...:::::: MEDİNE::::::...


Ahmet Kurucan

Ahmet Kurucan a.kurucan@zaman.com.tr Yazarlar
Oruç, zulüm ve arayış

Allah Rasulü (sas), güneşli bir günde ayakta duran bir adam görür, sorar ‘Neden?' diye. Sahabi, o şahsın gün boyu ayakta, oturmadan, konuşmadan, yemeden-içmeden ve gölgelenmeden oruç tutmayı nezr ettiği cevabını verir. Efendimiz bunu ‘iradi işkence' olarak niteler ve derhal vazgeçmesi emrinde bulunur.
Allah, kullarına zulmetmekten münezzeh ve müberradır. Peygamberleri vasıtasıyla insanlığa gönderdiği emir ve yasakların hepsi dünyevi ve uhrevi açıdan insanoğlunun faydasınadır. İnsanın bu faydayı/faydaları bilmemesi, anlamaması, idrak edememesi onların olmadığı anlamına gelmez. Oruç da tıpkı sair ibadetler gibi işte bu İslami emirler arasından sadece biridir. Ama örnekteki şekliyle oruç değil. Kur'an'ın emrettiği, mahiyeti, çerçevesi, sınırları uygulamalı olarak Efendimiz tarafından belirlenen oruç. Neden böyle bir girişe ihtiyaç duydum? Ramazan'ın yaz aylarına, dolayısıyla daha uzun günlere denk gelmeye başlaması, her nedense bazı kesimleri yeni arayışlar içine itti. Yanlış anlaşılmasın, din-imanla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanların çıkışlarından bahsetmiyorum. Gazete sayfalarında, köşe yazılarında yazdıkları haber ve yorumları ya da ekran ekran dolaşarak yaptıkları konuşmaları da kasdetmiyorum. Kelimenin tam anlamıyla Allah'a adanmış, her türlü riya, sum'a, ucb gibi Hak nezdinde bu ameli yaralayabilecek, ihlası zedeleyebilecek menfiliklerden bizatihi uzak olan oruç gibi bir ibadeti ele aldığımız yerde, bu kesimin çıkışlarına zerre kadar itibar edilmemesi gerekir. Namaz ibadetinin dili ekseninde yapılan tartışmalarda söylendiği gibi bu kesime “Türkçe namaz kılabilirsiniz”dense, kılmayacakları nasıl muhakkaksa, oruçta da tavırlarının farklı olmayacağına yakinim tamdır. Onun için diyorum; muhatap alınmaz, itibar edilmez diye.

    Ama şiddet derecesi farklı da olsa inanan kesimden bahse medar çerçevede soruların gelmesi oldukça düşündürücü. “Oruca güç yetirme” kapsamı içinde mütalaa edilebilecek bu yaklaşımlarda orucun farziyyetini inkâr olmadığına göre farklı sebepler aramak lazım. Hamile, yaşlı, yolcu, hasta, süt emzirme vb. geçerli mazaretlere sahip olanlara uzman görüşlerine bağlı olarak oruç tutmama istikametinde ruhsatın verildiği zaten bilinen bir gerçek. Dolayısıyla söz konusu ettiğimiz kişiler, dinen geçerli böylesi mazeretlere sahip olmayanlar. İhtimal 'zamanının çocuğu' olarak, yaşadığı sosyal ve kültürel çevreden bir şekilde etkilenme bu arayışların altında yatan temel neden. Alışkanlıklarla örülü hayat tarzımızı bir aylığına dahi olsa terk etme zorluğu hakeza bir başka sebep. Dinî otorite olarak kamuoyunda yerlerini alan bazı kişilerin -doğruluğu-yanlışlığı ayrı bir yazı konusu- ağır işlerde çalışan kişilerin oruç tutmayabilecekleri misali yapageldikleri yorumlar bir başka faktör.

    Kanaatim, hadiseye farklı bir açıdan bakılması. Bizi hiç liyakatımız olmadığı halde önce insan, sonra Müslüman olarak yaratıp bin bir nimetle serfiraz kılan Rabb'imizin -velev ki bizler adına hiçbir dünyevi ve uhrevi maslahatı barındırmasa bile- oruç tutun diye emretmesi, bizim o nimetlere teşekkürümüzü ifade için yetmeli diye düşünüyorum. “Oruç sırf benim içindir ve mükâfatını da sadece ben vereceğim” (Buhari, Savm, 2) beyanı, bu bakış açısının doğruluğunu gösteren bir delildir. Başta dedik; Allah kullarına zulmetmez. Allah bizim gün boyu aç-susuz kalmamıza muhtaç da değildir. Öyleyse bütün zorluklarına rağmen 'oruç tutun' emrini can u gönülden kabullenmek ve uygulamak, mümin olmanın en kuvvetli göstergelerinden biridir.


