...:::İYİ BAYRAMLAR:::...


ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER NELER?

ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER NELER?

* Unutarak yemek içmek ve cinsî münasebette bulunmak. Unutarak yapılan bu işler orucu bozmaz. Ancak oruçlu olduğunu hatırladığı anda, bu işleri yapmayı bırakması gerekir.

* Birinin unutarak yiyip içtiği görülürse, eğer yiyip içen adam, güçsüz, zayıf ve ihtiyar birisi ise hatırlatmamak daha iyidir. Zira bu, Allah’ın, o kimseye, güçsüzlüğüne merhameten orucunu unutturmak suretiyle ikram ettiği bir rızıktır. Unutarak yiyip içen kimse güçlü, kuvvetli biri ise hemen hatırlatılmalıdır.

* Uyurken ihtilâm olmak.

* Hanımını öpmek, elle tutmak, okşamak.. Bu durumda meni gelmedikçe oruç bozulmaz.

* Kadına el sürmeden sadece bakmak veya şehevî konuları düşünmek sebebiyle tahrik olup meninin gelmesi.

* Geceden cünüp olan kimsenin, yıkanmayı sahurdan sonraya, oruçlu vaktine bırakması.

* Ağza gelen balgamı yutmak.

* Kafasından burnun içine gelen akıntıyı çekip yutmak.

* Denize, yahut başka bir suya dalınca, kulağa su kaçması.

* İstek dışı olarak boğaza sigara dumanı gibi keyif verici bir duman girmesi.

* Boğazına toz veya sinek kaçmak. Gözyaşı veya yüz teri ağza girecek olsa, eğer bir-iki damla kadarsa orucu bozmaz. Ancak tuzluluğu bütün ağız içinde hissedilecek kadar çok olup oruç hatırda iken yutulursa orucu bozar.

* Sahurdan dişleri arasında kalmış nohut tanesinden küçük bir şeyi yutmak.. Nohut tanesinden büyük olursa orucu bozar.

* Hariçten susam veya buğday tanesi kadar bir şeyi ağzına alıp yavaş yavaş ve tadı boğazına varmayacak şekilde çiğneyip yok etmek.

* Kendiliğinden gelen kusuntu, yine kendiliğinden geriye gitse, ağız dolusu bile olsa orucu bozmaz. Kusma isteğiyle ağza getirilen az miktardaki kusmuk ise kendiliğinden içeri gitse orucu bozmaz. Fakat miktarı ağız dolusu ise orucu bozar.

* Kan aldırmak.

* Göze sürme çekmek.

* Derideki gözeneklerden içeri giren şeyler orucu bozmaz. Buna binaen, vücuda sürülen yağ veya yıkanılıp soğukluğu içeri nüfuz eden su, orucu bozmaz. Çünkü bunlar yoluyla içeri girerler.

* Baş veya karındaki bir yaraya konulan ilâç, vücuttan içeri girmedikçe oruç bozulmaz.


AŞI VE İĞNELER ORUCU BOZAR MI?

İnsan vücudunda gıdalanmaya esas olan kanal ve yollar iki kısımdır:

a. Burun, kulak, ön ve arka yollar gibi tabiî ve aslî kanallar. Bunların herhangi bir yerinden vücudun iç kısmına geçecek olan maddeler ittifakla orucu bozarlar. İç kısma ulaşmayanlar ise, orucu bozmazlar.

b. İkinci kısım yollar ise, sonradan meydana gelen ârızî kanal ve yollardır. Vücuddaki bir kesik, yara, v.s. gibi. Bu yollardan içeri geçiş kesinlik kazandığı takdirde orucun bozulacağında yine ittifak vardır. Ancak iç kısma geçiş şüpheli durumlarda ise İmam Ebu Yusuf ve Muhammed’e (İmameyn) göre oruç bozulmaz, İmam-ı A’zam Hazretlerine göre ise oruç bozulur.

Görüldüğü gibi İmam-ı A’zam ile iki talebesi arasındaki ihtilâf esasta değil, keyfiyet üzerindedir. Yani içe nüfuz katiyet kazandığı zaman, onlara göre de oruç bozulmuş olmaktadır.

Bu genel kaideler ışığında iğne ve aşıları incelediğimizde şu durum ortaya çıkmaktadır: Çiçek aşısı gibi deri üzerinden yapılan aşı ve ilâçlamalar orucu bozmaz. Çünkü deri vücudun dış kısmını teşkil eder. Bunun dışında kalan iğne ve aşılar, genel olarak damardan, kaba etten ve deri altından yapılmaktadır. Her üç halde de ilâç verilmeksizin vücudun derinliğine batırılan iğnenin bir tarafı dışta kaldığı için, yalnız batırmakla oruç bozulmaz. Ancak içeri ilâç, su gibi maddeler enjekte edilirse oruç bozulur. Çünkü bu maddeler vücud içinde kararlaşıp yerleşir. Damardan verilen ilâçlar ise, doğrudan doğruya kana intikal eder. Oradan organlara dağılır. Kaba et ve deri altındaki ilâçlar da yine içeriye nüfuz etmiş sayılır. Bu itibarla vücuda ilâç zerketmek için yapılan aşı ve iğneler, orucu bozarlar. Ancak kefaret icap etmez. Yalnızca kaza kâfi gelir.

