Genç adam, ofisinde, masanın tam karşısındaki duvarda asılı, Orta Asya ülkelerini gösteren haritaya dalmıştı yine. Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan... On sene evveline kadar buraların adını bile bilmezdi. Kafasının arşivinde, liseden kalma “Türkler, Anadolu’ya Orta Asya’dan göçmüştür” cümlesi vardı sadece. Uçsuz bucaksız o coğrafya, kendisi ve kendisi gibi bir çokları için, pek de iyi şeyler çağrıştırmayan dört harften ibaretti S.S.C.B.
Genç adam, Anadolu ile Orta Asya’nın, “kalbten kalbe bir yol ve Anadolu insanı ile Orta Asya halklarının aynı anneden süt emmiş çocuklar olduğunun.. insanımız için vazgeçilmez fevkalade önemli bazı duygu, düşünce ve değerleri bu topraklardan damıttığımızın... bunlarla hayatımızı ve kültürümüzü farklılaştırıp, zenginleştirdiği- mizin...şimdi özgürlüklerine kavuşan bu ülkelere, kırlangıçlar gibi uçup, kardeşliğimizin ve vefa duygumuzun tezahürü olarak, ne pahasına olursa olsun hizmet etmemiz gereğinin ve gerçeğinin... kardeşlik ve vefa endeksli bu hizmetin de bir yürek ve sevgi işi olduğunun” künhüne ve idrakine, “Kırık Mızrab’ın” içli, dertli, ızdırap dolu nağmeleriyle varmıştı. Kaderinin yoluna su serptiği talihlilerden biri olarak da, şimdi bu ülkelerden birinde, Kazakistan’da yaşıyordu.
Ne ilginç bir tevafuktu ki yolu, Kazakistan’a düşmeden bir kaç ay önce, okuduğu bir kitapta bu vefa ve sevgi kahramanlarından Atravlı Yasin’e rastladı. İçi yandı. Günlerce aklından çıkmadı Yasin. Oturduğu, kalktığı her yerde onu anlattı.
Kazakistan’a geldiğinde de ilk onu sordu. Hikayesini, Almatı’yı tepeden seyreden mezarının başında anlattılar: Ata topraklarında okulların açılması, onun liseyi bitirdiği yıllara denk gelmişti. Ateş parçası Yasin’in de yüreğine buraların ateşi düşmüştü. Sonunda o da yüzlercesi gibi dünyasını bir bavula sığdırıp Yesevi ülkesine kanatlanmıştı.
Bir taraftan üniversitede okumaya diğer yandan da Atrav Kazak-Türk Lisesi’nde belletmenlik yapmaya başladı. Okulu ve öğrencileri Yasin’in dünyası ve hülyası olmuştu artık. Varsa yoksa onlardı. O taptaze dimağlara Anadolu kültürünün mayasını çalıyor, iki ülkenin ebedi kardeşliği, mutlu ve aydınlık geleceği için ter döküyordu. Delikanlı damarlarında vatanı ve bayrağı için bir şeyler yapmaya çabalamanın hazzı ve heyecanı çağlıyordu. Bu beklentisiz duygularla öğrencileriyle kaynaşan Yasin onların sevgilisi ve “Yasin Ağabeyi” olmuştu. Şimdi Atrav’lı balalar, yardan, anadan, serden geçmiş, destanı ezberden okunacak yiğitlerin türküsünü söylüyordu. Atrav 94 Ağustosu’nu yaşıyordu...
Akjayık ırmağının kenarında Yasin, arkadaşları ve öğrencileriyle piknik yapıyordu... Her şey o kadar güzeldi ki. Ne olduysa topun ırmağa kaçmasıyla oldu. Önce öğrencisi Nursultan koştu topun peşine. Bir an evvel topu yakalamak kaygısıyla kulaçlıyordu suları. Birden ne olduysa çırpınmaya, suda batıp-çıkmaya, çığlık atmaya başladı. Yasin, öğrencisinin canhıraş feryatlarıyla irkildi. Nursultan’dan başka herşey, bir anda yok oldu gözünde. Ve tereddütsüz atladı ırmağa.