Not: Bütün Müslümanların Ramazan'ını tebrik eder, Ramazan'ın Rahman ve Rahim olan Allah'ın nice rahmet, bereket, lütuf ve ihsanlarının sağanak sağanak üzerimizden yağmasına vesile olmasını temenni ederim.

http://ramazan.zaman.com.tr/ramazan/yazarDetay.do?haberno=97
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Mubarek_Gunler_Ve_AylarYorum (25) :: Yorum yaz!21/9/2007

oruç


Oruç, akşama kadar aç durmak değildir

Şemsinur Özdemir

İlk orucunuzu hatırlıyor musunuz?

Çocukluğum ataerkil bir aile yapısı içinde geçti. Dedem, babaannem ve amcamlar ile bir arada idik. Ramazan’ın şaşaası bir ay önceden başlardı. Çocukluğumun Ramazanları yaz aylarına gelmişti.

Ahmet Yenilmez
(Sinema sanatçısı)
O sırada fındık toplama hazırlıkları da yapılırdı. Fındık işçilerinin yiyeceği yufkalar, makarnalar yapılırdı. Yokluk da vardı. Yufkayı Ramazan’da görürdük. Oruç tutsak da tutmasak da sahura kalkardık. Mükellef olduğum andan itibaren orucumu bıraktığımı hatırlamıyorum.

Ramazan’da temponuz değişiyor mu?

Kendimi daha çok kontrol ediyorum. Hem maddi hem manevi anlamda. O yüzden Ramazan’da kendimi daha zinde hissediyorum. Her mevsimin güzellikleri ve zorlukları olabilir. Oruca iyi bakmamız, inancımızın şartlarından olarak görmemiz lazım. Günün muhasebesini yapma, vücut anatomisinin yenilenmesi gibi etkilerini düşünerek baktığımız zaman uzun günlerden etkileneceğimizi sanmıyorum. Normal hayatımıza devam edeceğiz.

Ramazan’a özel âdetleriniz var mı?

Kesinlikle kalabalık bir ortamda iftar yapmayı düşünürüm; zaten genelde böyle oluyor. Ailemle olmayı tercih ederim; ama arkadaş çevrem veya iftar daveti de olabilir. Yeter ki kalabalık olsun. Yalnız iftar yapmayı hiç sevmem. Fırsat bulabilirsem teravih namazlarımı mahalle camiinde kılmayı tercih ediyorum. Ramazan’da sıla-i rahim yapmayı ihmal etmemeye çalışırım. Gönül ve düşünce dünyamı tazelendirmek için özellikle İstanbul’da sık ziyaretler yaparım. Cennetmekân ulu hakan Abdülhamit Han’ın türbesine geldiğinizde rastlaşabiliriz. Özellikle geceleri onun bir köşesinde olurum. Çünkü o benim sultanım. Hem düşünce dünyam, hem ecdadım olarak o benim her şeyim. Hâlâ bir umman gibi beni içine çeker.

Oruç tutmak sizi nasıl değiştiriyor?

İnsan oruçlu iken daha kontrollü olmalı. Oruç akşama kadar aç durmak değildir. Tabii ki daha dikkatli olunur ve orucun manevi atmosferi hal ve hareketlerimizi belirler.

Geçmiş Ramazanları arıyor musunuz?

Her geçmiş kendini bir şekilde özletir. İnsan hayatı ilerledikçe geçmişe dair özlemimiz olur. Paylaşımlar azaldıkça eskiyi özleriz. Evde elektriğin, televizyonun olmadığı dönemde gaz lambasının ışığında, yer sofrasında amca oğullarıyla birlikte iftar yapmayı isterim. Her devrin bir güzelliği var; ama ülkemizde Ramazan eğlencesinde bir yozlaşma yaşıyoruz. Bir yenilik, farklılık ortaya konmuyor. ‘Geleneksel Türk tiyatrosu yapıyoruz’ diyenlerin yaptıkları geleneksel Türk tiyatrosu değil. Direklerarası da bu değil. Her şeye rağmen bu çağda insanların bir araya gelmesine vesile olunuyor. Bu da faydası olan bir şey.

Bu Ramazan’da insanlardan istirham ediyorum. İftar sofrasında ya da sahurda ilk suyu içip, çorbaya kaşıklarını ilk daldırdıklarında, çocuklarının gözlerine baktıklarında, ne olur sokağındaki, mahallesindeki, şehrindeki yardıma muhtaç insanları, hürriyet mücadelesi veren Kerkük, Musul, Irak, Afganistan, Çeçenistan’daki kardeşlerini ve dini, dili, ırkı ne olursa olsun yiyecek bir lokma ekmek, bir yudum su bulamayan insanları da düşünsünler.

Sayı: 9

Bölüm: Oruç

 İstanbul

http://ramazan.zaman.com.tr/ramazan/detaylar.do?load=detay&link=72&bolum=110
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Mubarek_Gunler_Ve_AylarYorum (1) :: Yorum yaz!21/9/2007

Ramazan Müslümanlığı değil...

Ramazan Müslümanlığı değil...

