Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Bilim İnsanlarını Destekleme Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 11. Uluslararası İlköğretim Matematik Olimpiyatı'nda 58 öğrenci madalya kazandı.
11. Uluslararası İlköğretim Matematik Olimpiyatları'nda madalya kazanan öğrenciler bugün bir törenle ödüllerini alacak.
10 altın, 20 gümüş ve 28 bronz madalya için 935 okuldan 3 bin 804 öğrenci 3,5 saat boyunca ter döktü. Başarılı öğrenciler bugün TÜBİTAK Genel Merkezi'nde düzenlenecek törenle ödüllerini alacak.
Yarışmanın en iyi iller ve okullar sıralamasında İzmir Özel Yamanlar Eğitim Kurumları'na bağlı okullar birinci oldu. Yarışma sonunda İzmir'den 13, İstanbul'dan 10 ve Ankara'dan 5 okul altın, gümüş ve bronz madalyaları paylaştı. İzmir'e gelen 13 madalyadan 11'ini Özel Yamanlar Eğitim Kurumları'na bağlı 11 öğrenci alırken, iki madalyayı ise Özel Fatih İlköğretim Okulu öğrencileri paylaştı. Özel Yamanlar Eğitim Kurumları'ndan olimpiyatlara katılan 7. sınıf öğrencilerinden 4 altın, 4 gümüş ve 3 bronz madalyayla rekor sayılabilecek bir başarıya imza attı. Yarışmaya hazırlanan öğrencilerin ortalama 35 saat matematik, artan zaman diliminde ise diğer ders konularını çalıştıklarını belirten Özel Yamanlar Eğitim Kurumları Özyurt İlköğretim Okulu OKS sorumlusu öğretmen Muhammed Ali Toksoy, Karşıyaka Yamanlar OKS sorumlusu Ömer Gürlü ve Bozyaka Yamanlar OKS sorumlusu Cenk Çaçan, başarının temelinde özverili bir çalışmanın yattığını söyledi. Her yıl çok sayıda madalya aldıklarını belirten OKS sorumlusu öğretmenler, yarışmaya okul başına 5 öğrenciyle katılma şartı olduğunu, buna rağmen yaklaşık 4 bin öğrenci arasından çıkarak madalya kazanmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdi.
İlköğretim okulları nezdinde en fazla madalya alan okul olma unvanını ellerinde bulundurduklarını kaydeden Özel Yamanlar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Mazhar Gülen ise, "Salı günü Ankara'da ödül töreni olacak. Şu ana kadar ilköğretimler düzeyinde en fazla ödül alan okul biziz. Kurum olarak çocukları küçük yaştan itibaren bilimi sevdirmek ve bilimsel çalışmalara hazırlamak için çaba sarf ediyoruz. Bu çalışmalarımızın meyvelerini de başta uluslararası yarışmalar olmak üzere katıldığımız birçok yarışmada alıyoruz." dedi.
Olimpiyatlarda altın madalya alan öğrenciler
Özel Yamanlar Işık İlköğretim Okulu - Emre Ersegün Günay (İzmir)
Özel Yamanlar İlköğretim Okulu - Samet Özdamar (İzmir)
Özel Yamanlar İlköğretim Okulu - Ali Hilmi Avcı (İzmir)
Özel Yamanlar Özyurt İlköğretim Okulu - Sevde Vardar (İzmir)
Özel Gökkuşağı İlköğretim Okulu - M. Sait Gündoğdu (İstanbul)
Özel Yüksel Sarıkaya İlköğretim Okulu - Melih Üçer (Ankara)
Özel Aziziye İlköğretim Okulu - Mustafa Çomoğlu (Erzurum)
Özel Ülkü Ulusoy İlköğretim Okulu - Hafsa Gürdoğan (Ankara)
Özel Çınar İlköğretim Okulu - Yiğit Yargıç (İstanbul)
Özel Derme İlköğretim Okulu - Eren Can Kızıldağ (Malatya)
Rusya'da önemli bilimsel başarılara imza atan Uluslararası 56 No'lu Rus-Türk Koleji onuncu yılını muhteşem bir törenle kutladı. Kuruluşunun onuncu yıl jübilesi için Meridyen Kültür Merkezi'ni dolduran öğrenciler, öğretmenler, veliler ve mezunlar coşkulu bir şekilde sevinçlerini paylaştı.
Törende Rus-Türk kolejinin on yılını tamamlamasını kutlayan konuk okul müdürleri, "On yıllarını dolduran okullar olarak, Rus-Türk kolejinin onuncu yılını 'olgunluk sertifikası' ile ödüllendiriyoruz." mesajı verdi.