Can havliyle uzandı Nursultan’a... Tuttu, kucakladı, sırtına aldı... Dermanı tükeninceye kadar çırpındı çırpındı. Başardı sonunda.Nursultan kurtuldu... Ama Yasin kayboldu suda. Kaderi beklentisizlerin, “gariblerin” kaderiyle buluştu...Garip Yunus,
“Bir garip ölmüş diyeler/ Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar/ Şöyle garib bencileyin” le sanki Yasin’i anlatıyordu.
Yasin, hayatının baharında, bütün baharlarını, yüreğini ve ruhunu, hazansız baharlar yaşaması için bu topraklara vermişti... Vücudu bir tohum gibi Kazakistan’ın bağrına düşerken binlerce Yasin’in umudunu ve müjdesini veriyordu sevenlerine.
Müdürü, Yasin’in acı haberini Türkiye’de öğrendi. Bir çocuk bekliyordu o günlerde. Yasin’in toprağa düştüğü gün bir kınalı koçu oldu. Kucağına aldı, öptü, kokladı onu... Belletmenini, Yasin’ini öper, koklar gibi. “kınalı koçum” dedi, hıçkırarak. “Adın Yasin senin.”
Şimdi genç adam ne zaman bir fatiha için Yasin’in mezarına gitse toprağından,
“Eğil de kulak ver bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir.” mısralarının yükseldiğini duyar...
...Ve Almatı’yı tepeden seyreden mezarın başında geleceğe umutla bakar...
Kaynak:Akasya Hikayeleri, Ali Tokul, Ufuk Kitap, 2003, İstanbul, s. 117
Tayvanlı çocuklar da artık Türk öğretmenlere emanet
Türkiye'deki eğitim gönüllüleri, Tayvan'daki ilk Türk okulunu açmak için Milli Eğitim Müdürlüğü'yle anlaşma imzaladı. Tayvan'ın ikinci büyük şehri Kaohdiung'da açılacak okul için Milli Eğitim Müdürlüğü'nde imza töreni düzenlendi.
(Açılacak olan eğitim kurumunun imza törenine kentin Milli Eğitim Müdürü Cheng Yin-yao da katıldı. Yin-yao, "Türk okulunun açılması beni mutlu etti." dedi.)
Törene Kaohdiung Milli Eğitim Müdürü Cheng Yin-yao ile Kıvam Eğitim Vakfı'nı temsilen Mütevelli heyeti Başkanı Hu Yafei ve Mütevelli Heyeti üyesi Celal Türkoğlu katıldı. Cheng Yin-yao, imza töreninde Tayvan'daki ilk Türk okulunun kendi şehirlerinde açılacak olmasından mutluluk duyduğunu söyledi. Türkoğlu ise aşırı talepten dolayı öğrencilerin sınavla alındığını aktardı. 'Kıvam' adını alacak okulda matematik ve fen dersleri İngilizce, diğer dersler Çince olarak verilecek. Türkçe ise seçmeli ders olarak okutulacak. Tayvan'da bu şekilde eğitim veren hiçbir okul bulunmuyor. Ülkede açılan Amerikan ve Avrupa okullarında sadece yabancı çocukların eğitim görmesine izin veriliyor. Türk okulu ise hem yerli hem de yabancı öğrencilere açık olacak. Mütevelli heyeti üyelerinden Muharrem Aksoy, "Hayallerimiz gerçek oldu. Artık ülkemizin bayrağının dalgalanacağı, kültürümüzü anlatacağımız bir kurumumuz var." dedi. Kıvam, temmuzdan itibaren eğitime başlayacak. İsmail Hamdi Köseoğlu, Kaohsiung, Cihan
Faaliyet gösterdikleri ülkelerde sayısız başarılara imza atan Türk okulları Japonya'da da yayılıyor. Japonya'daki Türk müteşebbislerin kurdukları Horizon Vakfı'nın 2003 yılında eğitime açtığı Horizon Japan International School 'un ikinci şubesi, cumartesi günü düzenlenen bir törenle açıldı.