Önemli hastalığı olanlar, zaten oruçlarını bozabilirler. Bunlara oruçlu halde yapılan iğne ile oruçları bozulur. Sağlık durumları düzeldiğinde oruçlarını kazâ ederler. Bu gibi kimselerin mümkünse iğneyi geciktirerek iftardan sonra yaptırmaları daha iyidir.

* Vücuda dışardan kan almak, ilâç almak gibidir. Orucu bozar. Fakat kan vermek orucu bozmaz.

* Abdestte ağza su verip geri boşalttıktan sonra, arta kalan yaşlığın tükürük ile beraber yutulması orucu bozmaz.

* Dişlerin arasından çıkan kan, az olup tükürük içinde kaybolmakta ise bu kanın yutulması oruca zarar vermez. Ancak kan tükürüğe galebe çalacak çoğunlukta ise bunu yutmakla oruç bozulur.


ORUCU BOZUP YALNIZ KAZÂYI GEREKTİREN DURUMLAR

* Yenilip içilmesi normal, alışılmış olmayan ve insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazayı gerektirir. Taş, toprak, çiğ pirinç, çiğ hamur, un gibi insanların normalde yemediği şeyleri yemek orucu bozar ve sadece kazayı gerektirir.

* Henüz içi olmamış yeşil cevizi yemek. Veya bademi, fındığı ve kuru fıstığı kabuğuyla birlikte çiğnemeden yutmak.

* Arka yola fitil koymak, ilâç akıtmak.

* Burna ilâç çekmek.

* Kulağın içine yağ damlatmak.

* Boğaza huni ile bir şey akıtmak.

* Karında veya başta bulunan herhangi bir yaraya sürülen ilâcın vücuttan içeri nüfuz etmesi.

* Boğaza kaçan yağmur, kar veya doluyu istemeyerek yutmak.

* Abdest alırken boğazına veya burna su çekerken genzine hata ile suyun kaçması.

* İsteyerek boğazına veya burnuna duman çekmek. Sigara, anber gibi lezzet ve keyif verici bir duman olursa kefaret de gerekir.

* Ramazan günü zor kullanmak suretiyle yapılan cinsel ilişkiden dolayı, bu işe zorlanan kimseye sadece kaza gerekir, kefaret gerekmez. Zor kullanmak, can almak, bir organı kesmek veya bunlardan birine sebebiyet verecek şekilde dövmekle yapılan zorlamadır. Üzüntü ve acı verecek derecede olan dövmek veya sadece hapsetmek suretiyle yapılan bir zorlamadan dolayı Ramazan orucunu bozmak kaza ile birlikte kefareti de gerektirir.

* Dişleri arasında kalan nohut tanesi kadar olan bir şeyi yemek.

* Kendi isteğiyle dışarı kusmak. Bu kusma ağız dolusundan az da olsa orucu bozar.

* Ağız dolusu kendiliğinden gelen veya isteyerek getirilen kusmuğu mideye çevirmek.

* Sahur vakti geçtiği halde, geçmedi zannıyla sahur yemek.

* Güneş battı, iftar oldu zannıyla oruç bozmak.

* Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak. İsterse kasden olsun..

* Hanımını öpmek, okşamak, sarılma, v.s. sebebiyle erkekten ve kadından meninin gelmesi. Şehvetle sadece mezinin gelmesi ile oruç bozulmaz.

* Ramazan orucunu tutmaya niyet etmeden gündüz yiyip içmek de sadece kazâyı gerektirir. Kefaret icab etmez. Çünkü kefaret oruç tutmamanın değil, tutulan orucu bozmanın cezasıdır. Fakat böyle bir şey günahtır. Tevbe etmek gerekir.

* El ile meni getirmek (istimna’ - mastürbasyon).

* Kan yutmak. Çoğunluğunu tükürük teşkil eden ağızdaki az kanı yutmak orucu bozmaz.


Resulullah aleyhissalatu vesselam, iftar ettiği zaman şu duayı okurdu: “Allahümme leke sumtü ve ala rızkıke eftartü. (Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.)” Ebu Davud, Savm 22

***

“Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.’’ Buhari, Savm 2

***

“Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa “ben oruçluyum!’’ desin (ve ona bulaşmasın).’’ Buhari, Savm 2

***

“Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.” Tirmizi, Cihâd 3

***

Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resülü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.’’ “Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.’’ Nesâi, Sıyam 43

***

“Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.” Buhari, Savm 4

***

“Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.’’ Tirmizi, Savm 82

***

“Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.” Buhari, Savm 5

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=45&hn=5997


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©U__AYLARYorum (yok) :: Yorum yaz!14/9/2007

HAYIRLI RAMAZANLAR...


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©U__AYLARYorum (yok) :: Yorum yaz!13/9/2007

Berat Kandili affımız için büyük bir fırsat

Berat Kandili affımız için büyük bir fırsat
Şaban ayının 15’inci gecesi olan Berat Gecesi mü’minler için asla ihmal edilmemesi gereken bir gecedir. Berat’ın gündüzünü oruçla, gecesini de ibadetle geçiren kimse Rabb’inden gelecek lütuflara hazır olmalıdır.

