...:::İYİ BAYRAMLAR:::...


PENSİLVANYA GÜNLÜĞÜ
 
ABDULLAH AYMAZ
27.09.2006  ÇARŞAMBA
 
İrfan pınarları hep kaynayıp duran büyüklerimiz gibi bereketli sohbet sofraları sunan Fethullah Gülen Hocaefendi’nin marifetullah ve muhabbetullah zevk ve neşvesi dolu sözlerinden, Ahmet Özer arkadaşımız bir günlük hazırlamış.
Bu konuşmaların içinde neler yok ki...
Malum, sohbette insibağ, yani aynı renkler ve boyalarla boyanmak vardır. Bu, ruhî ve kalbî bir inkişafa sebep olduğu gibi gönülden akan çağlayanlarda yıkanmaya ve feyizlerden de istifadeye vesiledir.
Pek çok değişik mevzuda söylenmiş sözün, bazen bir cümle bazen bir paragrafta ifade edilerek istifadeye arz edilmiş olması rengârenk bir çiçek bahçesini andırıyor... Biz 552 sayfalık büyük boy bu kitaptan bazı alıntılar yaparak sizlere “sıradışı bir günlük denemesi” olan “Pensilvanya Günlüğü” nü tanıtmaya çalışacağız:
 
* “Gönülden beğendiğim insan, iddiasız insandır. Bunlar daima düşmeyecek yerde dururlar.”
* “Bir damla dava yüklü bir insan, kendinden elli kat daha yüklü (zeki) bir dahiden daha güçlüdür.”
* “Sevinç ve keder birbirinin habercisidir. Birisi varsa öbürü de yolda demektir.”
* “Bazen yerinde durma, öyle bir şecaattir ki, düşmana korku salar.”
* “Problemleri dışta aramayalım. Onlar içimizdedir. İçimizdeki problemleri çözdüğümüz zaman, peşi peşine dıştaki problemler de çözülecektir. Bunda kimsenin şüphesi olmasın. Zamanın çıldırtıcılığına karşı sabır gerekir.”
* “Cemaat İlahî bir serâdır. Ona dehâlet eden insanlar, velâyet mertebesine yükselmede temel şartlardan biri olan masuniyete kilitlenmiş olurlar.”
* “Tohumun sırrı toprakta çözülür.” “Bir yudum şefkat, bazen bir umman olarak karşımıza çıkar.”
* “Hızır seccadesinin serilmesi gereken yere başka bir seccade sermek, yapılması gereken bir iş değildir. Ne olursa olsun, âhir zamandaki diriliş, ‘hâl-i leyyin, tavr-ı leyyin, kalb-i leyyin ve kavl-i leyyin’ ayrılmaz vasıfları olan hamle ve aksiyon devrine ayna oluyor.”
* “Rüyada yılan çiyan görüldüğü zaman Allah’a sığınmalı ve başkalarını alâkadar eden görüntülerde sû-i zanna girilmemelidir. Yılan çıyan, nefsin demir pençesine delâlet eder.”
* “Rüyaların bazısı irşad mâhiyetindedir. Allah, ictihadında yanılanları rüyada ikaz eder.”
* “Ene’nin burnunu kıracak bir balyoza herkesin ihtiyacı vardır.”
* “Her zaman bulamayacağınız şeylerin tiryakisi olmamalısınız.”
* “Biz kaderî bir plânın oyuncularıyız. Belli bir noktaya nazarımızı yoğunlaştırır da bunda da ısrarcı olursak, daha derin şeyleri görmeye muvaffak olabiliriz. Semîh (cömert) bir kalple Kur’an’a bakanlara Kur’an, semahat (cömertlik ) ufkunu açar. Siz Kur’an’ı takip ederseniz Kur’an da sizi takip eder. Böylece İlâhî Kelâm’ın doyumsuz sırlı sofrasına davet edilmiş olursunuz. Kur’an’a bakış İlâhî Kelâm mülahazasıyla olmalıdır.”
* “Önemli olan, hatalarımız söylendiğinde, hemen o hatadan dönmesini bilmektir. Aksi takdirde yani enâniyete aldanıp hatada ısrar etmekle, bütün isimlerin mazhariyetlerine karşı kapanma söz konusu olabilir.”
* “Şu dünyadan girdiği gibi (tertemiz) çıkanlara müjde!”
* “En güzel rüya, yorumuyla ilham edilen rüyadır.”
* “Derdin ve ızdırabın açtığı nice kapılar vardır ki, dâhiler orada ancak kapıkulu olabilirler.”
* “Tavırları, kalplerinin yansıması olanlara bakmalı. Kalbinin ciddiyeti ve haşyeti size de akseder ve sizde uhrevî inşirah hâsıl olur.”
* “Sözlerin kalbinin sesi ve yansıması değilse, gevezeliğin mânâsı ne? Kendinizi peylemenizin bereketi yoktur.”
* “Derince duyulmayan ibadetler, folklör olmaktan öteye gitmez. Başkalarının kurtulmasına çalışmayanların kurtulmaları çok zor.”
* “Tarihin karanlıklarına sarmalanmış hâdiseleri, günümüzde eşeleyerek kavga vesilesi yapmamalıyız.”
* “İhlası pratikte yaşayanlar bazı felâketlerden masun kalırlar.”
* “Ganimeti güzel olan şeylerin ceremeleri de ağırdır.”
* “Kalp sesleri her zaman kendilerini aşan bir seviyede cereyan edenler, meleklerin soluklarıyla atbaşıdırlar. Kalbini dinleyen ve kalbiyle konuşan bu zaman üstü insanlar, şimdi seslendirdikleri bu gönül bestelerinin yanında, duygu mızrabıyla gönül telleri üzerinde, duyurup duymaya çalıştıkları ne kadar nağme varsa, hepsini bir koro gibi birden duyar, birden dinler ve geçmişlerini bu günle beraber bir zevk zemzemesi halinde yudumlarlar.”
 
