Ebû Hüreyre Hazretleri’nin, Kur’an okuyanların kazanacağı mânevî derecelerle ilgili olarak Peygamber Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadîsi şerîf, mü’min gönüllerin heyecanla tutuşmasına vesile olacak güzelliktedir: “Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek.
Yine Kur’an-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’an: ‘Rabb’im! Ona şeref tacı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’an-ı Kerîm: ‘Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek Kur’an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 1). Yüce Kitab’ımızın, kendisini okuyanlara kazandırdığı güzelliklerin haddi hesabı yoktur. Mahşerde, güneşin tepeye dikildiği, herkesin kan ter içinde çırpındığı o dehşetli saatlerde, Kur’an’ın, kendisini okuyan ve buyruklarına göre yaşayan kimselere sağlayacağı büyük imkândan söz eden Efendimiz (sas) şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde, Kur’an-ı Kerîm ile Onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü’minler ortaya getirilecekler. Kur’an’ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar, yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler.” (Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 5). Herkesin bir kurtarıcı beklediği mahşerin o dayanılmaz vakitlerinde Kur’an-ı Kerîm’in bir şefaatçi olarak ortaya çıkması ve kendisini okuyup ona göre yaşayanların elinden tutması, Allah’ım, ne güzel bir imkândır.
Kur’an öğrenmeyi geciktirmeyin!
Soru: “Önce, hayatımı düzelteyim, sonra Kur’an-ı Kerim’i öğrenirim diyorum. Bu doğru bir düşünce mi?”
Kur’an öğrenmeme yönündeki bu tarz mazeretleri nefis ve şeytan fısıldıyor. Halbuki yaşantımız ayrı, Kur’an-ı Kerim öğrenmek ayrı bir şeydir. Belki çevremiz bunu yadırgayacaktır; ama önemli olan çevremiz değil bizim Allah’la (cc) olan irtibatımızdır. Yarına çıkacak garantimiz var mı?
Kur’an-ı Kerim’i, bazı sûre ve ayetleri, hatta duaları kolayca ezberlemek ve ezberlediğimizde de daha kalıcı olması için önerdiğimiz yöntemleri adım adım uygulayın.
1. Yüce Rabb’imizin sözlerini ezberlediğinizi düşünerek kalbî samimiyetinizi muhafaza edin.
2. Ezbere başlamadan önce abdest alın ve “Ya Rabbî! Bana ezberlemeyi ve öğrenmeyi kolaylaştır” deyip samimi kalple dua edin.
3. Mümkün olduğu kadar zihninizin saf ve duru olduğu anlarda ezber yapın. Bir de zihninizi boş ve lüzumsuz şeylerden arındırdıktan sonra ezbere başlayın. Dolu kap boşalmadan içine bir şey yerleştiremezsiniz. Zihnin saf ve duruluğu için günahlardan da uzak durulmaya çalışılmalıdır.
4. Ezberlerinizi genellikle sabahın erken vakitlerinde saf ve duru zihinle yapmaya çalışın. Eğer akşam uyumadan önce çalışıp ön hazırlık yaparsanız siz uykuda iken hafızanıza kaydedildiğini fark edersiniz.
5. Şunu da unutmayın ki siz Kur’an-ı Kerim’in başına oturduğunuzda, şeytan bütün gücüyle size vesvese verecek ve ne kadar işiniz, probleminiz varsa aklınıza getirecek, sizi Kur’an’dan alıkoymaya çalışacaktır. Bu bir oyundur, sakın tuzağa düşmeyin!
6. Kararlılık gösterin. Sizdeki bu kararlılığı görünce şeytan perişan olur.
7. Rabb’imizin bir hadis-i kudside “Kur’an’la meşgul olup da dua etmeye, bir şeyler istemeye fırsat dahi bulamayanlara, dua edip isteklerde bulunanlardan daha çok vereceğini” bildirdiğini unutmayınız.
8. Ezberlediğiniz bölümlerin yazı hattı hep aynı olsun. Çünkü gözlerinizle fotoğrafını çekmektesiniz. Hafızanıza aynı hatla kaydettiğinizde hatırlamanız daha da kolay olur.