Manevî huzur ve sükunun kalplere doğduğu, coşkun rahmet dalgalarının başladığı mübârek üç ayların ikincisi olan Şaban ayı içerisinde bulunan Berat Gecesi her Müslüman için önemli bir zaman dilimidir. Hz. Peygamber (sas), Şaban ayına ve özellikle bu ayın on beşinci gecesine ayrı bir önem vererek onu ihyâ etmiştir. (Tirmizî, Savm, 39) Berat, Arapçadaki “berae-beraet” kelimesinin Türkçeleşmiş halidir. Beraet, “iki şey arasında ilişki olmaması”, “kişinin bir yükümlülükten kurtulması” veya “yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelir. Allah’ın (cc) affı ve bağışlaması ile Müslümanların günahlarından temizlenmesi ümidiyle bu geceye Berat Gecesi denilmiştir. Bu gecenin diğer gecelerden daha fazla ibadet ile geçirilmesinin sebebi şu hadis-i şeriftir: “Şaban ayının yarı gecesi (on beşinci gece) oldu mu, onu ibadet ve taatla geçirin. Gündüzünde oruç tutun. Zira Allahü Teâlâ o gecenin gurûb vakti (güneşin batmasıyla) dünya semasına rahmetle tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu bana istiğfar eden (af isteyen), onu mağfiret (af) edeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan (hasta olan), ona âfiyet bahşedeyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.” buyurmuştur. (İbn Mâce, “İkame”, 191) Peygamberimiz, Efendimiz (sas) başka bir hadîs-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Allah (cc), Şaban ayının yarı gecesinde dünya semasına lütufla tecelli edip, ‘Kelp’ kabilesinin koyun sürüsündeki kıllardan daha çok kimselerin günahlarını mağfiret eder (bağışlar).” (Tirmizî, “Savm”, 39; İbn Mâce, “İkame”, 191) Bir diğer hadîs-i şerifte de Hz. Muhammed (sas) şöyle buyurmuştur: “Allah (cc), Şaban ayının yarısında kullarının hallerini gözden geçirir, müşrik ve kindar olanlardan başka herkesin günahlarını affeder.” (Tac, II/93)

***

Nefsimize gem vuralım

Berat Gecesi’ni büyük nîmet ve fırsat bilmek gerekiyor. Çünkü zamanı kesinlikle bilinen bir gecedir. Kadir Gecesi, çok büyük bir gecedir; ancak onu “yakalamak” gibi ayrıca bir gayret gerekmektedir. Berat ise beraberinde getirdiği akıl almayacak kurtuluş fırsatlarıyla “seccademizin kıvrımlarında” bizi beklemektedir. Mahşer günü pişman olmamak için, TV’lerin fişini çekip çok ibâdet yapmak gerekiyor. Berat Gecesi’nde çok duâ etmeli, âlem-i İslam’ın felahı, hayırlı rızık ve evlat istenmeli, kötü sondan, îmânsız ölmekten Allahü Teâlâ’ya sığınmalıdır. Cehennem ateşinden kurtuluş beratı bu gecede samimi olarak edeceğimiz dualarla verilecektir. Cenab-ı Hak’tan bereket, mağfiret, aklıselim, kalb-i selim ve sıhhat-i beden istenmelidir. Rahmet kapısı her an açık olan Berat gibi mübarek geceler, Müslümanların Allah’a yöneldikleri, ibadetlerle meşgul oldukları, hayır ve hasenat yaptıkları; günahlarının bağışlanmasını Yüce Allah’tan istedikleri bereketli ve feyizli zamanlardır.

***

Gecesi ibadet gündüzü oruç

Şaban ayını ve özellikle on beşinci gecesi olan Berat Gecesi’ni namaz kılarak, bol bol dua ederek, işlenen günahlar için tövbe edip halis bir şekilde, gözyaşlarıyla affedilmeyi dileyerek, kırgınlıkları unutup eş, dost, akrabaya sevgiyle, şefkatle sarılarak, ihmal edilen düşkünlere yardım elini merhametle uzatarak geçiren Müslümanlar bol bol rahmete, mağfirete kavuşacaklar.

Kaynakların belirttiğine göre Berat Gecesi’ne mahsus özel bir namaz yoktur. Gazâlî’nin rivayet ettiği yüz rek’at namazın sonradan âdet haline geldiği kaydedilmektedir. (İslâm Ansiklopedisi V, 475)


KUR’AN VE NAMAZ GECESİ

Kıblenin Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin hicretin ikinci yılında, Berat Gecesi’nde vuku bulduğunu kabul eden âlimlerin olması bu geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’in buyurduğu, “Apaçık olan Kitab’a and olsun ki, biz O’nu (Kur’an’ı) mübarek bir gecede indirdik.” (ed-Duhân, 2, 3) Bu âyette geçen ‘mübarek gece’den maksadın Kadir Gecesi veya Berat Gecesi olduğu hakkında müfessirler ihtilâf etmişlerdir. Bir kısmı “Kadir Gecesi” şeklinde, bir kısmı da “Berat Gecesi” olarak tefsir etmiş ve bu gecede Kur’ân-ı Kerîm’in tamamının “levh-i mahfûz” (Allah’ın takdirinin, olmuş ve olacak şeylerin yazılı olduğu levha)dan dünya semasına indiği, Kadir Gecesi’nde de âyetlerin peyderpey yeryüzüne, Hz. Muhammed’e inmeye başladığı şeklinde yorumlamıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VII, 67-69)