AHMED ŞAHİN
Bir hadis- şerif, bizlere Ramazan sonrasını düşündürmektedir. Meâli şöyledir:- Allah için yapılan işlerin en makbulü, devamlı olanıdır. İsterse o devamlı iş az olsun.

Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, elinden tesbihini, başından takkesini düşürmeyen biri hâline gelmiş; ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan’dan sonra tesbihler, seccadeler sandığa, dinî titizlikler gelecek Ramazan’a bırakılmış... İşte bu, Allah yanında makbul olan titizlik değildir. Allah’ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, akıl gibi sayısız nimetleri nasıl sadece Ramazan ayına inhisar etmiyor, ömür boyu devam ediyorsa, Rabb’in emirlerine olan bağlılığımız da Ramazan ayına inhisar etmemeli, ömür boyu devam etmeli, son nefese kadar sürmelidir. Öylesine devam edip sürmeli ki, dinî mükellefiyetlerimiz bizde hava, su gibi ihtiyaç haline gelmiş olmalıdır. Nasıl insan havasız, susuz yaşayamazsa biz de dinî mükellefiyetlerimizi yerine getirmeden yaşayamaz hâle gelmeliyiz.

Nitekim geçtiğimiz yıllarda Ramazan’da bir yakınımı ziyarete gitmiştim. Maruz kaldığı hastalıktan dolayı orucunu yemek mecburiyetinde kalmıştı. Ama nasıl bir yemek bu? Diyordu ki:

- Ramazan günü evimde mecburen su içerken adetâ ürperiyor, kendimi itham ediyorum. İçimde kavga, dövüş başlıyor. “Sen nasıl Müslümansın? Herkes oruç tutarken şu mübarek günde sana oruç yemek yakışır mı?” gibilerden sesler geliyor adeta kulağıma. Demek ki bu kardeşimizde İslâmî hayat hava, su gibi ihtiyaç hâline gelmiş. Bu hayatın dışına çıkarsa mazereti bile olsa içinden ikaz sesleri duyuyor, vicdan azabı çekiyor.

Nitekim bir büyüğümüzün hastalığına rağmen oruç tutmakta nasıl bir ısrarın sahibi olduğunu STV’de gördük. İftar saatine doğru iyice halsizleşiyor, hatta kendinden geçiyor, sadece dudaklarında okumaya çalıştığı duaları fısıldayacak kadar bir takat görülüyor, adeta hayat memat sınırında bulunuyor. Bir adım ötesi öbür âlemdir. Bunda hiç şüphe yoktur. Kendisine doktorlar orucunu tutmaması gerektiğini söylüyorlar, hatta tutarsa ölebileceğini dahi ima ediyorlar. Onun cevabına bakın lütfen:

- Ben orucumu yersem işte o zaman ölürüm! diyor, orucunu yiyerek ölmektense tutarak ölmeyi tercih edeceğini ifade etmiş oluyor. Adeta dini hayatın içinde yaşayabilirim, bu hayatın mazeretle de olsa dışında olmak benim için mümkün değildir, örneğini veriyor.

Nitekim Yermük Savaşı’nda yaralanarak sıcak kumların üzerinde mecalsiz düşen, aynı zamanda da son anlarını yaşayan bir sahabiye bir diğer sahabi kırbasındaki suyu uzatıyor, çabuk şu suyu iç diyor, yoksa dudakların iyice kuruyacak, dilini döndüremez hale geleceksin.

Sahabinin cevabına bakın lütfen:

- Suyu şu kalkanıma boşaltın diyor, ben oruçluyum şimdi su içemem. İftar vaktine kadar yaşarsam o zaman içerim, yoksa orucumu bozamam, Rabb’imin huzuruna oruçlu olarak gitmeyi tercih ederim. Bunlar neyin ifade ve işaretledirler acaba?

Demek ki kendini İslâmî hayatla böylesine özdeşleştiren mümin, Ramazan’dan sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp eski gaflet gömleğini giyemez. Belki Ramazan’da kazandığı güzellikleri benimser, ömür boyu dinî hayatını sürdürme azim ve gayretine girer. Onun için ‘Ramazan gitti, dinî hayat bitti’ denemez. Ramazan gider; ama dinî hayat devam eder. Çünkü biz “Ramazan Müslüman’ı” durumuna düşmek istemeyiz.

Süleymaniye Camii baş imamı merhum Sadık Efendi, Ramazan Müslüman’ını anlatırdı sohbetinde. Bayram namazından sonra yaklaşan biri elini öpmek istediği hocaefendiden hakkını helal etmesini isteyerek şöyle der: - Hocam, Ramazan boyunca teravihimizi kıldırdınız, bize hakkınız geçti, helal edin. Gelecek Ramazan’da görüşmek üzere haydi Allah’a ısmarladık!..

Hocaefendi ile helalleşen bu zat, ihtimal ki elinde seccadesi, başında takkesiyle evinin yolunu tutar, ilk işi hanıma şöyle seslenmek olur:

- Hanım! Al şu seccadeyi, şu takkeyi, şu tesbihi, dolabın en ulaşılmaz yerine sakla. Bu Ramazan’ın geleceği de olacaktır elbette. O zaman yine lazım olacak bunlar bana. Biliyorsun ben öyle tek Ramazan Müslüman’ı değilim.” Evet biz Ramazan müslümanı değiliz. Hayırlı Ramazanlar diliyorum.