Eğitim hayatına 2003 yılında üç katlı bir binayla başlayan Horizon Japan International School'un yeni kampüsü de Japonya'nın yüksek standartlarına tam uygunluğu, öğrenci gelişimini öne alan tasarımı ve tüm tefrişatının Türkiye'den getirilmesi yönleriyle dikkatleri üzerine çekiyor. Okul ayrıca, Yokohama'nın da içinde bulunduğu Kanagawa eyaleti tarafından resmen tanınan üç uluslararası okul arasında bulunuyor.
Okulun, cumartesi günü yapılan açılış töreninde, ilk kampüsün açılışına da destek veren Japonya Büyükelçisi Solmaz Ünaydın, Horizon Vakfı mütevelli heyeti, Ankaralı işadamları, Japon ve uluslararası çevreden seçkin ziyaretçiler ve veliler hazır bulundu.
Horizon Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Arslan, açılıştaki konuşmasında, yeni kampüsün, okulun 3 yıl gibi kısa bir sürede gösterdiği başarının göstergelerinden biri olduğunu ifade etti. Okulun açılış gayesini "evrensel barışa katkıda bulunacak donanımlı gençler yetiştirmek" olarak özetleyen Arslan, çalışmalarının artarak devam edeceğini de sözlerine ekledi. Arslan'ın ardından söz alan Okul Aile Birliği Başkanı Bayan Ishida ve Büyükelçi Ünaydın da okulun başarılarının kendilerini gururlandırdığını ve vakfın çalışmalarının destekleyicisi olduklarını söyledi. Davetlilerin konuşmalarının ardından Türk koleji öğrencileri, Japonca, İngilizce ve Türkçe yaptıkları koro gösterisi sergiledi. Programın sonunda konuklara Türk mutfağından örnekler ikram edilirken Japon konuklar yemekleri çok beğendiklerini söyledi.
Bir süre önce Kenya ve Güney Afrika Cumhuriyeti'ni kapsayan bir geziye katıldım. Yola çıkarken kafamda tek bir soru vardı: Dünyanın dört bir yanına yayılan hatta adını ilk kez duyduğumuz ülkelerde açılan Türk okulları ne amaçla açılıyor? Aslında bu soru Türkiye'de pek çok insanın kafasını karıştırıyor.
Şüphe ile bakanlar da samimiyetle olayı anlamaya çalışanlar da bu sorunun cevabını merak ediyor. Çünkü, Sibirya'dan Kamboçya'ya, Arjantin'den Angola'ya, onlarca ülkede bir "dervişsabrı" ile çalışmak ve hiçbir beklenti olmadan bunu yapmak dışarıdan bakanlar için anlaşılabilir bir durum değil.
Afrika'nın iki ülkesi, Kenya ve Güney Afrika Cumhuriyeti'ne işte bu merakla gittim. İlk durağımız Kenya'nın başkenti Nairobi'ydi. Nairobi'deki Türk Okulu'nun müdürü MehmetYavuzlar bizi karşıladı. Okulun adı, Light Akademi. İlkokulda 240, lisede ise 300 öğrenci okuyor. On yıldır orada eğitim veren Türk okulu, başarı sıralamasında Kenya'daki tüm okullar arasındaki 7. sırayı alarak inanılmaz bir başarıya imza atmış.
Okula ulaştığımızda güzel bir sürprizle karşılaşıyoruz. Geniş bir salonun ortasında 4 zenci kız öğrenci. Önce herkesi Türkçe selamlıyorlar. Sonra da MahsunKırmızıgül'den bir şarkı söylüyorlar: "Hepimizkardeşiz." Bununla yetinmiyor bir de SezenAksu'dan"Firuze" yi söylüyorlar... Düşünsenize, Kenya'nın başkenti Nairobi'de SezenAksu, MahsunKırmızıgül söyleyen zenci çocuklar... Herkes etkileniyor.
Ama bu okulları, o ülkelerde etkili kılan sadece bunlar değil. İşin sırrı başka. Bir gece Nairobi'de kaldıktan sonra Güney Afrika Cumhuriyeti'ne geçiyoruz. Güney Afrika Cumhuriyeti birkaç açıdan ilginç bir ülke. Nüfusu 44 milyon. Kişi başına milli gelir 10 bin dolar. Yönetim şekli çok farklı. Üç başkenti var. Birbirlerine yakın da olsa yasama, yürütme ve yargı ayrı ayrı kentlerde. Ve 9 eyaletten oluşuyor. Belki de en ilginci 11 resmi dilin olması. Özellikle okullarda biri İngilizce olmak üzere iki dil mecburi okutuluyor.
Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Johannesburg, Durban ve Cape Town kentlerinde Türk okulları var. Tek tek hepsini geziyoruz. Her birinin ilginç kuruluş öyküleri ve ülke çapında ciddi başarıları var. Kimi matematik, kimi kimya, kimi fizik olimpiyatında birincilik kazanmış. O okulları cazip kılan yanlardan biri de bu.
Bugün Afrika'nın 30 ülkesinde 53 Türk okulu eğitim veriyor. PekibüyükçoğunluğuHıristiyanolanbuülkelerinvatandaşlarınedençocuklarınıTürkokullarındaokutuyor?
Bu sorunun iki cevabı var: Birincisi okulların ülke çapındaki başarısı, ikincisi ise ahlaki değerler... AIDS'in kol gezdiği, kötü alışkanlıkların yaygın olduğu Afrika ülkelerinde bu okulların güven vermesi doğal.
Şimdi gelelim başta sorduğumuz soruya.
Acaba dünyanın dört bir yayına yayılan Türk okulları neyin peşinde? Bu okullar öğrencileri Müslüman yapmaya çalışan birer "misyonerlik" merkezi mi, yoksa Türk propagandası mı yapıyor?
Önce kısa bir tespit yapalım: FethullahGülenHoca'nın okullarında eğitim veren öğretmenlerin büyük çoğunluğu gençlerden oluşuyor. Hepsi de ODTÜ ve Boğaziçi gibi en iyi üniversitelerden mezun. Türkiye'nin dört bir yanından gelen bu öğretmenler hiç tanımadıkları ülkelerde binlerce öğrenciyi eğitmek için inanılmaz bir çabaya imza atıyor.
Çoğuyla uzun uzun konuştum. TarıkŞen, İlhamiDemirtaş, TufanAydın, TahsinTümer, Tarıkİmre gibi orada karşılaştığım her yönetici veya öğretmenin o ülkelerde "iyiinsan" olmak ekseninde iki şeye, "TürkiyevemodernMüslüman"imajı yaratmaya hizmet ettiklerini gördüm:
Tıpkı ünlü Kırgız yazarı CengizAytmatov'ın dediği gibi:
"Bu okullarda din, dil, ırk ayrımı yapılmaksızın insanlık sevgisi üzerine eğitim yapılıyor."
Sadettin Bey, Artvin’den Rusya’ya geçişi sağlayan Sarp Sınır Kapısında, sarışın sınır polisine pasaportunu ve araması için valizini uzatırken kalbinin yerinden çıkacağını sanıyordu. Tedirginliğini bir türlü atamamıştı üzerinden. Sakin olmaya çalışıyor, beceremediğini kendisi de fark ediyordu. Bir suçu, bir noksanı olduğundan değildi stresi. Yıllar yılı Sovyetler Birliği hakkında sağdan soldan duyduğu, doğru-yanlış şeylerden kaynaklanıyordu.
Polis de hiç oralı değildi işin doğrusu. Pasaporta bakma işini yarım saatte ancak bitirmişti. Polis ağırdan aldıkça Sadettin Bey iyice öfkeleniyor, “mübarek adam sanki resmimi çiziyor, ne varsa bu kadar bakacak?” diye söyleniyordu. Polis pasaportu kendisine doğru uzattı. Sonra önündeki valizi kaldırıp hemen yanındaki masanın üzerine koydu. Yine yavaş çekim hareketlerle valizin fermuarını açtı, karıştırmaya başladı. ... Bir iki pantolon, bir iki gömlek, bir iki kazak, birkaç kat iç çamaşırı, çorap, traş takımı, diş macunu, diş fırçası, tarak... derken polisin gözü bir kitaba ilişti. Eline aldı. Uzun uzun kabına baktı. Sonra sayfalarını çevirdi usul usul.. Kapattı, tekrar kapağını seyretmeye başladı. Sonra tekrar sayfalarını çevirdi. Gözlerini kitaptan alamıyordu bir türlü.
