekliğinin inananlar için ne kadar önemli olduğunu gösterdiğine işaret eden Bardakoğlu, mesajında şu görüşlere yer verdi:

"Hz. Peygamber'i sevmek ve O'nu örnek almak demek, onun insanlığın huzuru ve kalıcı mutluluğu için yaptığı çağrıyı günümüze taşıyarak, hayatımıza yansıtmak, davranışlarımızı onun örnek ahlakına, emir ve tavsiyelerine göre şekillendirebilmek demektir. Çünkü O'nun örnek hayat çizgisi söz ve davranışlarının temsil ettiği değerler bütünü, bizler için her zaman yaşanabilir ve uygulanabilir özelliktedir. Yüce Rabbimizin peygamberleri, meleklerden ve olağanüstü güçlere sahip ve başka alemlere ait varlıklardan değil de içimizden seçmesi, bir beşer olarak göndermesi, peygamberlerin davetinin insanlar için anlaşılabilir, yaşanabilir, yapılabilir olduğunu göstermek içindir. Rahmet peygamberi efendimizi örnek almamız, sahip olduğumuz sorumluluğu, misyonu, insani ve ahlaki değerleri fark etmek demektir. Dindarlığımızın olgunlaşması da O'nu tanımaya, anlamaya, sevmeye bağlıdır. Dünya hayatının sonu gelmez koşuşturması, her bir yönden gelen bilgi kirlenmesi, iç dünyamızda yaşanan gel-gitler arasında bocalayan bizlerin günümüzdeki önemli sorunlarından biri, Hz. Peygamber'in örnek hayatı ile kendi hayatımız arasında sağlam bilgiye dayalı bir köprü kuramayışımız, sonuçta insanlığa rehberlik edecek, umut kapıları açacak ahlaki duyarlılığa sahip dindarlıkların üretilemeyişidir. Bu nedenle giderek dünyeviliğe, bireysel benliklerine, çıkar ve hazza dayanan bir hayata yönelen çağımız insanlarının O'nun örnekliğine, manevi önderliğine, sevgisine, O'nu

anlamaya ve sevmeye son derece ihtiyacı vardır." Hz. Muhammed'in dürüstlüğü, emaneti korumayı, insan haklarına ve bunun

önemli bir parçası olan kadın haklarına riayet etmeyi, yetim ve kimsesizlere kol kanat germeyi, ne söz ne davranışla kimseyi incitmemeyi ve iyilik yapmayı öğütlediğine ve yaşayışıyla bunlara örnek teşkil ettiğine dikkati çeken Bardakoğlu, Hz. Muhammed'in, yetimin elinden tuttuğunu, kimsesizlerin kimsesi olduğunu, hiç kimseyi incitmediğini, bütün varlığa şefkat nazarıyla bakmış, karşılaştığı onca çirkin iftiraya ve dayanılmaz ezaya rağmen kötülüğe kötülükle karşılık vermediğini belirtti.

Bardakoğlu, şunları kaydetti:

"Sahip olduğu ahlaki erdemlerle, Rabbimizin 'Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin' övgüsüne mazhar olan Sevgili Peygamberimiz, paylaşmayı, sevgi ve saygıyı, ötekini anlamayı ve ona yardım elini uzatmayı, müsamahayı, affı, rahmeti

ve merhameti sadece tavsiye etmemiş, bunları aynı zamanda yaşadığı örnek hayatında hep uygulamış, neticede bu ve benzeri erdemler Hz. Peygamber ve Sahabe topluluğunun hayat çizgisi olmuş, böylece sevgi, güven ve huzur temeline dayalı,

kendisiyle ve Yüce Yaratan'la barışık bir toplumu oluşturmanın yolları bizlere somut olarak gösterilmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle Mevlid Kandili'nin bütün insanlığa rahmet, dış ve iç dünyamıza huzur getirmesini, Mevlid-i Nebi'nin toplumumuzda, O'nu yakından tanımaya, sevmeye ve O'nun sevgisi etrafında birleşmeye vesile olmasını Yüce

Allah'tan temenni eder, vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın ve tüm İslam aleminin Mevlid Kandili'ni tebrik ederim."

İSTANBUL, KIBRIS, SARAYBOSNA VE KERKÜK'TEN MEVLİD YAYINI

Bu arada, Mevlid Kandili dolayısıyla İstanbul Yenikapı Mevlevihanesi Camii'nde mevlit okunacak. TRT 1'den saat 19.30'da canlı yayımlanacak mevlit programında, Kıbrıs, Saraybosna ve Kerkük'teki camilerle de bağlantı kurulacak. Ayrıca, Diyarbakır Ulucami'de diyanet personelince okunacak Kürtçe mevlit, TRT 6'da banttan yayımlanacak.