***

RABBİMİZ’E SAMİMİ OLARAK SIĞINALIM

Yüce Rabb’imizin affı ve bağışı çoktur. Kullarından O’na yönelip af ve mağfiret dileyenlerin dualarını kabul eder. Öyle ise bu gibi mübarek geceleri fırsat bilip tövbe ve istiğfar etmeliyiz. Böyle feyizli ve bereketli gecelerde bir taraftan Yüce Rabb’imize dua edip affımızı istemeli, diğer taraftan da anne ve babamızın hayır dualarını almaya, akraba, komşu ve arkadaşlarımızın gönüllerini kazanmaya ve aramızdaki insanî ilişkileri daha da güçlendirmeye çalışmalıyız. Ayrıca, aramızda dargınlık bulunan kardeşlerimizle, bu mübarek gecenin aydınlığında barışalım, düşünce ve meşrep farklılığı gözetmeden onlarla kucaklaşalım ve kırılan gönülleri onarmaya gayret edelim.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=45&hn=5950
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©U__AYLARYorum (1) :: Yorum yaz!26/8/2007

3 Aylar ne demektir? Bize ne anlatır?

3 Aylar ne demektir? Bize ne anlatır?
İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamber Efendimiz, saâdet meclisinde oturuyordu. Mescide bir esir grubu getirildi. O sırada Allah Resûlü (sas), bir kadının yana yakıla bir şeyler aradığını gördü. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu.

Sonra kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeden onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu. Allah Resûlü (sas) bu manzara karşısında iyice doldu. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak parmağıyla yanındakilere bu kadını gösterdi ve: “Şu kadını görüyor musunuz?” dedi. Sahabe cevap verdi: “Evet Ya Rasulallah!” Allah Resûlü (sas) tekrar: “Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?” diye sordu. Sahabe “Hayır ya Rasulallah!” karşılığını verdi. Ve işte bunun üzerine İki Cihan Serveri şu hikmet dolu sözleri söyledi: “Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmak istemez.”

İşte böylesine başdöndürücü bir şefkat ve merhamete sahip olan Allahu Teala, sene içinde kulları için gönül dünyalarında adeta bir manevi hamle yapmaları adına bazı özel gün ve geceler yaratmıştır. Bu özel zaman dilimlerinde Cenab-ı Hakk’ın rahmet esintileri sağanak sağanak yağmaktadır. Şu günlerde bu zaman dilimlerinden “üç aylar”a kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Malum olduğu üzere halkımız arasında Arabi aylardan Recep, Şaban ve Ramazan aylarına “üç aylar” deniyor.

Ahiret ticaretinin yapıldığı kazançlı bir pazar durumunda olan üç aylar, yılda ancak bir defa açılır ve üç ay boyunca devam eder. İstifade edebilenlerin çok şey kazandığı bu pazarı kaçıranlar gelecek mevsimi beklemek zorundadır. Tabii ömürleri yeterse. Kimse yarına çıkmaya garanti veremediği gibi gelecek mevsime yetişmeyi de taahhüt edemez. Öyleyse yapılacak iş, bu mevsimi çok iyi değerlendirmek, bunun için de onu elimize geçen son fırsat olarak kabul etmek.

Üç aylar fırsat günleridir, çok bereketli bir kazanç mevsimidir. Böylesine bir koyup binler alabileceğimiz kazanç kuşağında kaybetmemek için bu günleri iyi değerlendirmeliyiz.

***

ÜÇ AYLARA HAZIR MISINIZ?

Bu günlerde müminler, birbirleri ile tebrikleşmeli, birbirlerini yemeklere çağırmalı, çocuklar sevindirilmeli, fakirlerin gönlü alınmalı, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderilmeli, anne-babanın, masum ihtiyarların duaları alınmalı, hasılı bu aylar daha canlı ve daha verimli yaşanmalıdır.

Bütün bu yapılanlar bir yarış havası içinde yapılırken ihlaslı yapmaya da azami dikkat gösterilmeli. Zira ihlasla yapılan küçük bir amel, ihlassız yapılan pek çok amelden üstündür. Bu sayede hem cemiyete huzur gelmiş, hem de manevi bir atmosfer meydana getirilerek, ilahi rahmetin celbine zemin hazırlanmış olur. Yapılan ibadetler, okunan Kur’anlar, Cenab-ı Hakk’a yükselen inilti ve ızdırap dolu dualar, akıtılan gözyaşları, yapılan tevbe, istiğfarlar yağmuru çeken bulutlar gibi ilahi rahmeti kendisine çeker.

İlahi rahmet, semamızı kapladığı zaman onu hayat kaynağı yağmurlar gibi lütuflar, ihsanlar, ikramlar ve hediyeler takip eder. Böylece gelen rahmet damlaları günahlarımızdan, gafletimizden dolayı kirlenen manevi hayatımızı da temizler.

Öyleyse daha ne duruyoruz. Haydi hep beraber, ilahi rahmet ve lütuflara hasret insanlar olarak başımızı okşayacak rahmet bulutlarının celbine ve onu takip edecek ilahi ihsanlara kendimizi hazırlayalım.


Bu bereketli günleri nasıl değerlendirelim?

1. Bol bol Kur’ân-ı Kerim okuyalım.

2. Peygamber Efendimiz (sas)’in şefaatini ümit ederek, O’na salât ü selâmlar getirelim.

3. Kaza veya nafile namazlar kılalım.

4. Dünyaya gönderiliş amacımızı ve gidişatımızı düşünerek tefekkürde bulunalım.

5. İşlediğimiz günahlar için bu bereketli günlerin yüzü suyu hürmetine samimi ve gönlümüzden gele gele tevbe ve istiğfarda bulunalım.