Törende bir konuşma yapan Rus-Ermeni Okulu Müdürü Seda Galoyan, kendilerini Rus-Türk kolejinde evlerinde gibi hissettiklerini belirterek, "On yıl birlikte olduk ve burada bu coşkuyu paylaşıyoruz. Kendilerine nice on yıllar diliyorum." dedi. Rus-Güney Kore okul müdiresi de 'Esselamü aleyküm' diyerek misafirleri selamlarken, Rus-Litvanya Koleji ve diğer okullar verdikleri hediyelerle Rus-Türk kolejini kutladı. Gecede bir konuşma yapan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer, "İki komşu ülke Türkiye ve Rusya'yı eğitim alanında birleştiren ve bu düşüncenin onuncu yıla taşınmasında emeği geçen herkesi kutluyorum. Artık bize emanet edilen çocuklar kendi ülkemizin çocukları olmaktan çıktı. Bu çocuklar bütün dünya çocuklarıdır. Onların yolu açık olsun." dedi. Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi Kurtuluş Taşkent de ülkelerin geleceklerini belirleyenlerin bugünkü çocuklar olduğunu belirterek, "Bugünkü gençlere eğitim yolu ile verdiğimiz iyi temeller ileride Türk-Rus dostluğuna katkıda bulunacaktır." diye konuştu.
Törene katılan Rusya-Türkiye İş ve Dostluk Derneği (RUTİD) Yönetim Kurulu Başkanı Vahap Küçük, "Rus veliler öğrencilerini bu okula veriyorlarsa burada bir güven var. Bu güvenin oluşması için burada gönüllerini, sevgilerini, özverilerini ortaya koyan tüm öğretmenlerimizi tebrik ediyorum. " ifadelerine yer verdi.
Altıncı mezunlarını veren kolejde eğitim İngilizce, Rusça ve Türkçe olarak yapılıyor. Moskova'da 4 bin okul arasında 25. sırada yer alan okulun ekoloji, biyoloji, kimya branşlarında onlarca olimpiyat madalyası var. Olimpiyat çalışmaları ile tanınan okul, çalışmalarını Rusya Bilim Akademisi ile birlikte yürütüyor.
"Okul Benim Hayatım"
Rus-Türk Koleji'nin yönetim kurulu başkanı olan Milli Eğitim eski Bakan Yardımcısı Genry Dimitrieviç Kuznetsov, "Okul benim hayatım. Bu okul Türk-Rus ilişkileri için çok önemli. Mezun olan hiçbir öğrenci Türkiye ve Türkçe aleyhinde olmaz." dedi.
(Mirza Çetinkaya - Faruk Akkan)
Zaman, 02.11.2006
Yapılan töreni izlemek için tıklayın.
========================================
2 Kasım 2005 tarihinde Zaman'da çıkan bir yazı..
Rus Türk Koleji'nden mezun bir öğrenci duygularını yazıyor..
"Bu Ramazan Ayı Kalbime Bir Umut Yağmuru Yağdı"
Müslüman dostlarımın yanında geçirdiğim bu Ramazan ayı, İslamiyet hakkında ufkumun genişlemesine vesile oldu. Dini muhtevalara pek vâkıf olmamama rağmen İslam’ın bir aksiyon dini olduğunu bütün varlığımla hissettim. Aslında bu ecnebi kelime Türkçenin dokusuna pek uymaz; yine de Necip Fazıl, Anadolu konferanslarının birine ‘İman ve Aksiyon’ ismi vermişti. Üstadın bir bildiği vardır, diyerek İslamiyet’le olan rabıtamı adlandırmak için -daha isabetlisini bulamadığımdan- şimdilik bu tabiri kullanacağım. Öyle ki İslamiyet’in, bize en çok hitap eden ciheti, aksiyon potansiyelidir. Bütün nimetler gibi, bu nimetin de tarifi zordur. İslam’la nasıl tanıştığımın hikayesini dinleyin, belki birbirimizi daha iyi anlarız.
Sovyet İmparatorluğu’nun krize girdiği yıllarda dünyaya gelmişim. O dönemde kızıl imparatorlukta yaşayan Müslüman nüfusu 50 milyon civarındadır. Dininden, dilinden koparılmış, maneviyatını gizleyerek yaşayan 50 milyon Müslüman kardeş. Onlardan hiçbir şey öğrenmedim. Belki sorsam dinini anlatacak kişiler çıkardı aralarından; fakat sormadım, merak duymadım. Tıpkı kendi dinime pek merak duymadığım gibi... SSCB dağıldı gitti, ortaya yepyeni bir Rusya çıktı.