AA

 


07.Mart.2009 12:18:55
http://www.samanyoluhaber.com/haber-140829.html

__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ÜÇ_AYLARYorum (0) :: Yorum yaz!8/3/2009

ayet

"(Resûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir. Kevser,108/1,2,3.


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KURANYorum (0) :: Yorum yaz!8/3/2009

Bereket duası

Bereket duası
Enes b.Malik (r.a) Rasullah (s.a.s)in (ziraat ve ticaret ile iştigal eden )Medineliler için şöyle dua ettiğini bildirmiştir:

اَللَّهُمَّ باَرِكْ لَهُمْ فِي مِكْيَالِهِمْ وَبَارِكْ لَهُمْ فِي صَاعِهِمْ وَمُدِّهِمْ

Okunuşu;"Allahümme bârik lehüm fî mikyâlihim ve bârik lehüm fî sâ'ıhim ve müddihim."

Anlamı:"Allah'ım! Onların ölçülerini,tartılarını,her türlü ticari iş ve işlemlerini mübarek ve bereketli eyle!"

   Bu konuda yapılacak duaları gönlümüzden geldiğince ve dilimiz döndüğünce ihlas ve samimiyetle çoğaltabiliriz.Mesela;Allah'a hamd ve Rasulullah'a salat ve selam getirdikten sonra,Şu şekilde dualar edebiliriz.

  "Ya Rabbi! KAzancımıza bereket ihsan eyle, Helalinden en verimli ve üretken bir şekilde çalışıp çok kazanabilmeyi nasip eyle."

   "Ya Rabbi! Menkul ve gayri menkullerimizi,işyerimizi,malımızı,canımızı her türlü afetten ,yangından,soygundan, ve benzeri tehlikelerden muhafaza eyle!.

kaynak: http://dualarimiz.com/index.php?option=com_content&task=view&id=148&Itemid=143


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©DUALARYorum (0) :: Yorum yaz!13/2/2009

Kendi Küçük Vazifesi Büyük

Kendi Küçük Vazifesi Büyük
Mahmut Veziroğlu

Bitkilerin nesillerini devam ettirebilmeleri ya tohumları vasıtasıyla (generatif üreme) veya çelik, yumru ve sürgün gibi çeşitli aksamlarının kullanılmasıyla (vejetatif üreme) gerçekleştirilir. İnsanoğlu tabiatta cereyan ettirilen bu çoğalma şekillerini görmekte; fakat bunların gerçekleşmesi esnasında, ne tür hâdiselerin aksamadan yürütüldüğünü çoğu zaman fark edememekte veya hiç düşünmemektedir. İnsanların büyük çoğunluğu, bir tohumun veya bitkinin nasıl meydana getirildiğine maalesef dikkat etmemekte, bu eşsiz hâdisedeki hikmet ve gâyeden tefekkür tabloları çıkarma gayretine girmemektedir. Hâlbuki kâinatta yaratılmış olan her şey gibi tohumlar da Rabb'imizin büyüklüğünü gösteren muhteşem varlıklardır. "Şimdi ekmekte olduğunuzu (tohum) gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar kalırdınız." (Vakıa Sûresi, 63–65)

Tohumlara, onları diğer cisimlerden ayıran çok önemli hususiyetler verilmiştir. Tohumlar; ait oldukları bitkinin dallarına, yapraklarına, bu yaprakların sayısına, şekline; kabuğunun rengine, incelik ve kalınlığına; besin ve su taşıyan borularının genişliğine, sayısına; meyve verip vermeyeceğine, verecekse bu meyvelerin tatlarına, kokularına, şekillerine, renklerine dâir her türlü bilgiyle donatılmıştır. Hattâ normal gelişme esnasında çevreden kaynaklanan menfî bir tesir karşısında bir bitkinin nasıl davranacağına dâir bilgiler de programına dercedilmiştir. Meselâ, iklim şartlarının uygun olması durumunda normal gelişmesine devam eden bitkilerin fizyolojik programlarına, bilhassa düşük yağış ve yüksek sıcaklık gibi uygun olmayan şartlarda kısa bir sürede tohum oluşturma yoluna giderek nesillerini muhafaza etmeye yönelmeleri bile kaydedilmiştir. "Taneyi ve çekirdeği yaratan şüphesiz Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?" (En'am Sûresi, 95)