6. Bir dua listesi oluşturarak sevdiğimiz insanlara bol bol dua edelim.

7. Geceleri değerlendirerek haftanın belirli günlerinde teheccüd namazı kılalım.

8. Bu günlerde Allah Resulü’nün diğer günlere nazaran daha çok oruç tuttuğunu ve devamlı hayır yapma peşinde olduğunu görüyoruz. Biz de tutabildiğimiz kadar oruç tutmalı ve elimizdeki imkanlar nispetinde muhtaç olan insanlara maddi yardımlarda bulunarak onları sevindirmeliyiz.


Rahmetin sağanak sağanak yağdığı günler geliyor

REGAİB GECESİ
Regaib, “çokça rağbet edilen, kıymetli, değerli, ihsan” manalarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaib Gecesi denilince; “çok lütuf ve ihsan dolu, kıymetli ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” manası anlaşılır. Halk arasında üç aylar diye meşhur olan Recep, Şaban ve Ramazan aylarından Recep ayının ilk perşembeyi cumaya bağlayan gecesi olan Regaib Gecesi, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk habercisi olma şerefini taşımaktadır. Rahmet kapılarının ardına kadar açık olduğu bu gece gaflet içinde geçirilmemeli, bir fırsat gecesi olarak değerlendirilip ona göre hareket edilmelidir.

RECEP AYI
Üç ayların ilki olan Recep, “tazim ve tekrim olunan ay” ve “hazırlanmak” manalarına gelmektedir. Peygamber Efendimiz (sas) bu aya ulaştıklarında “Allah’ım! Receb’i ve Şaban’ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur” diyerek dua ederlerdi. Bu ay içinde aynı zamanda Mi’rac, Berat ve Kadir Gecesi gibi mübarek zaman dilimlerinin de bir müjdecisi olan “Regaib” gecesi vardır. Regaib, pek çok ata ve ihsan” manasına gelen “Ragibe” kelimesinin çoğuludur. Bu gecede Cenab-ı Hak engin rahmetiyle tecelli edip sonsuz mağfiretiyle muamelede bulunduğu için geceye bu isim verilmiştir. Recep ayının 27. gecesi ise Mirac Kandili’dir. Mirac, kelime manası itibarıyla “merdiven”, “yükselecek yer”, “en yüksek makam” manalarına gelmektedir. Bu gecede İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) bir mucize olarak Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya ve oradan da göklerin İlahi derinliklerine doğru pervaz edip ruhen ve bedenen Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmıştır.

ŞABAN AYI
Üç ayların ikincisi olan Şaban, kelime manası itibarıyla “dağılan”, “saçılan” manalarına gelmektedir. Bir rivayete göre Efendimiz (sas), Şaban ayında Ramazan için pek çok hayır dağıldığı için bu aya bu ismin verildiğini ifade etmektedir. Şaban ayı içerisinde Berat Kandili vardır. Berat kelimesi, “borçtan, isnat edilen suçtan, ruha azap veren sıkıntılardan kurtulmak” manalarına gelmektedir. Bu gecede Kur’an-ı Kerim, Levh-i Mahfuz’dan alınmış ve bir bütün halinde dünya semasına indirilmeye başlanmıştır. Bu sebeple bu gece hürmetine pek çok günah bağışlandığı için geceye Berat Gecesi denilmiştir. Yine bu ay içinde hicretin ikinci senesi Müslümanların kıblesi Mescid-i Aksa’dan Kâbe’ye çevrilmiştir.

RAMAZAN AYI
Üç ayların sonuncusu olan Ramazan ayı, on bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisidir. Zira bu ayda Kur’an nazil olmaya başlamış ve ay boyunca oruç tutmak farz kılınmıştır. Ramazan kelimesi “kızgın taş” manasına gelen “Ramid” kelimesinden türetilmiştir. Ramazan ayı çok sıcak ve hararetli bir zaman dilimine tevafuk ettiği için ona bu isim verilmiştir. Ayrıca nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse Ramazan da kulların günahlarını yakıp mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler de olmuştur. Bazıları ise Ramazan kelimesinin “yağan yağmur” manasına gelen “ramıd” kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi Ramazan ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir. Kur’an’ın indirilmeye başlandığı bu ay içinde Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. Bu gece Allah’ın müminlere bahşettiği çok yüce bir ikramıdır. Ramazan’ın her gecesinin dolu dolu geçirilmesi için bu gecenin zamanı gizlenmiştir. Ancak Kadir gecesinin Ramazan’ın son on günü içinde olduğuna dair güçlü işaretler vardır.
Sayı: 240
Bölüm: Mübarek Günler

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=45&hn=5831
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©U__AYLARYorum (yok) :: Yorum yaz!14/7/2007

Kurbanla nefsimizi kurban ediyor muyuz?

Kurbanla nefsimizi kurban ediyor muyuz?
ESMA SAYIN EKERİM
Kurban, bizi Hz. İbrahim’in itaatine, Hz. İsmail’in teslimiyetine yönlendirerek sıkıntı ve imtihanlara karşı Rabbimize kurban olma ve Rabbimize dost olarak sıkıntılarımıza çözüm bulma yollarını gösterir.