Merak ettiğim ülkeleri heyecanla gezmeye başlayınca SSCB’nin dağıldığını, ancak üzerimize kızıl bir leke bıraktığını anladım. ‘İşgalci Rus’, ‘komünist’ diye haykıran bakışlar hissettim sırtımda. Halbuki komünist değilim, ayrıca Rusya’nın Orta Asya’daki beceriksiz hakimiyet geçmişinden utanıyorum, diyalog istiyorum... Kime anlatacaksınız! Akıl hastası diktatörlerin hırsıyla genişleyen SSCB topraklarında üç kuşak eziyet çeken Müslümanlardan kafi derecede özür dilendi mi? Suni bir müdahaleyle, Rus halkının talihsiz kaderine dahil edilmiş bu halklarla daha sonra jeostratejik bağların ötesinde, komşuluk ve dostluk gibi medeni ilişkiler kurulmaya çalışıldı mı? Gördüğüm kadarıyla Asya hâlâ bunun hasretini çekiyor.
İslamiyet’le, memlekette değil Türkiye’de tanışmak nasip oldu. Türkiye’ye geldiğimde cebimde, ‘yabancı’ din ve kültürleri tanımayı mümkün kılan bir anahtar vardı: Hoşgörü. Türkiye’de açmak istediğim bütün kapıları açtı bu anahtar. Saint Petersburg Rus-Türk Koleji’nden mezun olduğumda, diplomayla beraber elime verilen bu anahtar keşke her çocuğun, her gencin elinde olsa...
Bu sene Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın düzenlediği bir iftar yemeğinde benim gibi bahtiyar 12 gençle tanıştım. Dünyanın dört bir köşesinden medeniyetler beşiği İstanbul’a gelen bu gençler Türk okullarından mezundu. Türkçe konuşulan yuvarlak masada hangi yemeği yediğimizi hatırlamıyorum; bizi bir araya getiren, tarifi zor olan o aksiyon ruhunun büyüsüne kendimi o kadar kaptırmıştım ki...
Aksiyon, yani icraat, devamlılık, fedakârlık, sabır, umut.
Bizim okullar, mümin Anadolu insanının aksiyon ruhuyla açıldı. Ve bu icraat, İslam dünyasında en çok saygı duyduğum, umut bağladığım icraattır. Hıristiyan dünyasında buna benzer bir aksiyon olacak mı merak ediyorum.
Afrikalı liderler: Ülkemize daha fazla Türk okulu açın
İstanbul'da düzenlenen 'Afrika İslam Şûrası' sayesinde ilk kez bir araya gelen Afrikalı dini liderler, ülkelerindeki dini bilgi eksikliğinin giderilmesi için Türkiye'den yardım istedi.
Muhammed Duri ve Abdullah Mangala, "Ülkemizde Türk okulu açılması için her türlü yardımı yapmaya hazırız." dedi.
Ülkelerinde açılan Türk okulları sayesinde Türk halkını tanıma imkanı bulduklarını kaydeden liderler, daha fazla okul açılmasını istedi. Kenya Vaizler ve İmamlar Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Duri, okullarda görev yapan öğretmenler sayesinde Türkiye'ye olan sevgilerinin arttığını ifade ederek, "Bu okullar gelecekte iki toplumun birbirine yakınlaşmasının vesilesi olacak." dedi. Okulların halk ve devlet tarafından desteklendiğini ifade eden Duri, "Ülkemizde açılan ilk Türk okulu, eğitimiyle kendini ispatlayarak sonraki okulların açılmasına zemin oluşturdu. Okullardaki öğretmenler öğrencilerle yakından ilgilenip kaliteli eğitim veriyor." diye konuştu. Uganda Müftüsü Şaban Ramazan Mubarek de Afrika'da açılan Türk okullarının iki ülke arasında elçilik yaptığını kaydetti. Mübarek, "Türk okullarında görev yapan öğretmenler Türk kültürünün gönüllü elçiliğini yaparken, verdikleri kaliteli eğitimle de Uganda eğitim sisteminin yükselmesine aracılık ediyor." diyerek, Ramazan ve Kurban bayramlarında gönderilen yardımların kendileri için önemli olduğunu söyledi.
Bardakoğlu: Geç kalınmış bir toplantı
'Afrika Kıtası Dini Liderler Toplantısı', Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun çeşitli ülkelerin temsilcileri ile yaptığı ikili görüşmeler ile devam etti. Bardakoğlu, toplantının gelecekte de devam ettirilmesi gerektiğini belirterek, "Türkiye ile Afrika'daki Müslüman ülkeler arasındaki ilişkiler açısından çok geç kalınmış bir toplantı. Afrika ülkelerinin dini lider ve temsilcileri ile buluşmaktan çok memnun olduk." dedi. Bugün sona erecek olan organizasyon çerçevesinde Ayasofya ve Topkapı Sarayı'nı gezecek olan Afrikalı konuklar adına bir temsilci cuma namazı öncesinde Sultanahmet Camii'nde konuşma yapacak.