Gönül bahçesinin irfan pınarından kaynayan bu lâl ü güherlerden sadece bu kadarını sizlere takdim edebildim.

17.09.2006

__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAPLARDAN_SOZLERYorum (yok) :: Yorum yaz!23/10/2006

güzel sözler

http://www.herkul.org/golgeler/index.php?view=archive


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAPLARDAN_SOZLERYorum (1) :: Yorum yaz!19/10/2006

güzel sözler...

http://www.herkul.org/golgeler/index.php?view=archive


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAPLARDAN_SOZLERYorum (yok) :: Yorum yaz!18/10/2006

şiir...


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAPLARDAN_SOZLERYorum (1) :: Yorum yaz!15/10/2006

bediüzzaman dan


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAPLARDAN_SOZLERYorum (yok) :: Yorum yaz!9/10/2006

duyuşlar...


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAPLARDAN_SOZLERYorum (yok) :: Yorum yaz!9/10/2006

Çalışmada ve hizmet vermede huzur vardır

Çalışmada ve hizmet vermede huzur vardır
VEHBİ YILDIZ
Helâl dairesinde çalışmada ve hizmet vermede izzet, lezzet, ümit ve neş’e vardır. Atâlette ve miskinlikte veya sadece şahsî çıkarlar için çalışmada ise zillet, gam, yeis, sıkıntı ve cehennem elemi vardır. Bunun hikmeti şudur:

Hizmetin mükâfatı cennettir. Tembelliğin cezası da cehennemdir. Cenab-ı Hak yüce dini için çalışan ve hizmet eden kimselere veya ailesinin ve cemiyetinin huzurlu olması için çalışan kimselere daha dünyada iken hizmetleri için de cennetteki lezzeti andıracak manevî bir lezzet dercetmiştir. Ve böylelerine bu lezzeti daha dünyada iken tattırıyor. Ayrıca onları aziz kılıyor. Aziz olan Yüce Allah’a ve O’nun mukaddes kitabına ve şerefli elçisine intisab eden ve bu intisab çemberini genişletmek ve muhtaç gönüllere tevhid hakîkatini ulaştırmak için çırpınan ve gayret gösteren kimseleri Yüce Allah elbette ki aziz kılar. Evet Allah için tevazu gösteren ve gayret sarf eden kimseyi Allah, hiç aziz kılmaz mı? Kaldı ki, “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olandır.” hükmü herkesçe bilinen bir hakikattir.