Kurban, Allah’la kurbiyet kurmaktır. Kurbiyet Allah’la yakınlık kurma, Rabb’e yakınlıkla istikamet ve huzur bulma makamına kavuşmadır. Zaten kurban kesmenin temel amacı, Allah’ın rızasını kazanarak O’na yaklaşmaktır. Başka bir deyişle kurban, bizi Hz. İbrahim’in itaatine, Hz. İsmail’in teslimiyetine yönlendirerek hayatın sıkıntı ve imtihanlarına karşı Rabbimize kurban olma ve Rabbimize dost olarak sıkıntılarımıza çözüm bulma yollarını gösterir. Rabbimiz, “Kurban etleri ve kanları değil, sadece takvanız Allah’ın katına ulaşır.” (Hacc 22/37) diye buyurarak kurban ibadetinde temel ilkenin et kesmek ya da kan akıtmak olmadığını, esas maksadın takvaya ulaşmak olduğunu bize bildirmektedir. Çünkü ancak takva ile insan, Rabbinin yasaklarından sakınma hassasiyeti kazanma arzusu ile dirildiği gibi Rabbi’nin sevdiği işlere de yakınlık duyabilir.

Takva, Rabbi’nin haramlarından kaçma hususunda kulun Rabb’ine sığınması, O’nun yasaklarından sakınması, O’nun himayesi altına girmesidir. Yavru kuşların anne kuşun merhamet kanadının altına sığınması gibi biz de haramlara, yasaklara ve nefsimizin kötü duygu, düşünce ve arzularına karşı Rabbimizin merhametine sığınırız. Böylece olumsuz duygu, düşünce ve arzularımızı Allah yolunda ve Allah için kurban ettikçe Rabbimizin merhamet ve sevgi iklimi içerisinde huzur duyarız.

İbn Arabi ve Mevlânâ’ya göre en büyük kurban nefistir, esas mesele olumsuz fikir ve fiilleri Allah yolunda ve Allah için kurban etmektir. Cüneyd-i Bağdadi aynı manada: “Mina’da kurban kesen bir mü’min, eğer nefsinin bütün arzularını boğazlamazsa kurban kesmiş olmaz.” buyurur. Mevlânâ ise namazda “Allah-u Ekber” -Allah en büyüktür- diyerek getirdiğimiz tekbirlerin nefsimizin kurbanını Allah yolunda kesme tekbirleri olduğunu ifade eder. Nefsimizin kurbanını kesme, ancak olumsuz her fiil ve durumu muhasebe ve murakabe sürecinden geçirerek Allah yolunda ve Allah için etkisiz hale getirmekle mümkün olabilir. Muhasebe, Rabbimiz bizi hesaba çekmeden önce kendi nefsimizi hesaba çekerek olumsuzlukların izlerini silmektir. Murakebe ise Rabbimizin her an kalbimizi görmekte olduğunun bilincinde onu kibir, gurur, kıskançlık, haset ve öfke vs. rüzgârlarından korumaktır.

Sayı: 212
Bölüm: Kurban Nedir?

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=5&hn=5214
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©U__AYLARYorum (yok) :: Yorum yaz!31/12/2006

kurban...


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©U__AYLARYorum (yok) :: Yorum yaz!31/12/2006


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©U__AYLARYorum (yok) :: Yorum yaz!30/12/2006

Kurban, Rabb’imize yaklaştırır, çevremizle kaynaştırır

Kurban, Rabb’imize yaklaştırır, çevremizle kaynaştırır
Bayramlar, küs olanların barışması, birbirini tanımayan komşuların tanışması için büyük fırsattır. Bu anlamda bayramları iyi değerlendirmek gerekir.

Bayram günleri sevinç günleridir. Bu günlerde sevinçli ve güler yüzlü olmak tavsiye edilmiştir. Aslında bu bir tavsiyeden öte bir emir olsa yeridir. Bayramlık ayakkabılarımız, bayramlık kıyafetlerimiz oluyor da hiç olmazsa “bayramlık bir yüz”ümüz de olmalı değil mi?

Bayramlar maddi manevi zenginliklerin insanların üzerine yağdığı zaman dilimleridir. Hem dini hayatımızda, hem de toplumsal hayatımızda çok ayrı bir yeri vardır. Bayramlar gelip geçiyor ve küskünler hâlâ barışamıyorsa bu çok ciddi bir zaaftır, her iki taraf için de. Büyük ya da haklı olan tarafın “şefkat” eksikliğini gösterdiği gibi, “küçük ya da haksız” olan tarafın da inatçı ve “saygısız” olduğunu gösterir.

Bayramlar barışmak için fırsattır. Kişi, birisine küstüğü, tartıştığı zaman zaten hemen barışma yolları aramalıdır. Ama bu yollar bulunamamış ve kırgınlık da çok derinse o zaman bayramları kollayıp, o günleri, o ânların bereketini fırsat bilip barışma çareleri bulmalıyız. Siz uğraşırsınız, yüzünüzü yıkıp barışmak için el uzatan taraf olursunuz da karşı taraf cevap vermezse o zaman Rabbiniz’e karşı mes’uliyetiniz kalkar. Çünkü bir mü’minin bir başka mü’minle üç günden fazla küs kalması caiz değildir.

Bayram günlerinde herkes kendi imkan ve kabiliyetleri ölçüsünde neşe içindeyken biz “ayrık otu” gibi bir kenarda kös kös oturamayız. Hasta olabiliriz, borçlu olabiliriz, derin anlaşmazlıklar içinde olabiliriz. Ama her derdin devası, her hastalığın ilacı, her borcun edası bayram günlerinin bereketlerinde saklanmıştır. Yıllardır haberleşemediğiniz, görüşemediğiniz akrabalarınız, dostlarınız ve arkadaşlarınızla görüşmek kimbilir sizin için ne gibi maddi ve manevi kapılar açacaktır.

