Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular: (Sübhanallah ve-l hamdülillah ve la ilahe illallah, Allahu ekber) sözlerini söylemem benim için güneşin üzerine doğup battığı her şeyden daha sevgilidir. (Müslim, Zikr, 32) Sübhanallah ve-l hamdülillah ve la ilahe illallah, Allahu ekber: Allah ne kusursuz, ne kadar güzel, Ne kadar sonsuzdur. Onu över ona hamd ederim. Ondan başka ilah yoktur, yalnız ona kulluk edilir mülk onundur. O en yüce, en büyük, en kuvvetli en azizdir.
Hadisten bize mesajlar:
1. Allahı zikretmek bize her şeyden daha sevimli ve sevgili gelmeli.
2. Güneşin üzerine doğup battığı her şeye sahib olan mı, yoksa bu sözleri söyleyip yüreğinde taşıyan mı daha zengin bir düşünelim!!!
Sokaktan bir cenaze geçmektedir; Allah rasûlü (sas) ayağa kalkar. Sahabe-i kiram ey Allahın rasûlü o bir yahudi cenazesidir derler. Bunun üzerine Peygamber efendimiz (sas) şöyle buyurur: Ölüm ani ve üzücü bir olaydır. Bir cenaze gördüğünüzde saygınızı gösterin, ayağa kalkın. (Buhari, cenaiz,1311, Ahmed bin Hanbel, müsned,14018)
Hadisten aldığımız mesajlar
1. İnsanın dirisi de, ölüsü de saygıya layıktır. Saygısızlık insani bir davranış değildir.
2. Rahmet Peygamberi bize örnek oluyor. İnsanların acısını cenazeye gösterdiği saygıyla paylaşıyor.
3. İnsanın ölüsüne saygı buysa sizce dirisine saygımız nasıl olmalı.
Ukbe İbnu Amir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle söylediğini işittim: “Rabb’in, koyun güden bir çobanın, bir dağın zirvesine çıkıp namaz için ezan okuyup sonra da namaz kılmasından hoşlanır ve Allah Teâlâ hazretleri şöyle der: “Benim şu kuluma bakın! Ezan okuyor, namaz kılıyor, yani benden korkuyor. Kasem olsun, kulumu affettim ve onu Cennet’ime dahil ettim.” (Ebû Dâvud, Salât 272, Nesâî, Ezân 26).
Muaz b. Cebel, Hz. Peygamber’den şu hadisi rivayet etmektedir:
“Allah, ‘Ey gençliğini benim için harcayan, şehvetini benim için terk eden genç! Sen yanımda bazı meleklerim gibisin.’ demektedir.” (Ebû Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, V, 237)
Bundan daha temiz kalpli kim olabilir? Veya bulûğ çağına vardıktan bu yana günah işlemeyen, Allah’a itaat ve ibadetle gelişen, O’nun hakkına uymayı âdet haline getiren kişiden, yardım ve desteğe kim öncelikli olarak hak kazanabilir? Öyle ise bu işi kendine âdet edinen, bunun zıddına asla yanaşmayan kişiye, Allah hakkına riâyet etmek kolay ve güçlüğü azdır. Allah yolunda çalışması ise uzun sürelidir.
İkinci kısım ise hevâ-yı nefsine uyduktan sonra tövbe eden, cehaletinden dönüp Allah’a yönelen, zamanında işlediği günahlarına pişman olan kimsedir. Allah o kişiye, hiçbir farzı terk etmeme ve geçmişte işlediği hiçbir günaha tekrar dönmeme azim ve gayretini bahşeder. Bu arada nefis, günahta geçici zevki göz önüne getirerek onu alışkanlıklarına devam etmeye ikna etmek için mücadele eder. O, nefsini gemlemek için de mücadele eder, günahtan doğacak azapla korkutur. Düşmanı onu, yapmadığı, dolayısıyla lezzetini kaçırdığı günahlara davet eder. O da günahtaki çirkinliği hatırlatır, Allah’ın onu, hoşa gitmeyen şeylerden çekip, Allah’ın rızasına kavuşturacak şeylere yöneltmesinden dolayı büyük lütufta bulunduğunu hatırlatır... Bu mücadele sürüp giderken Allah onu tasdik ederek, yardımına koşar, nefsinin değerini düşürecek şehvetlerden alıkoyar. Bu yardım, Allah’a itaat etmeyi kolaylaştıracak ana kadar sürer. Nitekim Allah bunu vaad etmiştir: “Hidayet bulanlara gelince, Allah onların hidayetlerini artırmış ve onlara korunmalarını vermiştir.” (Muhammed, 47/17) “Ama kendilerine öğütlenenleri yapsalardı, elbette kendileri için daha iyi ve daha sağlam olurdu. O zaman elbette kendilerine katımızdan mükâfat verirdik.” (Nisa, 4/66-67)