İşte bunun içindir ki, insan çalışması hizmeti oranında ve verim verdikçe lezzet alır, huzurlu olur ve cennet saadetine benzer bir saadetle ömrünü geçirir. Ve yine bunun içindir ki hizmet vermeyen ve çalışmayanlar her şeyden huzursuzdurlar ve herkesle geçimsizdirler. Böyleleri dünyayı elde etseler yine doymazlar. Çünkü ruhlarında ciddi bir cehennem elemi vardır.

Cenab-ı Hak kâmil derecedeki kerem ve lütfunun eseri olarak çalışmanın ve hizmet etmenin ücret ve mükâfatını bizzat amelin ve hizmetin içine dercetmiştir. Bundan dolayıdır ki bütün varlıklar kendilerine ait vazifelerini son derece şevk ve iştiyakla yapar ve çalışmada sonuna kadar sebat ederler.


Tembel insan devamlı şikâyetçidir

“Tembel olan ve devamlı rahatını düşünen kimse ömründen sürekli şikayetçidir. Çok çalışan ve durmadan koşan kimse ise haline ve hayâtına karşı daima şükür içerisindedir” hükmü bitkilerden hayvanlara ve hayvanlardan insanlık âlemine kadar gayet küllî ve çaplı bir düsturdur. Hem bundan ötürüdür ki “Rahat zahmette, zahmet de rahattadır.” cümlesi darb-ı mesel olmuştur. Bu husus kâinatta cereyan eden ve “sünnetullah” tabir edilen gayet mühim bir düsturdur. Nitekim, şehidin canını feda etmesi bu huzurun delilidir. Zenginlerin servetlerini hak yolda infak etmeleri bunun alâmetidir. Fakirlerin vermek için çalışmaları bunun işaretidir. Mü’minlerin kıta kıta dolaşmaları bundan ötürüdür. Hem ecdadımız bunun için vakıflar kurmuş ve arkalarında pek çok hayırlı eserler bırakıp âhirete öyle gitmişlerdir. Hâsılı, denilebilir ki, hak yolda sebat edip sadâkatle hizmet edenlerin huzurları şu sırlardan kaynaklanmaktadır:

Yüce Allah’ın rahmeti onları kaplıyor. Allah’ın mağfireti onları bağışlıyor, hizmetleri günahlarına keffaret oluyor, melekler onları alkışlıyor ve onlar için istiğfar ediyor, çalışmalarından faydalanan kimseler, onlar için hayır ve kurtuluş duasında bulunuyorlar. Ve nihayet kişi çevresine kendi gözlüğüyle baktığından; hizmet eden bir kimse çevresine o gözle bakar. Çevresinin hep hizmet ettiğini görür ve ümitle ve neş’eyle hayatını geçirir. Aksi takdirde ümitsiz olur ve hayatını zehir eder.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=23&hn=4809
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAPLARDAN_SOZLERYorum (yok) :: Yorum yaz!30/9/2006

KÜRSÜ'den gönüllere] Rahmet ve bereket ayı Ramazan yeniden u

KÜRSÜ'den gönüllere] Rahmet ve bereket ayı Ramazan yeniden ufkumuzda



Bilindiği gibi bazı mübarek ay, gün ve gecelere ait bir kısım faziletlerden bahsedilmiştir. Mesela, Kur'ân'ın ifadesiyle, Kadir Gecesi'ni ihya eden bir insan, bin ayı ihya etmiş gibi sevap alır.
Yine Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ifadesiyle, vatanı korumak gayesiyle bir saat nöbet tutan insan, bir sene ibadet yapmış gibi sevap kazanır; keza bir saat tefekkür eden insan, bir sene ibadet yapmış gibi olur...