03/11/2006
Filipinler'deki eğitim gönüllüsünün acı kaybı; 6 aylık Beyza öldü
Türkiye'den 15 bin kilometre uzaktaki Filipinler'e eğitim gönüllüsü olarak giden Türklerin ilk acı kaybı 6 aylık Aynur Beyza bebek oldu.
Babasının görev yaptığı Filipinler'de vefat eden Aynur Beyza bebek, okulun yanındaki mezarlığa defnedildi.
Filipinler'in geri kalmış bölgelerinden Zamboanga şehrinde açılan Filipin-Türk Okulu Müdürü Mehmet Çetin'in kızı Aynur Beyza önceki gün vefat etti. Filipinler'de doğup Filipinler'de ölen ilk Filipinli Türk olan Beyza bebeğin cenazesi okulun hemen yanında yer alan Müslüman mezarlığına defnedildi. Ülkedeki hava kirliliği ve iklimden kaynaklanan astım ve zatürre hastalığına ilave olarak kalbinde de problem olan Beyza bebeğin ölümü Filipin-Türk dostluğuna vesile oldu. Beyza Çetin'in cenaze törenine gelerek Türk okulu yönetici ve idarecilerine başsağlığı dileyen Filipinliler, "Çocuğunuz da artık buraya defnedildikten sonra Filipinler sizin kalbinizin bir parçası oldu." dediler. Filipin-Türk Okulu Müdürü Mehmet Çetin, "Çocuğumuz vefat ettikten sonra hiçbir zaman 'nereden geldik biz buraya?, keşke gelmeseydik' demedik, demeyeceğiz. Eğer buraya gelişimiz, çocuğumuzun vefatı, başka çocukların manen dirilişine vesile olacaksa çocuğumuz feda olsun." dedi. Filipin-Türk kolejlerinin Genel Müdürü Tevfik Aydınlıoğlu da, okullar sayesinde önemli dostlukların kurulduğunu belirterek Beyza bebeğin ölümünün çeşitli kaynaşmalara vesile olduğunu aktardı.
Tanzanya Feza Koleji'nden başarılı öğrencilere 25 günlük Türkiye gezisi
Tanzanya Özel Feza Türk Lisesi'nde eğitim gören 6 öğrenci, Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde gezi ve ziyarette bulundu.
Tanzanya Özel Feza Türk Koleji öğrencileri, Tavşanlı'da Kaymakam M. Suat İlhan ve Belediye Başkanı Çakır tarafından kabul edildi.
Tavşanlı Kaymakamı Mehmet Suat İlhan, Belediye Başkanı Ali İhsan Çakır ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Sezai Kadıoğlu'nu makamında ziyaret eden öğrenciler, Türk kültür ve geleneklerine hayran kaldıklarını söyledi. Tavşanlılıların çok sıcakkanlı insanlar olduğunu kaydeden öğrenciler, eğitimlerine imkanlar dahilinde Türkiye'de devam etmek istiyor. Tavşanlı'da Özel Yavuz Selim Koleji öğrencileri ile yaptıkları söyleşide Türkiye'de misafirlikte ayakkabıların ters çevrilmesini ilk defa gördüklerini belirten öğrenciler, Özel Başarı İlköğretim Okulu'nda da öğrencilerle birlikte Türkçe şiir ve şarkılar söyledi.
Tanzanya Özel Feza Türk Koleji fizik öğretmeni Süleyman Kırkıl, yıl içerisinde derslerinde başarılı olan öğrencileri mükafat olarak Türkiye'yi gezdirdiklerini söyledi. Okulun 350 öğrencisinden 280'inin yatılı olduğunu anlatan Kırkıl, eğitim ve kültür amaçlı gezilerinin Türkiye'nin değişik yerlerinde 25 gün süreceğini belirtti.
Tavşanlı Kaymakamı Mehmet Suat İlhan, Türk okullarını açan müteşebbisleri can-ı gönülden kutladığını belirtti. Türk insanının büyüklüğünü, gücünü ve neler yapabileceğini gösterdiğini kaydeden İlhan, "Türk bayrağının oralarda dalgalanması bizi son derece mutlu eder. Yurtdışındaki öğrencilerin Türkiye'de gezdirilmesi de son derece önemli. Çünkü bazı misyonerlerin propagandası ile Türkiye hakkında çeşitli görüşleri olabiliyor." dedi.
Afganistan'daki Türk okulları, zor şartlar altında gösterdikleri eğitim faaliyetlerinin meyvesini almaya başladı. Başkent Kabil'deki Aryana Afgan-Türk Lisesi, bu yıl 111 öğrencisini törenle mezun etti.
Başkent Kabil'deki Türk Lisesi, üçüncü mezunlarını verdi.