9. Ezber yaptığınız mekan sade ve sessiz olsun. Sade bir mekanda gözlerinizi ve zihninizi meşgul edecek şeyler olmaz ve daha çabuk ezberinize yoğunlaşırsınız. Mümkünse ezberlerinizi hep aynı yerde yapın.
10. Ezber yaparken mutlaka hafif sesli okuyun. Sesli çalıştığınızda kulaklarınızdan da yardım alırsınız ve daha çabuk ezberlersiniz.
11. Harflerin mahreçlerini ve telaffuzlarını okuyuşunuzun düzgün olmasına dikkat edin. Çünkü yanlış ezberlediğinizde düzeltmek çok zor olur. Bunun için de hocanız ile çalışın. Hoca imkanınız yoksa ehil hocaların kaset ve CD’lerinden faydalanın.
12. Bir sayfayı veya sûreyi ezberlemeye başlamadan önce mahreç, telaffuz ve tecvidine dikkat ederek en az on defa yüzünden okuyun. Dinleme imkanınız varsa üç dört defa dinleyin.
15. Birinci ayeti ezberledikten sonra ezberinizden en az üç defa tekrar edin.
16. İkinci ayeti ezberleyin ve onu da üç defa tekrar edin. Sonra da her iki ayeti üç defa tekrar edin.
17. En sonunda da sayfayı ya da sureyi ezberden en az on defa tekrar ederek iyice pekiştirin. Bu pekiştirmeyi sakın ihmal etmeyin. “Demir tavında dövülür” atasözünü hatırlayın.
18. Ezberlediğiniz yerleri namazlarınızda okuyun.
19. Kendinizi toparlayıp ezbere yoğunlaşamıyorsanız iki rekat “hacet namazı” kılıp dua ediniz ve istiğfar okuyun.
20. Artık ezberlediniz… Sıra, ayetlerdeki kurtuluş mesajlarına kulak vermeye, üzerinde düşünmeye ve hayatınıza taşımaya gelmiştir.
Hazırlayan: Nazif Yılmaz (Kadıköy Anadolu İHL meslek dersleri öğretmeni, (Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi) Kur’an Komisyonu üyesi
Allah (cc) Kur’an’da kendi isim ve sıfatlarının kainattaki tecelliyatını hakir görüp reddedenlere yakıcı bir ateş hazırladığını, onların o ateşin içinde devamlı kalacak ve kendilerini koruyan veya yardımcı olan kimse bulamayacaklarını bildiriyor.
(Yunus Sûresi, 51-52-53) Bu meselenin günümüz Müslüman’ını ilgilendiren tarafı ise “keşke” ile ilgilidir:
“Yüzleri ateşte gâh bu yana, gâh öbür yana çevirileceği gün, ’Ah! Ah ne olurdu! Keşke Allah’a itaat etseydik, keşke Peygamber’e itaat etseydik! Ey ulu Rabb'imiz! Sözün doğrusu, biz önderlerimizin ve büyüklerimizin dediklerine uyduk; ama onlar bizi yoldan saptırdılar. Ey ulu Rabb’imiz! Onlara azabın katmerlisini ver, en dehşetli lânetle lânet et onlara!’ derler.” (Ahzab, 33/64-68)
Eğer sözümüzün ve tavırlarımızın kendilerini iyi yola sokacağı insanlar varsa, unutmayalım ki onlara karşı sorumluyuz ve bu insanlar Allah'ı tanıma nimetinden mahrum olarak ahirete göçerlerse onları yakacak olan ateş bizi de yakacak demektir. Bir gün kardeşinin oğlu Muhammed bin Sûkâ Hazretleri'ne bir sual sordu. Hazret ağlamaya başladı. Yeğeni, “Cevap vermeyecek misiniz?” deyince, o da, “Ey kardeşimin oğlu, sualin cevabından âciz olduğum için değil, bu konuyu bugüne kadar sana öğretmediğim için ağlıyorum.” buyurdu.
1- Bütün öğrencilere aynı elif-bâ’yı okutmaya çalışın.
2- Elif-bâ dersinde yazılı çalışma yaptırmak iyi olur.
3- Harflerin elif, be, cim, sad gibi isimleri üzerinde fazla yoğunlaşmayıp harekelerle okunuşa (sesli okumaya ve sesi fark ettirmeye) geçin.