Demek bu türlü az ve dar bir zaman dilimi içinde, yine hayatî önem taşıyan bir mekânda bir insanın yapacağı bazı hususi, cüzî, zıllî şeyler, cüz'iyetten çıkıp külliyet kesbediyor, zılliyetten çıkıp asliyete inkılâp ediyor ve Cenab-ı Hakk'ın katında aslı eda edilmiş gibi kabul ediliyor.
Bir insan, Ramazan-ı şerifi, gecelerini kıyamla, gündüzlerini de oruçla geçirirse, onun için Kadir Gecesi'nde vaat edilen İlahi lütuflar bahis mevzuu olabilir. Dolayısıyla bütün bir seneyi câmî bir mümin olarak geçirir ve böyle bir insanın sakatatı olmaz. Bu da, o insan için bir sâlih (doğurgan) dairenin teşekkül etmesi demektir ki, böyle bir durumda her hayır, başka bir hayrı doğurur ve derken o insan için bir hayırlar dairesi teşekkül eder.
Evet, bir insan gecesiyle gündüzüyle bir Ramazan-ı şerifi ihya etmekle, bütün sene hayırlara açık olabilir ve hep hayır yollarında dolaşabilir. Tabii böyle potansiyel bir lütf-i İlâhi herkes için söz konusudur. Ramazan-ı şerifi tastamam ihya eden bir insan için Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Kim inanarak ve aynı zamanda sevabını da Allah'tan bekleyerek oruç tutarsa, işlediği bütün günahları Allah (celle celâluhu) affeder.” buyurur. Demek bu türlü mübarek ibadetlerde insanın niyeti, hulûsu, yakîn mülahazası çok önemli ki, bunların derinliğine göre Allah (celle celâluhu), bazen bire on, bazen yüz ve bazen de milyon veriyor. Tabii böyle bir sevap katlaması, o insanın ömrünün bütün senelerinde yapacağı ibadetin sevabını aşar.
Bunu küçük bir misalle anlatmak gerekirse, diyelim ki Ramazan-ı şerifte Kadir Gecesi'ni yakaladınız. Bu, bin ay hesabına göre seksen sene yapar. Buna göre, o insan sanki seksen sene yaşamış gibi sevap kazanır; başka bir ifadeyle, bin ay namaz kılmış, bin ay oruç tutmuş gibi olur. Bu ise, bir insanın ömrünü aşkın bir şeydir; zira ümmet-i Muhammed'in en uzun yaşayanları bile seksen yaşını biraz aşkın yaşamışlardır/yaşıyorlar.
Ramazan'da yapılan ibadetlere riya ve süm'a giremez
Yine bu öyle bin ay ve öyle seksen sene ki, içinde riya yok, süm'a yok.. mesela siz namaz kılar, rükûa gidersiniz ama içinizden, “çevredeki insanlar da gördü, iyi bir rükû çıkardım” diye geçirseniz; yine secdeye gider, Cenab-ı Hakk'ın, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in secdesini tarif ederken “Secde edenler arasında kıvrım kıvrım halini Allah görüyor..” (Şuara Sûresi, 26/219) ifadesinde olduğu gibi, kıvrım kıvrım bir secde eda edersiniz; ama aklınızın köşesinden, ‘nasıl secde edilirmiş insanlar bir görsün' diye geçirseniz, sizin bu düşünceniz o secdeyi de, rükûu da ve onların önündeki şeyleri de alır götürür. Bu ibadetinizden elinizde sadece yatıp kalkmanız ve bir de yorgunluğunuz kâr olarak kalır. Ama Kadir Gecesi'nde kazandığınız şey, öyle bir netice verir ki, gecenin bir ânında ve kimsenin olmadığı bir ortamda yaptığınız ibadet ü taati riya, süm'a fırtınaları alıp götürmez. Yine onun içinde başka günahlar da yoktur; mesela harama bakmamış, yalan söylememiş, din-i mübîn-i İslam'ın esaslarına aykırı hareket etmemişsinizdir.
Bir ehl-i tahkikten bu geceyle ilgili şöyle bir değerlendirme duymuştum; bu zat derdi ki, mesela birinin malını yemişsiniz, birine sövmüşsünüz ya da birinin gıybetini etmiş, çekiştirmişsiniz. Bütün bunların karşılığını ötede sizin sevabınızdan alır, ona verirler. Ancak bu verilecek şeyler, sizin yaptığınız şeylerden verilir; fazlî olan, yani Allah'ın (celle celâluhu) size fazlından verdiği şeylerden verilmez. O halde, eğer Cenab-ı Hak bir gecede size seksen senelik bir ecir vermişse, seksen bin adama borcunuz da olsa, eğer sizin sadece o geceniz varsa, o geceniz alınıp onlara taksim edilir; ama Allah'ın fazlî surette size verdiği şey, seksen seneye muâdil olarak bitevî size kalır...
İşte Ramazan ayı, böylesine hayırlara, hasenata açık ve aynı zamanda önemli hayırlar doğuran bir aydır. Ancak hususiyle Kur'ân hizmetkârlarının, Ramazan'ı da, başka zamanları da ayrı bir önem arz etmektedir. Çünkü günümüzde hiç kimsenin yapamayacağı her mevsime ait işleri, Allah (celle celâluhu) bu hizmet insanlarına yaptırıyor. Böylece onlar, sadece Ramazan ayını değil, adeta bütün ömürlerini mücahede ruhu ile bir dantelâ gibi örüyorlar. İşte bu durum, münhasıran bir Ramazan'ı ihya etmeyi, onu değerlendirmeyi ve Ramazan'ın değerlendirilmesiyle çok engin, çok geniş hayırlara açılma işini çok çok aşar. Çünkü bu insanlar, göz doldurucu ve çok çalımlı işler yapıyor ve belki şu anda gerçek değeriyle değerlendiremeyeceğimiz şekilde bir tarih yazıyorlar. Bu açıdan da eğer bir Ramazan ayı ihlâslı bir insana seksen senelik ömür kazandırıyorsa, her halde onlarınkini hesap etmek mümkün olmayacaktır.
ÖZETLE
1- Kadir Gecesi'nde vaat edilen İlahi lütuflar Ramazan’ın gecelerini kıyamla, gündüzlerini de oruçla geçiren bir insan için bahis mevzuu olabilir.
2- Ramazan ayı, hayırlara, hasenata açık ve aynı zamanda önemli hayırlar doğuran, ahiret hayatı adına birlerin bin olduğu sürprizlerle dolu bir aydır. 3- Cenab-ı Hakk'a gönülden yönelerek, sık sık ellerimizi kaldırmalıyız. Hem kendimiz, hem ülkemiz, hem milletimiz, hem de topyekûn insanlık için O'ndan ekstra lütuflar dilemeliyiz.