Sayı: 9

Bölüm: Ramazan

http://ramazan.zaman.com.tr/ramazan/detaylar.do?load=detay&link=23
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Mubarek_Gunler_Ve_AylarYorum (1) :: Yorum yaz!20/9/2007

Ramazan, psikolojik terapi ve tedavi ayı

Ramazan, psikolojik terapi ve tedavi ayı

PSİKOLOG FARİKA TEYMUR ARTIR
İçinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayını pek çok bireysel ve sosyal faydası yanında aynı zamanda bir psikolojik terapi (tedavi) ayı olarak da görebiliriz.

Nitekim orucun sıhhat bulmaya (sağlığa) vesile olduğu da bir gerçektir. Dinî eğitimin, öğrenilenler bilinçli bir şekilde tatbik edildiği takdirde ruhsal problemler ve kişilik bozuklukları üzerindeki faydası da bilinmektedir. Kişilik eğitimine yönelik süreçler orucun farz, sünnet ve mekruhlarında kendisini göstermektedir. Açlık davranış kontrolünün ilk aşamasını oluştururken, aynı zamanda kişinin biyokimyasal dengesinde de etkili olmaktadır. Bundan sonraki aşama kişinin azalarına da oruç tutturmasıdır. Orucun sadece aç kalmak olmadığını bilmek; kişide kendisi hakkında bir özeleştiride bulunuyorsa farkındalık ve bilinçlenme meydana getirir. Mü’min, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kişidir. Yani mü’min kişi kesinlikle şiddetten uzak durur. Kötü söz söylemez. Küfür söylemez. Aynı zamanda müminin hayırlısı ailesine karşı hayırlı davranandır. Eşine çocuğuna iyi muamele eden kişidir. Başkalarının arkasından çekiştirmez (gıybet yapmaz). İnsanlar görürüz. Sosyal hayatta gayet iyidirler. İnsanlara karşı gayet nazik davranırlar. Ahlâk kurallarına uygun hareket ederler. Fakat sıra ailelerine gelince aynı hassasiyeti gösteremezler. Yerine göre eşlerine çocuklarına “Beni siz çileden çıkarıyorsunuz.” derler. Yerine göre kendilerini kontrol edemedikleri için özür dilerler. Tarık Bey ve eşi Nihal Hanım’ın yaşadıkları vak’a davranışı kontrol edememe sorunundan kaynaklanmaktadır. Oruç insandaki kendini kontrol etmeyi sağladığı için bu çift arasında yaşanan sorun dikkat çekicidir. Nihal Hanım ve eşi Tarık Bey 4 senelik evli, 2 çocukları vardır. Tarık Bey dindar bir insandır ve eşi Nihal Hanım ile normalde iyi anlaşmaktadırlar. Fakat Tarık Bey yorgun ve stresli olduğunda, eşi Tarık Bey’in gelenekçi ailesinin beklentilerini tam karşılayamadığında veya eşi gergin olup kendisini sakinleştiremediğinde çileden çıkmakta eşine son derece kaba davranmakta, sonra da özür dilemektedir. Tarık Bey eşine aynı zamanda “Beni sen şiddete sevk ediyorsun.” diye sitem etmektedir. Nihal Hanım eşinin arkadaşları arasında çok uyumlu olmasından dolayı zaman zaman kendisini suçlasa da nerede hata yaptığını bulamamaktadır. Şiddetin artmasından dolayı “Ya boşanırız ya da tedavi olursun.” diye ısrar edince Tarık Bey mecburen bir psikiyatri uzmanına gider. Teşhis kişilik bozukluğudur. Tarık Bey’in babası da kendisi küçükken annesine aynı şekilde davrandığından Tarık Bey kendisini kontrol etmekte zorluk çekmektedir; fakat bu durumun kendisini etkilediğinin farkında değildir. Tarık Bey, başka eşlerin konuşarak çözdüğü sorunları şiddete başvurarak çözmeye çalışmakta, tabii işler daha da kötüye gitmektedir. Psikolojik problemlerin içinde tedavisi en zor olanı kişilik bozukluğudur. Kişilik bozukluğu ile davranış bozukluğu arasındaki en bariz fark kişilik bozukluğunda kişinin sorununu kabul etmemesi herkesin aynı şekilde davrandığını zannetmesi ya çözüm aramaması ya da kararlılık ve devamlılık göstermemesidir. Kişi eğer probleminin farkında olur ve düzelme azmi ve gayreti içinde olursa bu durumda artık kişilik bozukluğundan kurtulmaya başlamış demektir. Geriye kişinin olumsuz davranışlarını düzeltmek için belli bir süreçten geçmesi kalmaktadır. Kişinin kendi kendine gösterdiği gayretlere rağmen durumunda düzelme olmuyorsa yardım alması gerekir. Aslında dindar bir insan olan Tarık Bey eşine davranışına dinî açıdan baksaydı bu olayları yaşaması söz konusu olmayabilirdi. Oruç, davranış kontrolü için bir antrenmandır Pek çok ruhsal hastalığın temelinde kişinin ailesinde gördüğü kötü örnekler ve aile içi iletişim problemleri görülmektedir. Bununla beraber eğitim ve kişinin problemlerinin farkında olması ve kişilik gelişimi olumsuz tutumların diğer nesillere aktarılmasını engellemektedir. Öğrenmede olduğu gibi kişisel gelişimin sağlanması için de belli süreçler gerekmektedir. Oruçta da kişinin davranışlarını kontrol etmesi için böyle bir özellik vardır. Oruç davranış kontrolü için bir antrenman olarak kabul edilebilir. Bu davranış kontrolü açlıktan başlayıp diğer azalara da oruç tutturmak şeklinde yavaş yavaş mümkün olabilmektedir. Orucun bir ay boyunca tutulması, kişiyi yalnızlık duygusundan kurtaracak iftar, teravih vb. ile sağlanan sosyal birliktelikler bu davranış kontrolüne zemin teşkil edecek diğer şartları da oluşturmaktadır. Kişisel gelişim kişinin hayat boyu kendi gayreti ile devam eder. Kişi ahlâki eğitimine ne kadar önem verir ve eksikliklerini düzeltme gayreti içinde olursa; kişisel gelişimi de o kadar hızla gerçekleşir. Organik hastalıklardan korunmak ve kurtulmak için mükemmel bir bağışıklık ve tedavi sistemi bahşedilmiş olan insanlar; psikolojik hastalıklardan kurtulmak için de bir tedavi sistemine sahiptir. Bu sistemi etkileyen en önemli faktörlerden biri zamandır. Zaman pek çok psikolojik problem için dengeli beslenme, uyku vb. ile birlikte ilaç yerine geçmektedir. Bazı psikolojik hastalıklarda zaman içinde, kendiliğinden % 30 % 40’lara varan oranlarda iyileşme görülmektedir. İşte içinde bulunduğumuz Ramazan ayı da -oruç tutan kişiler bilinçli oldukları takdirde- pek çok psikolojik rahatsızlık ve kişilik bozukluğu problemi için güzel bir iyileşme imkanı oluşturmaktadır.