4- Harekelerle beraber harflerin başta ortada ve sonda yazılışlarını da verin.
5- Kelime öğretimine önce harfleri ayrı yazılan kelimelerden başlayın, sonra da bitişik kelimelere geçin. Bitişken harflerden oluşan kelimeleri önce ayrı ayrı yazılmış olarak sonra da bitişik yazılmış olarak okutun.
6- Cezm öğretilirken bütün harflerin üstün, esre ve ötre harekeli elif ile cezimli okunuşunu öğretin.(eb, ib, üb, et, it, üt...) Sonra da örneklere geçin.
7- Medlerin öğretiminde önce bütün harfler elif, vav ve yâ medli okutup (ââ, îî, ûû, bââ, bîî bûû, tââ, tîî, tûû...) sonra da örneklere geçin.
8- Şeddelerin öğretiminde aynı sistemi kullanınız. Önce bütün harfleri şeddeli öğretip (ebbe, ibbe, übbe, ette, itte, ütte, …) sonra da örneklere geçin.
9- Harekeler, cezm, medler ve şedde ile ilgili alıştırmalarla okumayı iyice kavrattıktan sonra tenvinli okunuşlara geçin.
10- Vav ve yâ şeklinde yazılan elif, zamir, el takısı, okunmayan elif ve elif-lam, uzatma işaretleri (med işaretleri) ve mukattaa harfleriyle elif-bâ öğretimini tamamlayın.
11- Gerek görürseniz namaz dualarını da yüzüne okumaya başlamadan önce elif-bâ’dan okutabilirsiniz.
12- Öğrencilerin Kur’an okumaya geçme heyecanlarını canlı tutmak için namaz surelerini okutmayıp Fatiha ve Bakara Suresi’nin ilk ayetlerinden okutma çalışmalarına başlayın. Her bir kelimeyi koro halinde tekrar ettirin.
13- Elif-bâ okuturken harfleri mahreçleriyle beraber düzgün kavratmaya özen gösterin. Harf talimi yaptırın. Harflerin cezimli, medli ve şeddeli okunuşlarını koro halinde okutun.
14- Elif-bâ öğretiminde Kur’an okumayı bilen öğrencilerden ve gönüllülerden yardım alın.
15- Öğrencilerin ikili ya da üçlü gruplar halinde çalışmaları ve birbirlerini dinlemelerini sağlayarak en kısa sürede Kur’an’a geçmelerini sağlamaya çalışın.
16- Öğrencilerinize Kur’an-ı Kerîm öğrenme, okuma ve öğretmenin faziletiyle ilgili hadisler okuyup kısaca yorumlayın.
17- Harflerin mahrec ve telaffuzlarının düzgün öğretilmesinde CD’lerden yararlanın.
Hazırlayan: Nazif Yılmaz (Kadıköy Anadolu İHL meslek dersleri öğretmeni, (Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi) Kur’an Komisyonu üyesi
Ne zaman elimize bir Elifba alsak hep şu dua ile karşılaşırız:
“Bismillahirrahmanirrahim. Rabbi yessir vela tuassir Rabbi temmim bil hayr. “
Bu duanın anlamı şudur:
“Ey Rabbim işimi kolaylaştır, zorlaştırma ve hayırlı bir sonuca erdir.”
Başlama duamızın anlamını da öğrendikten sonra yapacağımız bir şey daha kalıyor. O da Elifbamızın ilk harfini okumaya ve öğrenmeye başlamadan önce bu duayı yapmak. Tabii ki önce her güzel işimizde olduğu gibi “Besmele” çekmeyi de unutmuyoruz.
Kur’an öğrenmek için ne zaman Elifba’yı açıp okumaya ve Kur’an harflerini öğrenmeye başlasak karşımıza Peygamberimizin (sas) şu sözü de çıkacaktır:
“Sizin en hayırlınız, Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve başkalarına öğretendir.”
Yine Peygamber Efendimizin bir sözü daha vardır ki, bu da anne ve babalarımızı Kur’an’ı öğretme konusunda teşvik etmekte ve müjde vermektedir:
Yolda yürürken yerde gördüğünüz kağıt parçalarına basıp geçersiniz, eğilip alarak yüksek bir yere koyma gereği duymazsınız. Çünkü kağıt üzerinde hürmeti gerektirecek kutsal bir yazı yoktur.