Kabil İstiklal Lisesi'nin konferans salonunda düzenlenen mezuniyet törenine Afgan hükümet yetkilileri büyük ilgi gösterdi. Törende Afganistan'ın eski Devlet Başkanı Profesör Sıbgatullah Müceddidi, Milli Eğitim Bakanı Yardımcısı Aliyar Hasan ve Kadından Sorumlu Devlet Bakanı Hasan Bano Gazenfer birer konuşma yaptı. Bakan Gazenfer, "Afgan-Türk liselerine, özellikle kızlarımız için de okul yaptıkları için çok çok teşekkür ediyorum. "Bu okullara katkıda bulunan herkesin ellerinden tek tek öpmek istiyorum." sözleri, törene katılanları duygulandırdı. Okul birincisi Arsalan Sarabı ise "Vatanımız için elimizden geleni yapacağımıza söz veriyoruz. Türk halkının yardımlarını da unutmayacağız." dedi. Afganistan'da 5'i erkek, 1'i kız olmak üzere 6 okulu bulunan Afgan-Türk liselerinde 2 bin öğrenci öğrenim görüyor. Mezun öğrencilerin yüzde 80'i başta Türkiye olmak üzere ABD, Rusya, Almanya'da eğitimlerini sürdürüyor.
Gürcistan gerçekten eskiden beri fıtrî güzellikleri, zengin ve renkli kültürü ile yanı başımızda bir komşumuzdur. Fakat komşuluk münasebetlerimiz yetmiş yıllık Sovyet rejiminin yıkılmasından hemen sonra başlamış orada bulunan eğitim gönüllülerimizin üstün gayretleri ile büyük bir gelişme göstermiştir.
Kısa ziyaretim neticesinde öğrenebildiğim kadarı ile köklü temeller üzerinde gelişen bu münasebetler gelecek için büyük ümitler vermektedir.
Güney Kafkasya'da bulunan Gürcistan yaklaşık 69 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 5 milyon nüfusu olan bu ülkenin başşehri Tiflis, Avrupa ve Asya'nın en eski şehirlerinden birisidir.
Bu güzel ülkenin karla kaplı dağlarını, Karadeniz'in ılık dalgaları okşadığı için, ortaya hoş bir iklim çıkmaktadır. Mesela dünyada tanınan dört bin çeşit üzüm türünden yarısı Gürcistan'da bulunmaktadır.
Eski çağlardan beri büyük İpek Yolu'nun önemli bir parçası olması bu ülkeye ayrı bir değer kazandırmaktadır.
Dünyada mevcut olan 14 alfabeden birisine sahiptir.
Azize Nino'nun faaliyetleri neticesi Kral Miryan zamanında Hıristiyanlık, MS 326'da resmi hüviyet kazanmıştır. 325'te İznik Konsülü'ne temsilci olarak Başpiskopos Stratofil katılmıştır. 381 İstanbul Konsülü'ne de Başpiskopos Pantofil katılmıştır. Bu durum, Gürcü din adamlarının Hıristiyanlığın şekil almasında önemli roller aldıklarını gösterir.
Böyle köklü bir yapıya sahip bu komşumuzda eğitime adanmış yüz akımız öğretmenlerimizin gayretleri gerçekten takdire değer. Bilhassa Sovyet dönemi, Türk insanı ve Türkiye aleyhine pek çok peşin fikrin insanlar üzerine baskı kurmasına sebep olmuştur. Elbette bu peşin fikirleri ortadan kaldırmak kolay olmamıştır.
Hüseyin Önal Bey diyor ki: 1998'de bir gün üniversitemizde, kimya dersine giren hoca ile Türkiye ve Gürcistan üzerine sohbet ediyorduk. Türkiye'yi merak eden bu hocaya "İsterseniz, yazın beraber bir Türkiye gezisi yapalım." dedim. Ne derse beğenirsiniz, "Sınırı geçince boğazımızı keser, denize atarsınız değil mi?" dedi. Şaşırıp kaldık...
Saffet Bayraktutan diyor ki: Batum Şota Rustaveli Devlet Üniversitesi'nde, Gürcüce dersleri alıyorduk. Hocamız bize kelimeleri ve konuları tekrarlatıyordu. Tam bu sırada içeriye bir bayan girdi. Neler olduğunu anlamaya çalıştı. Ne yaptığımız belli idi; ama Rusça öğretme yerine Gürcüce öğretilmesini garip karşıladı. Fakat ona göre kim gelip Gürcüce öğrenmek isteyebilir ki diye düşünüyordu herhalde. Hocamız bizim bu üniversitede okumak istediğimizi, onun için Gürcüce öğrendiğimizi söyleyince kadın hayret etti. Ardından hocamız bizim Türk olduğumuzu da söyleyince kadının hayreti doruk noktaya çıktı. Bir çığlık attıktan sonra "Aman Tanrım, bunlar ne kadar beyaz!.. Ben Türkleri siyah biliyordum!.." dedi.