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAPLARDAN_SOZLERYorum (1) :: Yorum yaz!26/9/2006

Allah’a (cc) sâdık kalmak

Allah’a (cc) sâdık kalmak
SÜMEYYE GÜRGEN
Sahabe efendilerimiz, Allah’a ve Resulü’ne verdikleri sözlere hayatları pahasına sadık kamışlardır. Hz. Ebu Bekir (ra), “sıddıkiyet” burcunun şahikasındaki isimdir.

Sıddîk, ‘çok doğru söyleyen, hiç yalan söylemeyen, ahde vefalı, halis ve temiz kalpli’ anlamına gelmektedir. Seven sevdiğine sâdık kalır. Sevdiğini her haliyle izhar eder. Onu korur, kollar, gözetler. Ona gönül verir, tüm kalbiyle ona dilbeste olur. Onunla yer, içer, onunla adeta teneffüs eder. Canı pahasına dahi olsa sadâkatinden asla taviz vermez... Cenab-ı Hak, kullarına olan sadâkatini, sevgisini ve ikramını Rahmân, Rahîm, Rezzâk, Gafûr, Kerîm sıfatlarıyla izhar etmiştir. Her ne kadar kendisine isyan bayrakları çekilip şirk koşulsa, oluk oluk günahlar işlenip küfrân-ı ni’met edilse de, yine Cenab-ı Hak kullarına olan sevgisinden dolayı hep ikram etmiş, şefkat ve rahmetini asla esirgememiştir. O isyan eden kullarına dahi, rızk vermiş, yedirmiş, içirmiş, sağlık, sıhhat ve maddi imkanlar verip, dünya nimetlerinden faydalandırmıştır. Tabii ki, O’na (cc) itaat eden kullarına da sadakatleri nedeniyle altından ırmaklar akan cennetler ihsan edecektir. Öyle müjdelemiştir. Oysaki biz aciz kullar defalarca tövbemizi bozup tekrar hataya düşmüşüzdür. Nice defa: “Allah’ım, beni bu illetten kurtar, beni selamete çıkar, beni affet, bir daha bu hatayı işlemeyeceğime söz veriyorum.” diyerek Rabb’imize söz vermişizdir; fakat Allah’a verdiğimiz sözleri bozup tekrar hata işleyerek sâdık bir kul olamamışızdır...