Şayet bu kağıdın üzerinde Allah isminin yazılı olduğunu görürseniz basıp geçmez, hemen eğilip alır, yüksek bir yere hürmetle koyarsınız. Çünkü üzerinde Allah ism-i celali vardır. O kutsal isim o kağıdı hürmet edilecek hale getirmiştir.
İşte insan da aynen bu kağıt gibidir. Kalbi, gönlü, hafızası kutsal konularda boş ise kendini kıymetlendirecek bir değerden mahrum demektir. Böyle değil de en azından namazda okuyacağı kadar sûre ve ayetlerden ezberlemiş de kalbine Allah’ın kelamını yazdırmışsa, artık o kimse ayak altına düşecek boş kağıt değersizliğinden çıkmış, üzerinde Allah ismi yazılı kıymetli kağıt kutsiyetine yükselmiştir. Hem öylesine yükselmiştir ki, Rabb’imiz de kelamını ezberleyerek kalbine yazdırmış olan bu kimseyi, hafızasında taşıdığı ayetleri, sûreleri hürmetine cennetine misafir etmekle kalmıyor, ayrıca şefaat etme izni vereceğini de vaat ediyor...
Nitekim 1950 senesinde Kayseri’de aldığım hafızlık diplomamda yazılan hadis-i şerif bu müjdeyi çok açık ve net şekilde veriyor bizlere. İsterseniz hafızlık diplomamın baş kısmına orijinal yazısıyla yazılan hadisin mealini arz edeyim de birlikte okuyalım bu özel ve güzel müjdeyi. Şöyle haber veriyor Peygamberimiz (sas) Kur’an’ı öğrenip ezberleyenin imtiyazlı durumunu:
- Kim Kur’an’ı okumayı öğrenir, sonra ezberler, ezberlediği Kur’an’ın emirlerine uygun şekilde de yaşarsa, o kimseyi Allah ezberlediği Kur’an hürmetine cennetine almakla kalmaz, ayrıca akrabalarından cehenneme gitmesi kesinleşmiş olan on kişiye de şefaat etme izni verir!.. Cehennemden kurtarma imkanı elde eder.
Evet, İbni Maceh’ten alınan hadis aynen böyle haber veriyor Kur’an’ı ezberleyen kimsenin Allah yanındaki itibarını.
Demek ki, Kur’an’ı ezberleyen cennete girmekle kalmayacak, ayrıca yakınlarından cehenneme gitmesi kesinleşmiş on kişiyi de kurtarma salahiyetine de sahip olacaktır...
Anlaşılan odur ki, çok ezberleyene çok kimseye şefaat etme izni, az ezberleyene de az kimseye şefaat etme izni söz konusu olacaktır...
Öyle olunca, bilhassa tatillerde Kur’an kursuna ya da benzeri öğretim yerlerine giderek en azından namazlıklarını ezberleyenler, yakınları tarafından da desteklenmeliler ki, şefaat edileceklerden biri de kendileri olma hakkını kazanmış olsunlar.
Bu konuda Hazret-i Mevlana’dan verilen bir örnek, meseleyi daha da netleştirmektedir...
Huzuruna giren bir genci daha kapıda iken ayağa kalkarak karşılayan büyük insan, bununla da kalmaz, genci kendi makamına oturtur, kendisi de karşısında yere diz çöker...
Çevredekiler koskoca Mevlana’nın makamını bir çocuğa terk edip de karşısında diz çöküşünü uygun bulmazlar da itiraz yollu sorarlar. Büyük insan bu hürmetin sebebini şöyle açıklar:
- Bu genç der, Kur’an’ı ezberlemiş bir hafızdır. Kalbinde Kur’an yazılıdır. Siz sokakta üzerinde Allah yazılı bir kağıdı görünce hemen hürmet göstererek eğilip alıyor, yüksek bir yere koyuyorsunuz. Ben de kalbinde Kur’an’ın tamamı yazılı bir gence hürmet gösteriyor, ayağa kalkıyorum. Sizin hürmet gösterdiğiniz kağıt üzerindeki yazıdan daha az değildir bu gencin kalbinde yazılı Kur’an.