Zilhicce ayının 10 günü içinde oruç tutan, işi, sağlığı müsaitse tamamını oruçlu geçiren bir mü’minin kendisi ve sevdikleri için edeceği dualar makbul olacaktır.

Rabb’imize gönül huzuruyla dua ve tevekkül edebiliriz. Tevekkülümüz hareketsiz bir bekleyiş değil, harekete geçip “neticeyi Allah’a bırakmayı emreden” gayret motorumuzdur.

AKRABALARIMIZI ZİYARET EDERİZ

Bu günlerde akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik ve kardeşliğimiz güçlenir. Bayram sabahı camilerimizi dolduran kalabalıkların hep birlikte ve içtenlikle yüce Allah’a yönelmeleri, O’ndan af ve bağışlanma dilemeleri ayrı bir önem taşır. Çünkü böyle bir amaçla bir araya gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan toplulukları yüce Allah’ın rahmeti kuşatır ve onları affeder.

ANNE-BABALAR SEVİNİR

Annemizin babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah’a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı “öf” demek dahi yasaklanmıştır. Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selâmlaşarak tebrikleşmeliyiz. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastahanelerde ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız. Yetimlerle ve kimsesiz çocuklarla ilgilenip onları okşamalı ve onlara anne ve babaları gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız.


KABRİSTANLAR DA BAYRAM EDER

Bizden hayır dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek onlara dua etmeli, ruhları için hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Her zaman olduğu gibi bayram günlerinde de İslâm’ın emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız. Bütün bunlar, toplumu oluşturan fertleri birbirleriyle kaynaştırarak milli birliğin sağlanmasında ve toplumu rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olur.


SEVDİKLERİMİZLE KAYNAŞIRIZ

Bayram günleri toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevinip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları, bayramlar dinçleştirir ve çalışma azimlerini artırır.

SİZ DANA MI KESTİNİZ, BİZ DE DÜVE KESTİK!

Bayram ziyaretlerinde sohbetlerimiz Allah rızası için olmalı. Gittiğimiz yerlerde konuşmalarımızda “sahici” olmalıyız. “Ee, daha daha nasılsınız?”lar millet olarak ne kadar kuruduğumuzun, birbirimize karşı aslında ne kadar ilgisizleştiğimizin ifadesidir. “Siz dana mı kestiniz? Biz de düve kestik. Kaç kilo et çıktı?”lardan öteye geçmeli muhabbetlerimiz.

Bütün önemli dini faaliyetlerimiz atamız Hz. İbrahim’e (as) dayanmaktadır. Rabb’imizin Kur’an’ında ısrarla ve sık sık buna atıfta bulunması, Efendimiz’in Hz. İbrahim’in asıl takipçisi olduğunu nazarlara vermesi çok önemlidir. O yüzden her hanım kendinde Hz. Hacer’in teslimiyet, sabır ve tevekkülünü canlandırmalıdır. Evet, yaşadığımız hayat şartları çok ağır ama, hiçbirimiz Hz. Hacer ya da Hz. İbrahim gibi çöllerin ortasında ciğerpârelerimizle sınanmadık. Daha şuurlu, daha aklı başında olmaya, Rabb’imize her hâl ve şartta şükretmeye gayret etmeliyiz. Hz. İbrahim’le (as) Hz. İsmail’in (as) sabır, tevekkül ve teslimiyetleri doğru bilgilerle gençlere hatırlatılmalı, bayramın bazılarının ileri sürdüğü gibi “kavurma bayramı” değil, sabır, tevekkül, itaat ve teslimiyet bayramı olduğu sürekli gündemde olmalıdır.


KURBAN BAĞIŞLAYABİLİRSİNİZ

Siz yıl içinde sürekli et yiyor olabilirsiniz. Ailenize de en az iki kurban düşüyor. İşte tam kırılma noktası. Ne yapacaksınız? Birisini kesip, diğerini fakirlere, afetzedelere bağışlasanız olamaz mı? Ne dersiniz?


Her şey “asıl bayram” için

Mevlâ bizi affede bayram o bayram olur. Cürm ü hatalar gide bayram o bayram olur. Alvarlı Efe Hazretleri
Sayı: 212
Bölüm: Kurban Nedir?

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=5&hn=5214
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©U__AYLARYorum (yok) :: Yorum yaz!30/12/2006

Hiçbir etkinlik çocuğunuzla yapacağınız bayram hazırlığının yeri

Hiçbir etkinlik çocuğunuzla yapacağınız bayram hazırlığının yerini tutamaz
MÜNİRE ŞAFAK
Çocuklar, bayramın en güzel yönünü tadarlar. Bayramdan günler öncesinde alınan rugan pabuçlar, fırfırlı dantelli giysiler, çoraplarına kadar yeni kıyafetler... Bayram şekerleri, harçlıklarının konulacağı çantalar... Hatta arife gününden dayanılamayıp giyilen elbiseler. ‘Gece yerinde duruyor mu?’ diye birkaç kere kontrol edilen ayakkabılar...