Mükemmel bilgilerle donatılmış olan tohumlardan bir bitkinin meydana gelme sürecini incelediğimizde; tohumun, kendine verilen ilâhî emir doğrultusunda uygun ortam şartları yaratıldığında önce çimlendiğini, sonra bu çimde gövde ve yaprak teşkil edildiğini, emredilen zamanda da çiçek meydana geldiğini görürüz. Meyve ve tohum oluşturmakla vazifelendirilmiş çiçekler, ya kendi polenleriyle (kendine tozlaşan) veya aynı türe ait başka bir bitkinin çiçeğinde bulunan polenlerle (yabancı tozlaşan) son derece düzenli bir sistemle buluşturulmaktadır. Kendine tozlaşan bitkilerde çiçek yaprakları ya açılmaz veya polenlerin olgunlaşmasından sonra açılır. Bazı bitkilerin erkeklik ve dişilik organları, bitkinin diğer bazı kısımları tarafından gizlenecek şekilde olduğundan, başka bir polen buraya kolay kolay giremez; dolayısıyla bitki kendine emredilene uyarak, sadece kendi çiçek tozlarıyla tozlaşabilir.

Yabancı tozlaşan bitkiler de, kendilerine hayat veren Yaratıcı'nın belirlediği kurallara uygun olarak hareket eder ve -kendi çiçek tozuna değil- aynı türe ait başka bir bitkiden gelecek çiçek tozuna ihtiyaç duyar. Polenin taşınması, ya rüzgâr ve su (yağmur) vasıtasıyla veya çiçekleri ziyaret eden böcekler yardımıyla gerçekleşir.

Rüzgâr ve yağmur ile tozlaşan birçok bitkide çiçekler gösterişsizdir; fakat çok sayıda polen üretecek şekilde yaratılmıştır. Rüzgâr veya yağmur sularıyla etrafa dağılan polenlerin birçoğu görünüşte harap olsa bile, bunlar toprağın organik bakımdan zenginleşmesine; içlerinden en az biri de, bir çiçeğin tozlaşmasına vesile olur. Rabb'imiz böceklerle tozlaşan bitkilerin çiçeklerini, böcekleri cezbetmeleri için değişik renk ve şekillerle donatmıştır. Nispeten daha az polene sahip bu çiçeklerin polenleri, tozlaşma esnasında, bu iş için hususi bacak, kanat ve antene sahip kılınmış arı gibi böcekler vasıtasıyla onlara vahyedildiği (Nahl/68–69) şekilde taşınmaktadır. Bu tozlaşmayı sağlayan böceklere ve onların yavrularına, mükâfat olarak balözü denen nektar ve polen ihsan edilmektedir.

Arılar; tozlaşmayı sağlayan böcekler içerisinde en önemli gruptur. Arı dendiğinde, birçok insanın aklına bal arısı gelir; fakat yaban arıları da insanların hizmetine sunulmuştur. Arılar insanlara sundukları ürünlerin yanında, üretime olan katkılarıyla da vazgeçilmez canlılardır.

Arılar ziyaret ettikleri çiçeklerden emdikleri nektarı 'bal midesinde' depo ederler ve sonra da bu nektarı bal olarak peteğe boşaltırlar. Arılara polen toplama görevi veren Yaratıcı, bunun için de onlara özel bacaklar ihsan etmiştir. Arıların arka bacakları diğer bütün böceklerden farklıdır. Geniş olan bu bacakların üzerinde karşılıklı olarak dizilen uzun kıllar âdeta bir sepet vazifesi görür.

Dünya genelinde insan gıdasının % 90'ını karşılayan 82 bitki türünün 63'ü (% 77), arılar tarafından tozlanır; arılar olmadan bu bitkilerin tohum bağlaması hemen hemen imkânsızdır. Meselâ elma, armut, şeftali, kayısı, vişne, kiraz, kavun, karpuz ve kabak gibi doğrudan insan gıdası olarak kullanılan bitkilerde; ayçiçeği, aspir, kolza, pamuk, şekerpancarı gibi endüstri ve yonca, korunga, çayır üçgülü, aküçgül, fiğ gibi yem bitkilerinde tohum oluşumu için mutlaka arılara ihtiyaç duyulmaktadır. Dünya genelinde her yıl arı tozlaşmasıyla elde edilen ürün, o yıl üretilen balın değeri ile mukayese edilmeyecek kadar fazladır. O hâlde arılar, bal yapmaktan çok daha önemli bir vazife yerine getirmektedir. Arılar bütün bunların yanı sıra, bu bitkileri gıda ve barınak olarak kullanan değişik gruplara mensup binlerce hayvanın hayatlarını sürdürmelerine de imkân hazırlamaktadır. Burada zihinlere, ister istemez, Einstein'ın arıların ekosistemden yok olmaları ile kıyamet arasında kurduğu irtibat düşmektedir.