Hazret-i Mevlana sözlerini şöyle tamamlar:
- Allah (cc) da kelamını ezberleyene değer veriyor, onu cennetine almakla kalmıyor, ayrıca ona şefaat etme izni de veriyor, akrabalarından cehenneme gidecek on kişiye de şefaat ederek kurtarma hakkı tanıyor!..
Evet, Hazret-i Mevlana da böyle anlatıyor Kur’an ezberleyenin ahiretteki şefaat etme izni alışını...
Günümüzde pek çok düşünür, gelecek yılların Kur’an’a açık yıllar olabileceği hususunda hemen hemen ittifak halindedir.
Aslında, az dikkat edildiğinde, içinde bulunduğumuz çağın, düşünce ve tasavvurlarımızın üstünde bir süratle Kur’an’a doğru kaydığı da hemen sezilebilir. Artık bugün, en âmiyâne bakışlar dahi, Kur’an’ın ne denli kâinatla içli-dışlı olduğunu sezebiliyor ve O’nun varlık adına beyanlarındaki isabeti görüyor, mesajlarındaki güç ve nuraniyet karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlar. Bugün, bu yüce kitabın; varlığın bağrındaki sırları, tabiatın ruhundaki incelikleri zevkle mütalâa edilecek bir kitap şeklinde, ilim ve irfan erbabının gözleri önüne serdiğini, yine ilim ve hikmetle uğraşanlar söylüyorlar. Varlığı didik didik edip, onun, gaye, muhteva ve esaslarını herhangi bir tereddüte meydan vermeyecek şekilde açıklayıp ortaya koyan, bize hem bu dünya hem de öte dünya saadeti sunan vahyî menşeini koruyan biricik Allah mesajı Kur’an’dır. Kur’an-ı Kerim’le alakalı her Müslümanın bilmesi gerekli olan bazı bilgiler vardır. Şimdi bu bilgileri beraberce öğrenelim.
Kur’an’ın sözlük anlamı Kur’an-ı Kerim, Allahu Teâlâ’nın Cebrâil aleyhisselâm vâsıtasıyla Efendimize yirmi üç senede Arapça olarak indirdiği, bize kadar ilk nâzil olduğu şekilde tevâtürle, yani yalan söylemeleri mümkün olmayan üstün vasıflı insanların bildirmeleri ile gelen ve mushaflarda yazılı olup, okunması ile ibâdet edilen, hiçbir kimsenin bir benzerini getiremediği ve getiremeyeceği son ilâhî kitaptır.
Ayet ne demektir? Kur’an-ı Kerim’deki sûreleri meydana getiren cümle veya cümleciklerden her birine ayet denir.
Sûre nedir? Kur’an’ın ayrıldığı 114 bölümden her birine sûre denir. Bakara Sûresinden Tevbe sûresine kadar olan yedi sûreye es-Seb’ut-tıvâl (uzun sûreler), Fâtiha’ya ve âyetleri yüzden az olan sûrelere mesânî (orta), kısa sûrelere de mufassal (yâni fasıllara ayrılmış sûreler) denilmiştir. Ayrıca Mekke döneminde inen sûrelere Mekkî, Medine döneminde inen sûrelere ise Medenî sûre denilir.
Cüz ne demektir? Kur’an’ın yirmi sayfalık bölümlerinden her birine cüz denir. Kur’an’da toplam otuz cüz vardır.
Vahiy katipliği nedir? Allah Rasulü’ne gelen vahiyleri yazıya geçiren, Efendimiz’in devamlı yanında bulunan kişilere vahiy katibi denir. Sayıları 42’ye kadar yükselen bu vahiy katiplerinden bazıları şunlardır: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Zeyd b. Sabit, Hz. Abdurrahman b. Haris.
Kur’an’ın inişi kaç senede tamamlandı? Miladi 610 senesinde inmeye başlayan Kur’an, yaklaşık 23 yıl sonra Miladi 632 senesinde inen Maide sûresinin üçüncü ayeti olan, “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım.” ayet-i kerimesi ile tamamlandı.
Hâfız nedir? Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezberleyen kimselere hafız denir. Bu tür kimseler için “Hâfız-ı Kur’ân” veya “Hâfız-ı Kelâm” ifadeleri de kullanılır.