Ahmet Cin anlatıyor: 1997 Kasım sonu idi. Hava soğuktu, karla karışık yağmur yağıyordu. Saburtalo semtinde akşam evimize gidiyorduk. Arkadaşlar "Şuradan bir Türk kahvesi alsanız da Şeyh Sanan Tepesi'ni seyrederek içsek." dediler. Ben "Peki" deyip eve dönerken köşede bulunan bir dükkana uğradım. İçeride bulunan yaşlı kadına "Merhaba, bir Türk kahvesi verir misiniz?" dedim. Kadın elindeki mumu alıp beni incelemeye başladı. "Sen Rus musun?" diye sordu. Ben "Hayır ben Türk'üm." dedim. Yaşlı kadın "Hayır sen Türk olamazsın. Türkler böyle sempatik insanlar değiller." dedi. Ben biraz da kızarak "Hanımefendi ben gerçek Türk'üm." dedim ve çıkarıp pasaportumu gösterdim. Bu sefer pişman olup "Aferin sana!.. Dilimizi ne güzel konuşuyorsun!" dedi.
"Beyaz Adam Başımı Okşadı" Gülay Göktürk, Dünden Bugüne Tercüman, 24.02.2005
Bundan yirmi yıl kadar önce Londra'nın Trafalgar Meydanı'nda Mandela'nın serbest bırakılması için imza verdiğim o yağmurlu gecede, birisi bana yirmi yıl sonra yolumun o adamın ülkesine düşeceğini; evine gidip yatağını göreceğimi söyleseydi pek inanasım gelmezdi doğrusu.
Ama oldu işte... Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği geziyle kendimi Güney Afrika'da, Johannesburg'da buldum.
Johannesburg, yoksul güneyin "Amerikası" bir bakıma. Güneydoğu Asya'nın ve Afrika'nın kolunu kıpırdatacak gücü kalmış bütün yoksullarının kapağı atmaya çalıştıkları 8 milyonluk bir kent.
Altın arayan madencilerin altını köstebek yuvası gibi oydukları; belki de bu yüzden göğe doğru hiç yükselememiş; toprağa sıkı sıkıya yapışmış yamyassı bir kent; tek katlı bahçeli evler denizi... Caddeler tertemiz, bahçeler bakımlı, yılın bu mevsiminde begonviller ve zakkumlar iyice coşmuş; ortalık sessiz sakin; yani tam yaşanılası bir şehir... diyecekken, o sükunetin ardında büyük bir tedirginliğin sürüp gittiğini hissediyorsunuz.
Evlerin etrafını çeviren yüksek duvarların ardında yaşayan o insanlar korku içinde! Duvarların üstüne iki kat da dikenli tel çekmiş, yine huzur bulamamış. Tellere bir de elektrik akımı vermiş. O da yetmemiş.
Dev bir özel güvenlik gücü kurmuş. 15- 18 milyar dolarlık bir güvenlik sektörü yaratmış. Bütün evler özel güvenlik şirketleri, silahlı özel güvenlik elemanları tarafından korunuyor.
Peki kimden?
Soweto'dan...
Begonvilli-zakkumlu villalara yarım saat mesafede, kocaman kara bir leke gibi duran Soweto'dan.
Siz deyin 3 milyon, ben diyeyim 5 milyon yoksul, hasta ve öfkeli siyahın, yoksulluğunu hastalığını ve öfkesini birbirine bulaştıra bulaştıra, dip dibe, iç içe yaşadığı bir "teneke kent" Soweto... Orayı gördükten sonra bizim gecekondulara gecekondu demezsiniz.
Kaç kişinin yaşadığı bir türlü tam olarak bilinemiyor, çünkü hiç sayılamamış. Ama nüfusunun yaklaşık üçte birinin AİDS'le cebelleştiği biliniyor. Yoksulluğun her türlü ahlaki değeri aşındırıp yok ettiği; kendine özgü bir "hayatta kalma ahlakı" oluşturduğu da...
Bizi gezdiren otobüs şoförü bütün ısrarlarımıza rağmen içine girmeye cesaret edemiyor Soweto'nun; zaten hiçbir beyaz giremiyor oraya. Sadece onlar, açlık ve çaresizliğin iyice bastırdığı zamanlarda "iniyorlar" beyazların mahallelerine. Öyle sinsice, hırsız gibi değil, açıkça ve küstâhça dayıyorlar tabancayı beyazların şakaklarına; öldürmeyi de ölmeyi de göze alarak ne bulurlarsa gasp ediyor; ganimetleriyle birlikte "kale"lerine; Soweto'ya geri çekiliyorlar.