Sayı: 9

Bölüm: Ramazan

http://ramazan.zaman.com.tr/ramazan/detaylar.do?load=detay&link=68


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Mubarek_Gunler_Ve_AylarYorum (2) :: Yorum yaz!20/9/2007


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Mubarek_Gunler_Ve_AylarYorum (0) :: Yorum yaz!20/9/2007

Zekât rahmeti çağırır

Zekât rahmeti çağırır

Hem dünya hem de ahiret adına, Allah’ın rahmetini celp edecek önemli hususlardan birisi de zekattır.

Zekatın gerçekleştiği ortamda, insanların yanında diğer canlılar bile İlâhî rahmetten istifade eder. Zekat verilmeyen toplumlarda şayet diğer canlılar olmasaydı, insanlar, İlâhî rahmetin tezahürü olan yağmurdan bile mahrum kalırlardı.

http://ramazan.zaman.com.tr/ramazan/detaylar.do?load=detay&link=66
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Mubarek_Gunler_Ve_AylarYorum (0) :: Yorum yaz!19/9/2007

Ramazan’da insanlar arasında başlayan güzel ilişkiler devam etmeli

Ramazan’da insanlar arasında başlayan güzel ilişkiler devam etmeli

Şemsinur Özdemir
Tekirdağ'da eşiyle birlikte yaşayan 77 yaşındaki sinema sanatçısı Nevin Aypar, Allah nasip ettiği sürece oruçlarını tutacağını söylüyor. Aypar'ın eşi kalp hastası, kendisi de 5 sene önce ses tellerinden felç geçirmiş. Hayata her zaman güzel yönlerinden bakmaya çalışan Aypar, yaşadığı çevre içinde huzurlu ve mutlu olduğunu söylüyor.

İlk orucunuzu hatırlıyor musunuz?

Genç yaştan beri dinime düşkün bir insanım. Çocukluğumuzdan büyük annelerimizden kalan bir sevgim vardı. İlk orucumu 12-13 yaşlarımda tuttum. Tam gün tutamadığımı hatırlıyorum.

Oruç tutmak, çalışmanızı nasıl etkiliyordu?

Hiç etkilemedi. Sahurda yiyoruz nasılsa sabah kahvaltısı olarak kabul edin. Öğlen yemeğini de sağa sola koştururken yiyemediğinizi farz edin. İnsanın aklına bile gelmiyor yemek yemek. Allah kabul ederse oruçlarımı tutuyorum. Şeker hastasıyım, bakalım ne kadar nasip edecek.

Ramazan’ı nasıl yaşıyorsunuz?