Erozyonun önlenmesi gibi, özellikle ülkemiz için hayatî önem arz eden bir vazifeyi yerine getirmek de, arılara verilen görevlerdendir. Erozyon problemi olan sahalarda Asteraceae, Boraginaceae, Brassicaceae, Campanulaceae, Compositae ve Fabaceae gibi arıların tozlaşmasına ihtiyaç duyan bitkiler yaygın olarak bulunmaktadır. Benzer şekilde hayvan besleme ve tabiî dengeyi koruma açısından oldukça önemli olan yem bitkileri de tozlaşma için böceklere ihtiyaç duymaktadır. Yonca vb. bitkilerde çiçek organlarının üstü zarlarla kaplı yaratılmıştır, bu bitkilerde polenin dışarıya çıkabilmesi için söz konusu zarların arılar tarafından yırtılması gerekmektedir.

Arılar, sevk-i ilâhiyle, gün boyu aynı tür bitkilerden nektar ve polen alırlar. Etrafta daha fazla nektar ve polen ihtiva eden başka bitkiler olsa da, arıların ilk ziyaret ettiği bitki türünün dışındakilere uğramaması, gün boyu aynı bitkinin çiçeklerinden nektar ve polen toplaması, onların bu işi rastgele yapmadıklarını gösterir.

Netice olarak; kâinattaki diğer birçok canlı gibi arılar da, Âlemlerin Rabbi'nin belirlediği kurallar çerçevesinde insanoğluna hizmet etmektedir. Fakat kâinatın mânâsını ve canlıların yaratılış hikmetlerini araştırmadan yapılan faaliyetler, gelişigüzel sanayileşmenin bir neticesi olarak gittikçe artan hava kirliliği ve dikkatsizce kullanılan kimyevî maddeler arıların sayısını günden güne azaltmaktadır. İnsanoğlunun çıkardığı yangınlar ve savaşlar bir tarafa, sadece arıların yok olmasına sebep olan uygulamaları dahi insanlığın yok olmasına sebep olabilir. Çünkü arıların yok olması durumunda, insanlık kendisine ve çeşitli hayvanlara rızık olan bitkilerin yok olması, erozyon ve çölleşme gibi birçok felaket ile yüz yüze gelecektir.

Kaynaklar
- Anon., 2004. Edirne Arıcılığı. Edirne Tarım İl Müdürlüğü, Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürlüğü Yayını. http://www.edirnetarim.gov.tr/ciftciegitana.html.
- Erdoğan, Ü. ve Y. Erdoğan, 2006. Üzümsü Meyvelerin Tozlaşmasında Bal Arılarının (Apis mellifera L.) Yeri ve Önemi, 2. Ulusal Üzümsü Meyveler Sempozyumu 14–16 Eylül 2006, s. 359–364.
- Genç, F. 2007. Arıların Sırlı Dünyası. Sızıntı, Yıl: 29 Sayı: 344.
- Çakmak, İ. 2002. Ekolojik Tarım ve Tozlaşma Uludağ Bee Journal, p 27–29.
- Çakmak, İ. 2004. Arıların Yayılma Ekolojisi ve Bitkisel Üretimdeki Rolü. Uludağ Bee Journal, p 81–87.
- Özbek, H. 1986. Arılar ve Bitki Yetiştiriciliği. Hasad, 1 (10): 18–19.
- Özbek, H. 2002. Arılar ve Doğa, Uludağ Arıcılık Dergisi, s. 22–25.
- Şehirali, S. ve M. Özgen, 2007. Bitki Islahı. Ankara Üniversitesi Yayın no: 1553, Ziraat Fak. Ders Kitabı: 506, s. 270.
- Yılmaz, A. 1984. Arıların Sırlı Dünyası, Sızıntı, Yıl: 6 Sayı :67.
http://www.sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=4581&SAYIID=360&KATID=16
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©SIZINTIYorum (0) :: Yorum yaz!30/1/2009

YANIK YÜREKLER...OSMAN ŞİMŞEK



Tanıtım Yazısı:

Yanık Yürekler

Çöle dökülen o suyla dünyanın dört bir yanındaki küskün çöller Cennete döndü…
Sibirya’da kardelenler, Vietnam’da ıhlamurlar çiçek açtı.
Kara kıtanın yanık çölleri suya kavuştu.
Önden giden atlılar, kırık testiyle giderdiler susuzluğunu.
Kırık testiyle aştılar ıssız çölleri.
Yanık bir yürekten çağlar kırık testinin suyu.
Nice yiğitler yanan çöllerde içenlerin canına can katan o suyla serinlediler.
Nice kahraman bacılar Sibirya’nın soğuklarında o yanık yürekten gelen sıcak esintilerle ısındılar. Gurbetin dayanılmaz sancılarına şifa oldu, kırık testinin suyu.