* * *
Ben şimdiye kadar birkaç ülkede Fethullah Gülen okullarını ziyaret ettim. Moskova'da, Petersburg'da sosyal kaosun dağıttığı ailelerin çocuklarını gördüm. Eşlerini alkolizme kaptırmış Rus kadınları, bir de oğullarını kaybetmemek için bu okullara bel bağlamışlardı. Bakü'de, Kazan'da, çocuklarının iyi İngilizce öğrenmesi ve global dünyayla kolayca eklemlenebilmesi için bu okullara umut bağlayan veliler gördüm.
Ama burada, Johannesburg'daki bu okul, bütün bunlardan farklı bir misyon edinmiş kendine.
Yüzyıllar süren köleliğin ve onu izleyen ırkçı yönetimin ezdiği bir ırkın ayağa kalkma mücadelesinde ona el vermek... Bu ayağa kalkışa ve insanca yaşama mücadelesine küçük de olsa bir katkı sağlamak...
Horizon Okulun siyah öğrencileri, burada belki de hayatlarında ilk defa beyaz adamın "öteki yüzünü", şefkatini görme ve onun tarafından sevilme deneyimi yaşıyorlar.
İçlerinden biri okula başladığı ilk gün eve gider gitmez annesine şöyle diyor:"Beyaz adam benim başımı okşadı."
Sevgi semeresini çabuk veriyor: Bu yıl Johannesburg'daki Horizon Okulu'nun siyah öğrencileri girdikleri çeşitli yarışmalarda art arda birçok madalya alıyorlar.
* * *
Siyahların on yıllık iktidar dönemini geride bırakıp ikinci on yıla adım attıkları günlerde gittik Güney Afrika'ya... İç içe yaşama deneyiminin ilk on yıllık sonuçlarının genel olarak olumlu olduğu söyleniyor. Ama sorunlar o kadar büyük boyutlu ki, öyle birkaç on yılda aşılacak gibi görünmüyor. Ne yoksullukla, ne cahillikle, ne de HİV'le savaş öyle kolay yenilecek gibi değil...
Ama savaş kazanıldığı zaman, bu zaferde Johannesburg'daki o okulu destekleyen iş adamlarının ve hayatlarının en güzel yıllarını siyah çocuklarla paylaşmayı tercih edip evinden on bin kilometre uzakta yaşamayı göze alan o genç öğretmenlerin de payı olacak.
Afgan öğrencisini kurtarmak için mayın tarlasına girdi
Öğretmenlerin genelde sorunlarıyla anıldığı 24 Kasım Öğretmenler Günü, Afganistan’da görev yapan Tük öğretmenler için farklı bir anlam taşıyor.
Afganistan Türk Koleji’nde görev yapan biyoloji öğretmeni Ramazan Saban, akıllara durgunluk veren fedakarlığı ile yılın öğretmeni oldu. Bir bacağı kopan öğrencisini kurtarmak için öğrencinin babasının bile girmeye cesaret edemediği mayın tarlasına ‘Şehit olmak nasipse ölürüz.’ diyerek giren Ramazan Saban, fedakarlığın sembolü oldu.
7 yıl Azerbaycan’da öğretmenlik yapan Balıkesirli Ramazan Saban, 3 yıldır da Afganistan’daki Afgan-Türk Kabil Lisesi’nde görevli. 15 milyon mayınla dünyanın en çok mayın bulunan ülkesi Afganistan’da hemen her gün insanların ölümüne ya da yaralanmasına sebep olan patlamalar meydana geliyor. Ramazan Saban, geçtiğimiz ay birkaç öğretmen arkadaşıyla öğrenci velilerinden Doktor Abdulvasi Huremi’nin davetine icabet ederek Kabil’in 30 kilometre kuzeyindeki Güldere köyüne gitti. Köyde mayın tarlaları vardı.
Ziyarete Abdulvasi Huremi’nin oğlu ile yakın arkadaş olan Cavit Ziya da gelmişti. Piknik yapacaklardı. Uygun bir yer bulup hazırlık yapmaya başlamışlardı ki, patlama sesiyle irkildiler. Öğrencilerin çığlıklarını duyunca patlamanın gerçekleştiği yere koştuklarını ifade eden Saban, olayı şöyle anlatıyor: “Yaklaştığımızda insanlar toplanmış seyrediyordu. Öğrencilerimizin ‘Kurtarın bizi’ dediklerini duydum. Bilmeden mayın tarlasına girmişler ve mayına basmışlar. Ziyaretine gittiğimiz doktorun çocuğu da oradaydı. Doktor bey ‘Ölmüşlerdir.’ diyerek olay yerinden ayrıldı. Ben ‘Şehit olmak nasipse ölürüz.’ diyerek mayınlı tarlaya koştum. Cavit’in bir ayağı diz altından kopmuştu. Hemen gömleğimi yırtıp ayağına bağladım. Sonra sırtıma alıp aşağıya indirdim.”