Bol bol kitap okuyoruz. Hatim indirmeye başladım. Şu anda eşimle birlikte Tekirdağ’da yaşıyorum. Buradan İstanbul’a ziyaretlere gidemiyorum; ama eskiden Eyüp Sultan’a, Oruç Baba’ya, Kadıköy’deki büyük zatların ziyaretlerine giderdim; Merkez Efendi’yi dolaşırdım. Ama burada da çok güzel bir grubumuz var. Birbirimize ziyarete gidiyoruz. Her gün kapımı çalıyor, arayıp soruyorlar bizi. Yalnız bırakmıyorlar. “Ne lazım, ekmeğin var mı?” diye soruyor mesela. Var, desem bile elleri kolları dolu dolu geliyorlar yanımıza. İftara davet ediyorlar. Bu güzellikler bizim dinimizden, bu insanların Allah yolunda olmasından kaynaklanıyor. Bu açıdan huzurlu ve mutluyum.

Oruç tutmak, ruh dünyanızı nasıl değiştiriyor?

13 sene evvel hacca, 5 sene önce de umreye gittim. Hacca gidip döndükten sonra dünyaya bakış açım değişti. Dine bağlı olmak o kadar güzel bir şey ki, insanın ruhu temizleniyor. Etrafa karşı daha olumlu bakabiliyorsunuz. Bütün iyilikler Allah’a inançtan kaynaklanıyor. Allah herkesi o yola çevirsin, herkese en kısa zamanda böyle güzel duygular yaşatsın. Ben herkese karşı o kadar iyiyim ki, kötülük düşünemiyorum. O yüzden de etrafımda sevilen bir insan olarak tanınıyorum. Bu da bana mutluluk veriyor. Kötülükten hiçbir şey gelmez.

“Nerede o eski Ramazanlar”, diyor musunuz?

Evet, diyorum çünkü eskiden bambaşkaydı. Belki insanlarda daha fazla inanç vardı. O inançtan dolayı Ramazanlarımız daha güzel, daha zevkli, olumlu geçiyordu. Eski neşe yok, ama bundan sonra daha iyi olacağına da inanıyorum; çünkü bazı şeylerin olumlu manada değişmeye başladığını görüyorum. Yavaş yavaş iyiye doğru bir yöneliş var.

Ramazan’dan sonra hiç değişmese dediğiniz şeyler var mı?

Ramazan’da sosyal hayatta çok güzel alışkanlıklar oluşuyor; ama bu sonra da sürmeli. Herkes küçüğünü büyüğünü sevmeli, saymalı. Birbirine selam vermeli. Komşuluk ilişkileri devam etmeli. İnsanlar dünyaya hep olumlu bakmalı. Kötülükten hiçbir şey gelmez. Burada yaptığımız iyilikleri götüreceğiz öbür dünyaya. Dostlarımın, sevenlerimin, bütün Türk halkının ve dindaşlarımın hepsinin aynı şekilde olumlu olmalarını istiyorum.

Sayı: 9

Bölüm: Ramazan

http://ramazan.zaman.com.tr/ramazan/detaylar.do?load=detay&link=131                                         İstanbul


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Mubarek_Gunler_Ve_AylarYorum (1) :: Yorum yaz!19/9/2007

Bu ay anlatılmaz; ancak yaşanır

Bu ay anlatılmaz; ancak yaşanır
MUSTAFA AYDIN
Ramazan ayı lezzetlerin içi içe sunulduğu bir zaman dilimidir. Bu lezzetleri tadabilmek için de o frekansı yakalayabilmek gerekir. İmanla tutulan her oruç bizi Allah’a (cc) bir adım daha yaklaştırır.

Varlık da ne varsa hepsi Rahman’ın (cc) mührünü taşır. Zaman onun ikramıdır. İnsan için imar edilen dünya sarayı, ahiret sarayının ön kabul kapısıdır. Hayatı değerli yapan, bakanın gözü ve basiretidir. Bakmayı bilmeyen Kâbe’ye dahi nazar etse taştan başka bir şey göremez. Ebu Cehil’in bakışıyla Ebu Bekir (ra)’ın bakışı asla müsavi değildir. İkisi de baş gözüyle O’nu (sas) görmüştür. Kimin gönlünde hakikat ve iman sevgisi varsa o yücelmiş, diğeri ise alçalmıştır. Malumdur ki O’nu imanla gören sahabe unvanını almıştır. İmanı kaybedenler, o yüce ismi de kaybetmişlerdir.

***

RAMAZAN’I DEĞERLİ KILAN NEDİR?

Nurlu ay Ramazana bakan ve şahit olanlarda aynı konumdadırlar. Ramazanı değerli kılan iman ve onun şeâiri hükmünde ki orucudur. Zamanı kutsallaştıran imanlı insanın varlığıdır. Zira tüm kutsiyetler insanın yüceltilmesi için konulmuştur. Kâbe dahi insan için inşa edilmemiş midir. Müminin değeri Kabe’nin değerinden daha yücedir. Yoksa onun etrafında yaşayan onu imar edip ziyaretçilerine su ikram edenlerin Hakk (cc) katında değerli olmaları gerekirdi. Asla böyle değildir. İman ve cihat ehli Kabe’yi göremese de kıymetinden bir şey kaybetmez.