Osman Şimşek
http://www.hayatinrengi.net/kitapsever-bolum/31309-yanik-yurekler-osman-simsek.html

__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAP_ZAMANIYorum (0) :: Yorum yaz!28/12/2008

40 kere Hac sevabı alınan dua

İbrahim aleyhisselam, (Elhamdü lillahi kable külli ehad, vel hamdü lillahi ba’de külli ehad, elhamdü lillahi alâ külli hâl) diye dua edince, Hak teâlâ, (Yâ Cebrail, dostuma selam söyle! O üç kelamı üç defa söyledi, ben azimüşşan da, ona kırk defa kabul olunmuş nafile hac sevabını verdim. Bu duayı okuyan her Müslümana da, aynı sevabı ihsan ederim) buyurdu. (Miftahül cenne)

Elhamdü lillahi kable külli ehad = Her şeyden önce Allahü teâlâya hamd ederim.

Elhamdü lillahi ba’de külli ehad = Her şeyden sonra Allahü teâlâya hamd ederim.

Elhamdü lillahi alâ külli hâl = Her halükârda Allahü teâlâya hamd ederim

Dua Ufku

http://www.altinnesil.gen.tr/40-kere-hac-sevabi-alinan-dua.html


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©DUALARYorum (0) :: Yorum yaz!28/12/2008

Ben seni görmeden sevdim

Ben seni görmeden sevdim

Yorgun gecelerde titreyen bir yanı yetim, bir yanı öksüz yüregimle sevdim seni

Ey gönül bahçemde büyüttüğüm nazlı çiçek

Ey sevdamın adı, aşkın gerçek anlamı

Bu hasret bu gurbet söyle söyle ne zaman bitecek

Ben seni görmeden sevdim

Yolunu gözledim bir Medine sabahı

Ellerimde güller, güller ki kokunu aldığım

Kokunu alıp yandığım, yanıp yanıp ağladığım

Ben seni görmeden sevdim

Gözlerini gözlerime değdir efendim

Ellerini ellerime

Sevmeyi senden öğrendim ilkin

Sevilmesi gereken her şeyi senden

Şefkat seninle mana buldu

Buz çöllerini seninle aştım

Abı hayat sundun sıcak ikliminle

Gözlerini gözlerime değdir

Ellerini ellerime efendim

Ben seni görmeden sevdim

Bahar yüzlü insanlar bildim etrafında pervane

Onlardan biri olmak istedim hep

Her emrine amade

Seninle yaşamak

Seninle ölmek

Seninle ağlamak

Ve seninle tebessüm etmek

Aynı sofrayı seninle paylaşmak istedim

Ama en çok seni, seni görmek istedim

Göremesem de

Ben seni görmeden sevdim

Veysel Karani sabrıyla büyüttüm sevgimi

Hüznü yoldaş ettim

Kah yeller gibi estim yemende

Kah mecnun gibi düştüm çöllere

Bil ki, ölüm kapımı çalıp geldiğinde

Ne zaman nasıl kimbilir nerede

Ben seni görmeden sevdim


Ben seni görmeden sevdim

Rüyalarım var sana dair

Özlemlerim var sana

Al yüreğim senin olsun Sultanım

Uyandır beni aşka

Ey gül-i vefa

Ey rahmet sanağı

Yağmur yağmur tane tane düştünde gönlüme

Kurak topraklarım hayat buldu gelişinle

Ben Leyla çölünde seraplar gördüm çok zaman

Boş hülyalara daldım, kayboldum

Su içtiğim pınarlara ateşler dokundu

Ben aşkımın hicranını sırtımda taşıdım

Ben seni görmeden sevdim


Seni görmeden seven milyonlarca sevdalı gibi

En berrak duygular besledim sana

En nadide hisleri

Gel efendim, al götür beni uzaklara

Düşmeden gülün tuzaklara

Gözlerimde yaş akar durur

Bu ayrılık beni yakar vurur

Gözlerini gözlerime değdir

Ellerini ellerime efendim


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KAINATIN_EFENDISINE_SAV_Yorum (0) :: Yorum yaz!28/12/2008
Sayfa Toplam:144
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Tasarim© ynsm2006




isLamList.Net  || Musluman Bir Neslin Secimi ||