Hatim nedir? Kelime manası itibariyle hatim, mühürlemek, sona erdirmek ve bitirmek anlamlarına gelmektedir. Terim manası ise Kur’an-ı Kerim’i başından sonuna kadar okuyup bitirmek demektir. Bir kimsenin Kur’an-ı Kerim’i hatmetmesi demek, Kur’an’daki 114 surenin tamamını okuyup bitirmesi demektir. Hatim, Kur’an’ı yüzünden okumak suretiyle yapılabileceği gibi ezberden okumakla da yapılabilir.
Kur’an kimin zamanında kitap haline getirildi? Vahiy, Efendimiz’in son günlerine kadar devam ettiği için parça parça yazıya geçirilmiş olan Kur’an, Allah Rasulü’nün sağlığında kitap haline getirilemedi. Efendimiz’den sonra halife olan Hz. Ebu Bekir bu iş için vahiy katiplerinden aynı zamanda hafız olan Zeyd b. Sabit’i görevlendirdi. Allah Rasulü’nün vefatından yaklaşık bir sene sonra miladi 633 yılında Kur’an kitap haline getirildi.
Mukabele nedir? Her sene Ramazan ayında Efendimiz, Cebrail (a.s) huzurunda o zamana kadar vahiy edilmiş olan Kur’an metninin tamamını okuyordu. Allah Rasulü vefat ettiği senenin Ramazanında ise Cebrail’in kendisine Kur’an’ı iki defa okuttuğunu, yani iki kere mukabele ettiklerini bildirdi. O zamandan beri Müslümanlar, Ramazan ayında Kur’an’ı mukabele halinde okumayı âdet haline getirmişlerdir.
Kainat için “kitab-ı kebîr”, “büyük kitap” denmiştir. Kur’ân-ı Kerim’in, Kitab-ı Kebir olan kâinatı hem okuduğu hem de imanlılarına öğrettiği ifade edilmiştir. Kur’an hem hidayet, hem de ilim rehberidir. Kur’an’ın öğütlediği tarzda yapılan tefekkür ruhlara gıda, canlara safâdır.
Yüce Yaratıcı’nın kudret, azamet ve hikmetlerinin bilinmesi namına varlıkta cereyan eden birçok olaya bazen açıkça bazen de işaretler ve ipuçları halinde teması söz konusudur ki, bunların birkaçını şöyle sıralayabiliriz: “Allah kimin hidayetini murad ederse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse onun göğsünü göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar..” (En’am, 6/125) Bu ayetle Kur’ân şu gerçeği dile getirmektedir: İnsan yükseğe çıktıkça basınç düşer ve nefes alması zorlaşır. Şöyle ki, her yüz metre yükseldikçe hava basıncı bir derece düşmektedir. Bu yüksekliğin yirmi bin metreyi geçmesi durumunda ise, özel cihazlar olmadıkça insan nefes alamaz ve ölür. “Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderip gökten su indirdik, böylece sizi suladık. (Yoksa) siz suyu depo edemezdiniz.” (Hıcr, 15/22) Bu ayet de, henüz yirminci yüzyılda anlaşılan ilmi bir gerçeğin Kur’ân tarafından asırlar önce ifade edildiğinin bir göstergesidir. Rüzgârlar su buharından meydana gelen bulutları birbirine çarpıştırır. Bu çarpışmada bulutlarda pozitif-negatif elektron geçişmesi olur, şimşek meydana gelir. Rüzgârlar bulutları sıkıştırarak yere yağmuru aşılar. Aynı zamanda rüzgârlar, bitkiler üzerinden eserken, erkek tohumları dişi tohumlar üzerine kondurmak suretiyle onları aşılar. Böylece bitkilerde döllenmeye yardım eder.