Canı dudağına gelmiş Sadettin Bey “acaba kitaba mı işkillendi bu adam?” diye içinden geçirirken inanamadığı bir şey oldu.
Uzun boylu sarışın polisin yosun yeşili gözlerinden iki damla yaş kitabın kapağına düşüverdi. Sonra da yarım yamalak bir Türkçeyle kısık bir ses izledi bu gözyaşlarını.
– Bu Kur’an mı? Sadettin Bey’in kafası allak-bullak olmuştu. “Evet” diyebildi yalnızca. Sarışın sınır polisinin sesi titriyordu, – Dedem, ben küçükken kardeşlerimle beraber bunu öğretiyordu bize. Daha sonrasını ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Sonra yalvarmayı andıran bir ses tonuyla,
– Bunu bana verir misin, dedi ve devam etti. Eğer bunu bana verirsen çocuklarıma göstereceğim. Ve aklımda ne kadar kaldıysa onlara öğreteceğim. – Ne demek, dedi Sadettin Bey, ne demek... Aslen Batumlu sarışın sınır polisi, yıllar sonra yeniden kavuştuğu Kur’an’ı bağrına basarken Sadettin Bey’in koluna girmiş, onu aziz bir misafir gibi sınırdan içeriye buyur ediyordu...
Kaynak: Gerçeği Rüyasından da Güzeldi, Ali Tokul, Ufuk Kitap, 2004, İstanbul
Afganistan'daki temasları çerçevesinde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bugün başkent Kabil'de inşası süren Afgan Türk Kız Lisesi'ni gezdi.
Afganistan Eğitim Bakanı Muhammed Hanif Atmar Bakan Gül ve beraberindeki heyeti okulun kapısında karşıladı. Okulun kapısında Gül'ü karşılayanlar arasında Türk öğretmenler ve ülkedeki değişik Türk okullarında eğitim gören Afgan öğrencilerde, ellerinde çiçek ve bayraklarla hazır bulundu. Afgan öğrenciler Türkçe olarak Bakan Gül'e "Afganistan'a Hoşgeldiniz" dedi. Bakan Gül de, öğrencilerle konuştu, fotoğraf çektirdi.
Okulda Bakan Gül'ün onuruna düzenlenen törende, Kız lisesi öğrencileri iki ülkenin milli marşlarını söyledi. Törende konuşan bir kız öğrenci, okulu açan Türk halkı ile öğretmenlerine müteşekkir olduklarını belirtti. Tören öğrencilerin gösterileri ile sürdü.
Burada kısa bir konuşma yapan Abdullah Gül, Türk okularının çalışmalarından gurur duyduklarını, eğitime destek veren herkesi tebrik ettiğini söyledi. Bakan Gül, " Sayın Karzai dün bana bu okullardan bahsetti.
Türk okullarını görmüş ve çok etkilenmiş. Karzai benden bu okulların sayısının artırılmasını istedi. Bu durumdan çok memnun oldum." Diye konuştu.
Gül'den sonra konuşan Afgan Eğitim Bakanı Atmar ise, Türk-Afgan liselerinin eğitime katkılarının oldukça büyük olduğunu vurguladı. Bakan Atmar Türk öğretmenlerine dönerek, "Afganların geleceğini eğitiyorsunuz. Eğitim yardımlarınız da oldukça önemli bizim için. Afganlar yardımlarınızı hiçbir zaman unutmayacak." ifadelerini kullandı.