Ramazan her yönüyle manevi bir panayırdır desek anlatmış olamayız. Gönüllerin ve ailelerin sarmaş olduğu ve her şeyimizle bizi kutsadığı zamanın adıdır. Zamanın doğuş ve batışını bize ihtar ederken, semanın en büyük ayetleri olan güneş ve ay ile münasebetimizi pekiştirir. Doğuştan evvel sahuru tattırırken, batışı zevkler üstü zevk haline dönüştürür. Her güneş batışını doğuşunun niyet başlangıcı haline getirir. Asla ümitsizliğe fırsat vermez. Hilali ve güneşi iman ve amelimize şahit tutan bir aydır Ramazan.

Caddelerin iftar saatindeki sessizliği, İslamın sesidir. Tüm iman erlerini iftar sofrasına toplarken adeta kıyameti sembolize etmektedir. Öten sur değil fakat hakkın sedası olan ezandır. İkisi de hakkın izniyle harekete geçer. Her türlü lezzetin en yüksek mevkie çıkması ancak Ramazanın atmosferiyledir. Bedenler acıkıp susadıkça ruhlar doyuma ulaşmaktadır. Dudaklar kurudukça, gönüller manevi zevkle kanmaktadır. Mideler küçüldükçe, maneviyatımız artmaktadır. Sağlıktan dostluğa, yardımdan fedakarlığa, sahurdan iftara, hatimden duaya ne varsa tüm hayatı nur halkalarıyla sarmaktadır.

***

İMAN, İNSANIN KALBİNE SARAY İNŞA EDER

İman insanın kalbinde saray inşa eder, amellerse o sarayı zinetlendirir. Maddi azalarımızı haz ve zevklerini, iman basiretiyle görebilenler daima mutlu olurlar. İster sıkıntı, ister sevinçli olsun her durumda kâr hanesini doldurmak mümkündür. Gönüllerin miski amber misali kokusu ile havzu Kevser içimi arsında hayatı lezzetlendirir. Buluşma noktası cennet olana hiçbir şey ağır gelmez. Her amel cennet basamağı kabul edilir ve cennete varıncaya kadar iyiliklere doymaz.

Hayatın her anı ve durumunu ibadet zevkiyle yaşamak ancak gerçek imanlı gönüllerin nasibidir. Şehvetten servete, mevkiden iktidara, uykudan çalışmaya, yürümekten koşmaya ne varsa hepsi kulluk şuuruyla ifa edilir. Oruç ise tüm varlığımızı farklı şekilde sarıp sarmalayan bir manevi hazdır. Bu yolda acıkmak ve doymak aynı lezzeti temin eder. Ömrün ve günün bereketini güneş doğmadan programlar. Kazancın ikramı olan sadaka, fitre, zekat ve iftar ve hediyelerle maddeye esaretten kendini kurtarmış olur. Gerçek mükafatın günlerini gönlünde sayıklar. Her duruşu ve bakışı Rahman’ın cemaline hazırlık içindir. Tüm engelleri aşarak gönül alemini hakkın ziyaretine hazırlar.

***

ORUÇ FİİLİ DUADIR

Oruç sadece gıdayla alakalı değildir. Aynı zamanda fiili dua hükmündedir. Duanın yaşam ayıdır. Duayı vahiyle, vahyi imanla, imanı icabetle buluşturan bu ay ilimle zirveye tırmanmaktadır. Hilalin şahadetini gözleyerek, kelime-i şahadetten ölümde ki şahadete kapı aralamaktadır. Ramazanın hilaline şahadet orucu, Hakk’ın yücelmesine şahadet ise ölümü sevdirmektedir. Bu ay insan sevgisini ikram ile üst sıralara taşımaktadır. Sanki çağıranlar ensar, çağrılanlar ise muhacir edasıyla hareket ederler. Tüm iftarlar Rabbimiz’in, davetçisi Hz. Muhammed sallallahü aleyhi vesellem, hizmetçileri ise biz değilmiyiz. Bu ay anlatılmaz, ancak yaşanır, yazılmaz ancak hissedilir. O zevki hangi kelimeler anlatabilir ki, Tatmayan bilmez dendiği gibi, tadanlar o sevgiyi çoğaltabilir.


MUSTAFA AYDIN, ADAPAZARI SEZGİNLER CAMİİ İMAMI
Sayı: 249
Bölüm: Mübarek Günler

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=45&hn=6001
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Mubarek_Gunler_Ve_AylarYorum (2) :: Yorum yaz!18/9/2007

Ramazan’ın hikmetlerinden haberimiz var mı?