Çocuklara bakan yönü ile bu şekilde olan bayramlar, biz ebeveynler için de çok yoğun duygular yaşatır. Çocuklarımızın mutluluğu için kendi ihtiyaçlarımızı çoğu zaman erteleriz. Kıyafetlerimizi daha itinalı ütüleyerek giymeyi, yeni almaya tercih ederken, ayakkabılarımızı da arife günü almak üzere tamire verdiğimiz bile olur. Anneler, günler öncesinden başladıkları temizliğin son rutuşlarını tamamlar.

Bayram sabahı -bir gece öncesinden kaçta yatılmış olursa olunsun- tüm ev ahalisi erkenden uyanmıştır. Uzun süredir kahvaltıda bir araya gelememiş aile fertleri birlikteliğin tadını çıkarırlar.

Bayram günleri, hayatın zorlukları kısa süreli de olsa yakamızı bırakır. Çevremize karşı daha hoşgörülü, çocuklarımızın sair zamanlarda yaptıkları yaramazlıklara karşı daha anlayışlı oluruz. Birkaç günlük zihnimizi meşgul eden pekçok sıkıntı tazeliğini korurken bizler “bayramın’’ özelliği sebebiyle çoğunu askıya almışızdır. Çünkü bugün bayramdır!.. Bayramlarda yaşadığımız güler yüz, misafirperverlik, olaylara olumlu bakış açısı geliştirmeyi, ümit ederiz ki senenin her gününde yaşayalım...

Çocuklarınızla muhtaç ailelere de bayram etme sevincini yaşatabilirsiniz. Birlikte harçlıklarını biriktirebilir, ona bayramlık kıyafet veya şeker alırken -imkanlarınız ölçüsünde- bir de arkadaşına paket hazırlatabilirsiniz. Kardeş aileler, bayramda yaşayacakları damak lezzeti ile birlikte, değer verilme mutluluğunu yaşarken diğer taraftan da minik minik elleriyle yardım getiren çocukları görme şaşkınlığını yaşayacaklardır. Temennimiz tüm bu güzelliklerin dünyaya yayılması, çocuklarımızın küçükken de yaşadıkları bu güzellikleri yaşamlarının her karesinde canlı tutmaları...


Hangi bayram hazırlıkları yapılabilir?

* Bayram alışverişine çocuğunuzla birlikte çıkın. Çocuğunuza alacağınız bayram kıyafetlerini, sunacağınız seçenekler içinden onun tercih etmesine müsaade edin.

* Arife günü de dahil olmak üzere çocuğunuza 5 adet zarf hazırlayın. Zarfların içinde her gün için güzel bir bayram mesajı, bayram armağanı (balon, harçlık, kitap...), bayram önerisi (şekerleri sen misafirlere tutabilirsin gibi...), günün planını yerleştirin. Her gün sabah kalktığında yastığının altında zarfları bulmasını sağlayın. Bayramı tüm coşkusu ile çocuğunuzun hissetmesine zemin hazırlayın.

* Kız çocukları bayram temizliği ve ikram hazırlamada annelerine yardım ederken, erkek çocukları da alışverişte babalarına yardımcı olabilirler.

* Erkek çocukları babalarıyla bayram namazına gidebilir.

* Akraba, dost ziyaretinizi çocuğunuzla birlikte yapın.

* Aile büyükleriniz şehir dışında ise telefonla tebriklerinizde çocuğunuzun da konuşmasına fırsat tanıyın.

* Çocuğunuzun geçmiş senelerdeki arkadaşlarına kartla veya telefonla bayram mesajı göndermesinde ona yardımcı olun.

* Eve gelen misafirlerinize ‘hoş geldin’ demek, terlik vermek, şeker-kolonya sunmak konusunda bayram öncesinde ailecek dramatizasyon yapın. Siz de bu konuda onu teşvik edin. Ufak da olsa adımlarını takdir edin.


Kurban Bayramı’na özel olarak neler yapılabilir?

* Çocuk sorarsa kurbanın neden kesildiği anlatılabilir. Ancak Hz. İbrahim’in kıssası 7 yaştan itibaren anlatılmalıdır. Daha küçük yaşlarda kıssa hikayeleştirilmelidir.

* Çocukların, kurbanın kesilişini görmesine asla izin verilmemelidir.

* Çocuk, kurbanlık hayvanın bu işlemden dolayı canının acıyıp acımadığı sorarsa ‘Senin saçından ufak bir tel koptuğunda nasıl canın acımıyorsa onun da canı acımıyor!’ denilebilir.

* Kurban Bayramı vesilesi ile kesilen kurbandan tüm fakirlerin faydalandığı, et yedikleri konusunda sohbet edilebilir. Böylelikle bayramın toplumsal faydaları anlatılmış olur.

* Biz insanlar başkalarına faydalı olduğumuzda nasıl mutlu oluyor isek kurbanlık hayvanların da insanlara yararlı olduklarında aynı şekilde mutlu oldukları söylenebilir.

* Çocukların, kurbanlık hayvanı sevmesine yetişkin kontrolünde izin verilmelidir.
muniregonca@gmail.com



MÜNİRE ŞAFAK, ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMCİSİ
Sayı: 211
Bölüm: Mübarek Günler

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=61&hn=5208
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©U__AYLARYorum (5) :: Yorum yaz!29/12/2006
Sayfa Toplam:13
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Tasarim© ynsm2006




isLamList.Net  || Musluman Bir Neslin Secimi ||