Yine bu ayet gökten inen yağmur sularının yerin dibinde depo edildiğini ve böylece oradan çeşmeler ve kuyular açmak suretiyle canlıların sulanabileceğini anlatmaktadır. “Her şeyi çift yarattık” (Zariyat, 51/49); “Her tür eksiklikten uzak olan Allah, yerin bitirdiklerinden, nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratmıştır.” (Yasin, 36/36) İlim adamlarının kısa bir zaman önce keşfettiği bir hususu Kur’ân asırlar öncesinden haber vermiştir. Bugün çok iyi bilinmektedir ki, insanlar nasıl çiftse, diğer canlılar da öyle çifttir. Hatta her şeyin asıl maddesi olan atomlar da çifttir. Onların bir kısmı artı, bir kısmı eksi yüklüdür. Ayrıca her şeyde cazibe (çekme) ve dafia (itme) olmak yönüyle de bu ikilik değişik bir şekilde kendini göstermektedir. İkinci ayette ise, o günün insanının müşahedesine arz edilen tablonun dışında, o devre göre bilinmeyen bir kısım şeylerden de bahsedilerek ‘daha sizin bilmediğiniz şeyleri de çift yarattı’ deniyor. “Göğü biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten biziz.” (Zariyat, 51/47) Bu ayette, ilim mahfillerinde ağırlığını devam ettiren ‘mekân genişlemesi’ bin dört yüz küsur sene evvel Kur’ân’da söz konusu edilmektedir. “Güneş de kendi ekseni etrafında bir vakte kadar hareket eder.” (Yasin, 36) Kur’ân asırlar önce, eski kozmolojiye rağmen, Güneş’in sabit olmadığını ve kendi ekseninde hareket ettiğini bildirmiştir. “Sen dağları görür de onları hareketsiz sanırsın, oysaki onlar bulutlar gibi yüzer geçer.” (Neml, 27/88) Yine Kur’ân-ı Kerim, dünyaya ait parçalar olan dağlara dikkat çekmek suretiyle arzın hareket ettiğine işaret etmiştir. Görüldüğü gibi, kâinat kitabının bir tercümesi olan Kur’ân’da -en mükerrem bir varlık olarak kâinata gerçek değerini kazandıran- insanla alâkalı ilmî meseleler ve gerçekler de ihmal edilmeyip, önem ve mahiyetlerine göre yerini almıştır.
Arş-ı azamdan gelen Kur’an’ın mübarek ilahi hitabı o kadar feyizlidir ki bir Asâ-yı Mûsa (as) gibi vurulduğu yerden oluk oluk nur, oluk oluk hidayet fışkırmaktadır. Tarihte hangi toplumda, hangi insanda bir meziyet bir kabiliyet bir zindelik varsa hep Kur’anî’dir. Hep O’nun apaçık dehlizlerden ulaşan ışıktır, nurdur. Cehaletin son noktasına ulaşmış bedevileri aleme muallim kılan, çocuklarını diri diri toprağa gömenleri bir şefkat abidesi eyleyen, söz sultanı olduklarını iddia edenleri kapıkulu yapan, kendi elleriyle yapıp ardından taptıkları putlardan onları halas eden yine Kur’an’dır. O sadece Arabistan’daki çöllere hayat vermekle kalmamış tüm alemi bir Nil-i mübarek gibi ihya etmiş. O çöldeki bir serap olmamış. Görenleri, duyanları yanına koşturan berrak bir ırmak gibi kaynağı Mekke’den tüm dünyayı dolaşmış. Zaman, mekan, düşünce, adet olarak birbirlerinden uzak milyarlarca insanı etrafında toplayan, onları esfel-i safilinden alayy-i iliyyine çıkaran, onları evliya, asfiya, müceddit eden, onları hem dünyada hem ahirette sultan eyleyen hidayet ve ilham kaynağıdır Kur’an. İslamiyet’i insanların ruhuna, hissiyatına, düşüncesine nakış nakış işleyen bir Nur-u ezelidir. O ayetleri için cilt cilt kitap yazdıran bir Kitab-ı Mübin’dir. Kur’an mübarek bir kitaptır. Çünkü eşsiz bir kitaptır. Bu eşsiz kitaptan hidayet alan, her türlü yararı elde eder ve bu kitap onu zarardan korur. (Tefhimu’l Kur’an-Mevdudi) Öyle ise, bütün insanlık olarak “O’nu dinleyelim! O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve O’nu vird-i zeban edelim. “Evet, söz O’dur ve O’na derler. Hak olup, Hakk’tan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren Nurani hikmeti neşreden O’dur.”
*Rabbim sadrımı şerh eyle... Zarfını aç bu ebede yazılı kalbimin. İşlerimi kolay eyle. Çöz düğümü dilimden. Beni ok(un)ur eyle. Ta ki anla(şılı)r olayım.