Güney Afrika Cumhuriyeti'nin dokuz eyaletinden biri olan Western Cape'in Başbakanı Ebrahim Resool'u ziyaret ettik. Bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı. Resul'e, Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki Türk okulları hakkında ne düşündüğünü sordum. (Şahin ALPAY'ın yazı dizisi)
Bu seyahatte gördüğümüz Türk okullarının en etkileyici olanı Cape Town Star International School idi. 1999 yılında kurulan okul, öğrencileri yuvadan alıp liseden mezun edecek kapasiteye sahip. Sınıfları, spor olanakları ve diğer tesisleriyle Cape Town'a yakışan bir okul. (Şahin ALPAY'ın yazı dizisi)
Uçağımız Joburg'a indiğinde heyecanlıydım. Çok değil, daha 13 yıl öncesine kadar ırk ayrımı rejiminin yürürlükte olduğu bir ülkeye ayak basıyordum. Irk ayrımını sona erdiren, bu uğurda 27 yıl hapis yatan Nelson Mandela, Joburg'da doğmuş, orada büyümüştü. (Şahin ALPAY'ın yazı dizisi)
Türk okullarını ziyaret etmek üzere Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın davetlisi olarak bir grup akademisyen ve gazeteciyle birlikte, 26 Ocak-2 Şubat 2007 tarihleri arasında Kenya ve Güney Afrika cumhuriyetlerini kapsayan bir geziye katıldım. Türkiye ile bulundukları ülkeler arasında barış köprüleri kuran Türk okulları açısından son on yılın en önemli gelişmesi, bunlara belki en çok ihtiyaç duyulan siyah Afrika'daki gelişmesi. Bugün Afrika'nın otuz kadar ülkesinde elliden fazla Türk okulu hizmet veriyor. (Şahin ALPAY'ın yazı dizisi)
Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'nın beşincisi için geri sayım başladı. Geçen yıl 84 ülkeden 354 öğrencinin katıldığı etkinliğe bu sene 100 ayrı devletten 500 öğrenci iştirak edecek. 100 ülkenin katılacağı Türkçe Olimpiyatı'nın finali 3 Haziran'da İstanbul'da yapılacak. Her ülkenin kendi içinde yaptığı ön eleme ve finallerde sona gelindi. Maldiv, Gine, Srilanka, Singapur, Yeni Zelanda ve Kolombiya gibi yarışmaya yeni katılan ülkelerde büyük heyecan var.
Asyadan Afrikaya, Uzak Doğu’dan Balkanlar’a oradan Avrupa’ya, Amerika’ya kadar efsane olan Türk okulları Bosna’da da aynı heyecan ve başarıyla eğitim hizmeti veriyor. Rehberimizin ifade ettiğine gore Bosnalılar, Osmanlılara kendilerini savaşmadan bıraktıklarından dolayı kırgınlarmış. “Bizi buralarda unutup gittiler” diye sitem ediyorlarmış. Buradaki Türk okulları adeta unutulmadıklarını gösteren bir vefa nişanesiydi. Bugün Osmanlının torunları birçok ülkede olduğu gibi onlara eğitim hizmeti vermek için gelmişlerdi. Burada diyalog, hoşgörü ve evrensel barış adına her etnik gruptan öğrenci okula kabul ediliyor. Birbiriyle savaşan etnik kökenli bu halklar arasında böylece barış köprüleri oluşturuluyor.
Akşam Türk Liselerinin mezuniyet programını izlemek üzere kapalı spor salonunda yerimizi aldık. Okullar burada açılalı on yıl olmuş. Okul açmak için ilk gelenler savaş devam ederken savaşın kaderini değiştiren o meşhur tünelden zorluklarla geçerek gelmişler. Girişte kendilerinin mücahit gönüllüler olduğunu düşünen Bosnalılara “evet mücahidiz” diyen üç kişiden oluşan Türk grubu Bosnalılar ellerine silah verdiğinde “biz kalem mücahidiyiz” diyerek niyetlerinin okul açmak olduğunu belirtmişler. Yapılan görüşmeler sonrasında okul açmak için imkâlar sağlanmış.
Bu güç şartlarda açılan okul bugün onuncu yılını da kutlamaktaydı. Açılışta çoğunluğunu Boşnak öğrencilerinin oluşturduğu yabancı uyruklu öğrencilerle İstiklal Marşımızı söyledik. Bu okullar Türkiyemizin itibarı ve Dünya’ya açılan önemli bir penceresi olarak büyük görevler üstleniyor. Bosna’da üç ayrı toplum bulunduğu ve bunların aralarında büyük bir savaş olduğu için milli marşlarının sözleri yok. Bu yüzden millî marşları sadece bir ezgiden ibaret. Salonda veliler dışında Türkiye’nin değişik yerlerinden gelen kalabalık bir topluluk da vardı. Öğrenciler şiirleri ve gösterileriyle izleyenlere duygulu anlar yaşattılar. Özellikle programda yer alan iki gösteri dinleyicileri etkilemişti.