Ramazan’ın hikmetlerinden haberimiz var mı?
Oruç, nefsin ve dolayısıyla onun üzerinden bizimle uğraşmaya azmetmiş Şeytan’ın zincire vurulduğu bir aydır. Eğer oruç yanında affedici, fedakar, cömert, sakin olamıyorsak, kin ve düşmanlık gibi hastalıkları içimizden atamıyorsak Ramazan’ın hikmetlerinden habersiz kalmışız demektir.

Ramazan dünyevileşme ara verdiğimiz zaman dilimi

Sanki Allah, dünyevi tarafı ağır basan meşguliyetlerimizin senede bir ay beklemeye alınmasını murat etmektedir. Hele kapitalist üretim ve tüketim süreçlerinin hayatımızın her anını işgal etmeye çalıştığı böyle bir dünyada bu daha da önemli olmaktadır.

Kur’an’ın muhtevasını kimler anlayabilir?

Kurân’ın ledünnî muhtevasını ancak, onda bütün varlığın sesini duyabilenler ve onun derinliklerinde insan ruhuna ait korku ve ümit, tasa ve sevinç, keder ve neş’e mûsikîsini birden dinleyebilenler anlar.

Orucu ve namazı gösteriş oluyor diye terketmek doğru mudur?

Zaman olur kişi namaz, oruç ve benzeri ibadetlerini riya ve yapmacıktan kurtulamıyor endişesiyle terk eder. Hâlbuki, Allahu Teâlâ bunların yapılmasını emretmektedir. Bu yanlıştır. Nefsiyle zor bile olsa mücadele etmelidir. Şayet bu endişesiyle hareket edip ibadetleri terk ederse riya korkusu girmediği hiç­bir ibadet kalmaz. Zaten insanlar bu noktadan sorumlu tutul­mamışlardır. Veya alenî yaptığı ibadeti gizli yapmak üzere terk eder. Hâlbuki, gizli yapılmak istenen birçok ibadetin nefsin aldatmasıyla yapılmadığı tecrübeyle sabittir. Ancak gerçekten söz konusu ibadeti gizli yapmaya Allah tarafından verilen üstün bir güce sahipse, o zaman gizli yapsın. Çünkü, gizlisi daha faziletli ve oturaklıdır.

Ramazan’a neden “Sultan” denilir?

İradi bir mahrumiyet ve meşakkat ayı olmasına rağmen Ramazan ayına “sultan” denmesinin sebebi, Müslümanların hayatında orucun taşıdığı büyük ehemmiyettir. Ramazan’ın bir başka özelliği “bin geceden hayırlı Kadir Gecesi”nin bu ayda olması ve Kur’an’ın yine bu ayda indirilmeye başlanmasıdır.

Sahuru ihmal etmeyin

Sahurda kalkıp yemek müstehaptır. Peygamberimiz: “Sahurda yemek yeyiniz, çünkü sahurda bereket vardır” (Buhârî, Savm, 20) buyurmuştur. Sahur yemeği, oruca dayanma gücü verir. Duaların kabul edildiği vakitlerden biri de sahurdur. Oruçlu sahura kalktığı zaman, dilekleri için dua etmeli ve Allah’tan günahlarının bağışlanmasını istemelidir. Hele tam da zamanı olan sahurda iki rekat teheccüd kılıversek, sahurumuz teheccüdle bereketlenmiş olur.

İftarı yalnız yapmayın

Oruçlulara iftar yemeği vermek hayırlı bir davranış olduğu gibi bu sofralarda misafir ağırlamak unutulmaması gereken geleneklerimizdendir. Herkes imkanları nisbetinde evinde ya da dışarıda iftar verebilir. Peygamberimiz buyuruyor ki: “Bir oruçluya iftar veren kimseye, o oruçlunun sevabı kadar sevap verilir. Ancak o oruçlunun sevabından da bir şey eksilmez.” (Et-Terğib ve’t-Terhib, c.2, s.144)

Oruçlunun sevinci

Oruç ibadetini tamamlayıp iftar vaktine yetişen kimse, bundan büyük bir mutluluk ve sevinç duyar. O, tuttuğu orucun mükâfatını almak üzere, kıyamet gününde Allah’ın huzuruna vardığı zaman en büyük sevinci tadacaktır. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Oruçlunun iki sevinci vardır: Biri iftar ettiği vakit, diğeri de Allah’a kavuştuğu zamandır.” (Buhârî, Savm, 20; Müslim, Sıyam, 9)

Dualar kabul edilir

İftar vakti yapılan dualar kabul edilir. Peygamberimiz (sas) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Üç kimsenin duası geri çevrilmez, kabul edilir: 1- Oruçlunun iftar vaktindeki duası, 2- Adaletli hükümdarın duası, 3- Mazlumun duası.” (Tirmizî, Deavât, 128)
Sayı: 249
Bölüm: Mübarek Günler

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=45&hn=6011
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Mubarek_Gunler_Ve_AylarYorum (1) :: Yorum yaz!16/9/2007
Sayfa Toplam:140
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Tasarim© ynsm2006




isLamList.Net  || Musluman Bir Neslin Secimi ||