Öğrencilerini kendi çocuğu gibi gördüğünü ifade eden Ramazan Saban, “O anda çok fazla şey düşünmedim. Öğrencilerimizle aramızda çok büyük bir sevgi bağı var.” diyor. Cavit Ziya ve hafif yaralanan arkadaşının patlamadan hemen sonra İtalyan Savaş Yaralıları Hastanesi’ne kaldırıldığını anlatan Afgan Türk Liseleri Genel Müdür Yardımcısı Halil Ünal, Cavit için ihtiyaç duyulan ilk kanı da İngilizce öğretmeni Mustafa Alyar’ın verdiğini kaydediyor. Doktorların Cavit’in bir ayağını kestiğini diğer ayağın iyileşmesinin birkaç sene süreceğini söylediğini kaydeden Ünal, “Ama Cavit’in diğer ayağı 2 ay içinde iyileşti. Doktorlar buna inanamadı. Hastanede bu olayı araştırma konusu yaptılar.” bilgisini veriyor. Halil Ünal, Ramazan Saban’ın gösterdiği fedakârlığın, dünyanın dört bir tarafında gösterdikleri başarılarla adından söz ettiren yüzlerce Türk öğretmenin sergilediği davranıştan sadece biri olduğunu ifade ediyor.Afganistan’da Kabil, Mezar-ı Şerif, Şibirgan ve Kandahar olmak üzere 4 Afgan Türk koleji var. İlk olarak 1995 yılında açılan okullar 2001 yılında Taliban tarafından kapatıldı. 1 yıl sonra yeniden açılan okullarda 2 bin civarında öğrenci eğitim görüyor. İngilizce, Türkçe, Arapça, Farsça ve Peştunca olmak üzere 5 ayrı yabancı dilin öğretildiği okullar sayesinde Afganistan ilk kez bilim olimpiyatlarında madalya aldı. Okulların 4’ü altın, 8’i gümüş ve 4’ü bronz olmak üzere 12 uluslararası ödülü bulunuyor. Afganistan’ın en kaliteli okulları olan Afgan Türk Kolejleri’ne bu yıl açılan 100 kişilik kontenjan için 6 bin çocuk müracaat etti. Bu rakam Kabil’in 7. sınıf öğrencilerinin yekununu ifade ediyor. Afgan Türk Koleji mezunları hemen iş buluyor veya üniversitelerde başarılarını devam ettiriyor. Afgan Türk Kolejleri bugüne kadar 600 mezun verdi, 1 ay sonra 250 öğrenci daha mezun olacak.
Türk okullarının ülkemizin tanıtımında katkısı büyük
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, resmî bir ziyaret için bulunduğu Hindistan'da faaliyet gösteren Türk okullarının öğrencilerini kabul etti. Koç, Hindistan'da Türk girişimciler tarafından açılan Learnium Okulları'nın idareci ve öğrencilerini Türk büyükelçiliğinde kabul etti.
(Kültür ve Turizm Bakanı Koç, resmî bir ziyaret için bulunduğu Hindistan'da faaliyet gösteren Türk okullarının öğrencilerini kabul etti.)
Samimi bir havada geçen kabulde öğrencilerle tek tek ilgilenen Koç, Türk okullarının dünya Samimi bir havada geçen kabulde öğrencilerle tek tek ilgilenen Koç, Türk okullarının dünya genelindeki sayısının artmasından mutluluk duyduğunu dile getirdi. Türk okullarının Türk dili ve kültürünü yaymada etkin olduğuna değinen bakan, Türkiye'nin daha yakından tanıtılması gerektiğinin altını çizdi. Öğrencilere Türkçe sorular soran Bakan Koç, eğitimcileri tebrik ederek başarılarının devamını diledi. Bakan, öğrencileri kabulünde Türkiye'nin Hindistan büyükelçisi Halil Akıncı da hazır bulundu. Türkçe Dil Olimpiyatları'na ve diğer organizasyonlara katılan öğrenci ve velilerin Türk diline ve kültürüne daha yakın olduğunu ve Türkiye'nin tanıtımında etkin olduğuna değinen Koç, öğrenci ve velilerin Türkiye'ye götürülmesi gerektiğini ifade etti.
*Rabbim sadrımı şerh eyle... Zarfını aç bu ebede yazılı kalbimin. İşlerimi kolay eyle. Çöz düğümü dilimden. Beni ok(un)ur eyle. Ta ki anla(şılı)r olayım.