İlkinde Boşnak mezunlardan beş öğrenci sahneye geldi. Her biri İstiklal Marşımızın ilk iki kıtasını sırasıyla ezbere okudular. Şiiri o kadar hissederek okuyorlardı ki o samimiyet bütün salona yayılıyordu. İstiklal marşının sözlerini Bosna’da Boşnak gençlerin dilinden heyecanla dinlerken şiirin sanki onlar için yazılmış olduğunu hissettim. Şiirin sözleri Bosna halkının yaşadıkları ve inandıkları ile bire bir örtüşüyordu. Boşnak gençler de belki bu yüzden biraz da millî marşlarının sözleri olamayışının verdiği ıstırapla bu şiire sahipleniyorlardı. Akif’in ruhu hakikaten o gece şad olmuştur. Gençler jest ve mimikleriyle güçlü sesleriyle şiiri okurlarken salondaki birçok kişi gözyaşlarını tutamıyordu. Daha sonra bu programı değerlendirirken bir çok hocamız hayatında hiç bu kadar hislenmediklerini ifade ettiler. Gezimizde bulunan Türkmenistan’dan Naz Atabay adlı hocamız şiirin güzelliği karşısında duyduğu hayranlığı ifade ederek en kısa zamanda bu şiirin tamamını ezberleyeceğini söyledi.
İzleyenlerin etkilendiği ikinci gösteri ise Boşnak bir kız öğrencinin seslendirdiği “Sen Gelmez Oldun” adlı hasret işleyen bir Azeri parçaydı. Bu öğrenci de pürüzsüz Türkçesi ve güzel sesiyle içten bir şekilde parçayı seslendiriyordu:
“Biz bu sonbaharda buluşacaktık/ Bahar geldi geçti sen gelmez oldun…/ Kulağım kapıda ses vermez oldun/ Aylar geldi geçti sen gelmez oldun …” İzleyenleri bu türkü ile birlikte heyecanlandıran sahnedeki dev sinevizyondan bu okulların açılmasında fikir mimarlığı yapan bugün uzaklarda yaşayan aşina bir çehrenin zaman zaman sonbahar yaprakları arasındaki mahzun duruşuyla ekrana yansımasıydı. Yaşanan duygulu anlardan sonrası mezun gençlerin sevinçleriyle program bitti.
Tayland’da iki dille eğitim yapan okullardaki matematik müfredatı ülkedeki Türk okullarına emanet. Ülke Milli Eğitim Bakanlığı’nın daveti üzerine müfredatı Chiang Mai’de açılan Fatih Koleji öğretmenleri hazırladı. Ülkede Türk girişimcilere ait üç okul var.
Yurtdışında açılan Türk okulları, bulundukları ülkelerin eğitim sistemlerine de destek vermeye başladı. Tayland’ın kuzey bölgesi Chiang Mai’de açılan Fatih Koleji (Wichai Wittaya Bilingual School), ülkenin iki dille eğitim yapan tüm okullarının matematik müfredatını yazdı. Okul Müdürü Şevket Şimşek’in verdiği bilgiye göre söz konusu müfredat çalışması 2004’te Tayland Milli Eğitim Bakanlığı’nın talebi üzerine başlamış. Chiang Mai öğretmenlerinden Murat Mendi, Yusuf Bektaş ve Waeldao Autid, Tayland’ın bilingual (iki dilli özel okullar) eğitiminin müfredat çalışmasını yapmak üzere görevlendirilmiş. Bu öğretmenler, müfredat çalışmasını bakanlık danışmanı Dr. Areewan İamsa-Ard başkanlığında yaptı. Bangkok Christian School, Sarasas Ektra gibi Bangkok’un köklü okulları da matematik müfredatını uygulamaya başladı. Türk okulu ayrıca fen bilgisi ve İngilizce müfredatının hazırlanmasına da katkıda bulundu. Türk okullarının hazırladığı matematik müfredatı, 2005 yılı Mart-Nisan döneminde Tayland’ın bütün özel okullarının katıldığı büyük çaplı seminerde eğitimcilere sunuldu. Türk okulu öğretmenlerinin hazırladığı matematik müfredatı, bu seminerin ardından ülke çapında, iki dilli eğitim veren okullarda uygulanmaya başladı.