Ayet-i kerimede: “Kim Allah ve Resulü’ne itaat eder, (Allah’a verdiği sözlerde ve itaatte sadık kalırsa) işte onlar Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır. (Nisa, 69) buyurulmaktadır. Nitekim asr-ı saadette bunun misaline şahit oluyoruz. Yüce sahabe Enes bin Nadr (ra), Allah’a söz veriyor ve ne pahasına olursa olsun verdiği sözün arkasında durarak Allah’a sadık kalıp Sıddîklar grubuna dahil oluyor. Hz. Enes (ra) anlatıyor: “Amcam Enes bin Nadr (ra), Bedir Savaşı’nda bulunamadı. Bu sebeple, ‘Ben Resulullah (sas)’ın müşriklere karşı yaptığı ilk savaşta yoktum. Eğer Allah bana Resulullah (sas)’la birlikte müşriklere karşı savaşmak nasip ederse Allah (cc) ne yapacağımı görecektir!’ dedi.

Uhud günü Müslümanlar (bozulup) dağılınca, ‘Ey Allah’ım! Bunların -yani Müslümanların- yaptığından dolayı özürlerinin kabulünü dilerim. Ben onların -yani müşriklerin- yaptığından da sana sığınıyorum!’ dedi ve kılıcını çekip ilerledi. Karşısına Sa’d ibni Muaz çıkmıştı, ‘Ey Sa’d ibni Muaz! Cenneti istiyorum! Nadr’ın Rabb’ine yemin olsun ben Uhud’un önünden gelen cennetin kokusunu duyuyorum!’ dedi. (o günü anlatan) Sa’d ibni Muaz, Resulullah’a (sas): ‘Ey Allah’ın Resulü, (o gün) onun yaptıklarını (bir bir anlatmaya) muktedir değilim! İlerledi diyeyim o kadar.’ dedi. Enes bin Malik, Sa’d ibni Muaz (ra)’ı teyit ederek dedi ki: ‘Biz Enes bin Nadr’ın cesedinde seksen küsur darbe izi bulduk, kimisi kılıç, kimisi mızrak, kimisi ok yarasıydı. Ayrıca biz onu müşrikler tarafından müsle edilmiş (gözü oyulup, burnu kulakları koparılmış) olarak bulduk. Öyle ki onu kimse tanıyamamıştı. Kız kardeşi (halam) Rübeyy’i bedenindeki bir ‘ben’inden veya parmağının ucundan tanıdı.’ Bunun üzerine sahabe hakkında şu ayet-i kerime nazil oldu: “Müminlerden öyle yiğitler vardır ki Allah’a verdikleri sözü yerine getirip sadakatlerini ispat ettiler. Onlardan kimi adağını ödedi, canını verdi, kimi de şehitliği gözetlemektedir. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.” (Ahzap, 23). (Buhari, Megazi 17, Cihad 12; Müslim, İmaret 1487, (1903).
Sayı: 138
Bölüm: Güzel Davranışlar

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=44&hn=3315
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAPLARDAN_SOZLERYorum (yok) :: Yorum yaz!21/7/2006
Sayfa Toplam:3
| Sonraki Sayfa
Tasarim© ynsm2006




isLamList.Net  || Musluman Bir Neslin Secimi ||