Tayland’da Türk girişimcilere ait Marmara Eğitim Şirketi’nin üç okulu bulunuyor. Şirket 1994 yılında Bangkok’ta ‘Marmara Educational and Training Company Limitet’ adıyla hizmete girdi. Daha sonra adı ‘Marmara Company’ olarak kısaltıldı. Kurulduğu günden bu yana önce 1996’da Chiang Mai’de bir okul, sonra 1997’de Bangkok’ta üniversite öğrencilerine yönelik bir yurt açtı. Sonra bu yurt, yerini 2004’te açılan iki yeni okula bıraktı. Wichai Wittaya Okulu 1996 yılında Tayland’ın kuzeyinde bulunan Chiang Mai ilinin merkez ilçesinde, daha önceden de okul olan 3 rai (yaklaşık 5 dekarlık) bir alan üzerine kuruldu. 1998 yılında kuzey bölgesinin ilk İngilizce eğitim lisansını alarak bu dilde eğitime geçti. Okulun şu anda anaokulundan lise son sınıfa kadar 685 öğrencisi var.
Okul, geçen hafta İzmir’in EXPO tanıtımı için bu ülkede bulunan Türk heyetine gösterdiği destekle ilgi odağı oldu. Türk bayrağı tişörtü giymiş 300 Taylandlı öğrencinin de katıldığı Türkiye Yürüyüşü büyük ilgi gördü. Royal Flora Ratchaphruek-2006 (Uluslararası Bahçecilik Sergi ve Fuarı) sebebiyle bu ülkede bulunan Türk heyetinin ziyaret ettiği okul öğrencilerinin Türkçe ‘Dağlar Dağlar’ şarkısını söylemesi duygulu anlar yaşanmasına sebep oldu. İzmir Ticaret Borsası Başkanı Tuğrul Yemişçi, AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu’nun da aralarında bulunduğu kalabalık bir heyet okulu ziyaret ederek bilgi aldı.
Wichai Wittaya Bilingual School Müdürü Şevket Şimşek, Tayland’la Türkiye arasındaki kültürel bağları eğitim yoluyla güçlendirmeye çalıştıklarını söylüyor. Sloganlarının “Akıcı İngilizce, akademik mükemmellik, ahlaki zenginlik” olduğunu belirten Şimşek, İngilizce ve Thaiceye ek olarak Türkçe ve Çince dil eğitimi verdiklerini de belirtiyor. Okulda 7 ülkeden yerlilerle birlikte 60’a yakın öğretmen görev yapıyor. Zeki ve yardıma muhtaç çocuklar için burs imkanı da sağlanan okulda yüzde 100 üniversiteye giriş garantisi veriliyor.
İki dilde eğitim yapan okulların matematik müfredatının Tayland’ın özel okullarının müdürlerinin katıldığı büyük çaplı bir seminerde sunulduğunu hatırlatan Müdür Şimşek, “Öğrencilerimiz proje yarışmalarında derece elde etmeyi alışkanlık haline getirdi. Tayland Milli Elektronik ve Bilgisayar Teknolojileri Merkezi (NECTEC) ile Amerikan Intel şirketinin düzenlediği yarışmalarda son yıllarda ortalama bir projemiz finale kaldı. Benzin kalitesini ölçme aleti ve hayvansal yağlardan biyodizel elde etme projelerimiz ülke çapında ikincilik elde etti. Güneş enerjisini bugünkü teknolojilerden daha verimli kullanan bir su ısıtma cihazı, ülke birinciliğini elde ederek Tayland’ı ABD’de temsil etti. Yine okulumuzun bir öğrencisi, Tayland’ın en önemli ve en prestijli eğitim ödülü olan ‘Kraliyet Özel Ödülü’nü kazandı.” diyor.
Tayland Milli Eğitim Bakanlığı, uyuşturucunun öğrenciler arasında yaygın olduğu dönemde uyuşturucu, sigara, alkol ve şiddete hiç bulaşmamış okullara ‘Beyaz Okul’ belgesi vermeye başlamış. Wichai Wittaya Bilingual School’a da yapılan incelemenin ardından ‘Beyaz Okul’ belgesi verilmiş.