...:::::: MEDİNE::::::...


Bugün aynaya bakın ve kendinizden başlayın

Bugün aynaya bakın ve kendinizden başlayın
HAKAN METAN
Başbakan olsaydım şöyle yapardım, vali olsam böyle yapardım, ah teknik direktör ben olacaktım ki görecektin nasıl oynuyormuş bu takım. Her gün bu ve benzeri cümlelerle Türkiye’yi kurtarıyoruz.

Türkiye’yi isterseniz yarın kurtarmaya devam edebilirsiniz. Ama gelin bugün farklı bir şey yapın. Bugün de kendinizden ve ailenizden başlayın. Süper bir başbakan olacağınızı iddia ederken hiç düşündünüz mü acaba çocuğunuzun gözünde nasıl bir babasınız? Çocuğunuzun gözünde harika bir babaysanız emin olun gün gelir başbakanlık da nasip olursa onu da harika yaparsınız.

Yoksa kendine ve ailesine faydası olmayanın vatana, millete hiçbir faydası olmaz.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=118&hn=5945
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ailemizzzYorum (0) :: Yorum yaz!25/8/2007

Evlilik problemleri nasıl çözülür? 9 öneri

Evlilik problemleri nasıl çözülür? 9 öneri
GÜLAY ATASOY
Her evlilikte birtakım sıkıntılar yaşanabilir.
Eşlerin birbirlerini tanımaları ve uyum sağlamaları esnasında bazı pürüzler olabilir. Sevginin yıpranmaması ve mutluluğun zedelenmemesi için dikkat edilmesi gereken husus; bu sıkıntıları probleme dönüştürmeden aşmaktır.


1) Problem kitabı değil, çözüm anahtarı olun
Evlilikteki problemi çözmenin tek yolu problem çıkarmamaktır. Çünkü problem kitabının olmadığı yerde çözüm kitapçığı da olmaz. Ancak insan iradesi olmadan çıkan problem karşısında çözüme odaklanmak, problem kitabı olmak yerine cevap anahtarı olmak gerek.

2) Çözüme harcayacağınız enerjiyi panikle tüketmeyin
Problem karşısında problemi çözmeye harcayacağınız enerjiyi panikle tüketmeyin. Tıpkı düşman askeri gelmeden düşmana saldırıp mermisini tüketen asker gibi olmayın. Su-i zanlarla ve “ben öyle tahmin etmiştim. Eee, ben şöyle sanmıştım” cümleleriyle anlayıp dinlemeden hareket etmeyin. Problem yokken problem varmış gibi davranmayın. Unutmayın ki, tahrip kolay, tamir zordur. Bir sözle eşinizin kalp sarayını yıkabilirsiniz. Fakat bin sözle tamir edemezsiniz.

3) ‘Keşke’ dememeye çalışın
Sürekli yanlış yapıp, problem çıkararak eşinizi canından bezdirmeyin. “Artık canıma yetti senin kaprislerini çekemeyeceğim” dedirterek sevgisini kaybetmeyin. “Keşke şunu yapmasaydım, keşke bunu söylemeseydim. Keşke şimdiki aklım olsaydı” vb. sözleri söylemek zorunda kalmayın. Çünkü sevgi güneş gibidir. Siz gönül pencerelerinizi sonuna kadar açarsanız o güneş içeriye bol bol girer. Pencerelerinizi sıkı sıkıya kapatırsanız yol bulup içeriye giremez. “Benim güneşim bir yolunu bulup girer” demeyin. Sonuna kadar açık olan gönül pencerelerinden birine kayabileceğini göz önünde tutun.

4) ‘Ama’ silahından uzak durun
Hata yapmayan bir melek gibi davranmayın. Hep kendinizi müdafaa etmeyin. Eşiniz “şunu neden şöyle yaptın?” dediği zaman “ama” silahına sarılmayın. Ya da sürekli “ama ben öyle söylememiştim. Ama, ama” diye “ama” silahının arkasına gizlenerek eşinize ateş etmeyin. Karşınızda ateş edecek düşman değil, sevgisini kazanmanız gereken dostunuz var. Unutmayın “dostun attığı gül” düşmanın attığı silahtan daha çok yaralar.

5) Kendinizi polis hafiyesi sanmayın
Kimi eşler, eşlerinin yanlışlarını yüzlerine karşı dobra dobra söylerler. Kendilerini eşlerinin yanlışlarını araştırmakla görevli polis hafiyesi gibi görürler. Sebebi sorulduğunda “ben doğruyu söylüyorum. Onun yanlışını gösteriyorum. Onun iyiliğini düşünüyorum” diyerek kendilerini müdafaa ederler. Halbuki, her doğru her yerde söylenmez. Her doğruyu söylemek insanın görevi değildir. Bir lokma ekmek bile çiğnenmeden yutulmaz. Önce ağızda çiğnenir, mide özsuyuyla parçalanır. Sonra ince bağırsakta süzülür. Şayet çiğnenmeden yutulursa ya boğaza oturur ya da mideye.

6) İnatlaşmayın
Kimi eşler evlilikte çıkan problemlerde bir türlü çözüme yanaşmaz, inatlaşırlar. “Böyle yapayım da bu ona ders olsun” havasına girerler. Acaba hangi öğrenci “ben bu problemi çözmeyeyim de öğretmene ders olsun” diyebilir? Bu düşünceyle öğretmenle inatlaşarak “ben bu problemi çözmem” diyen öğrenci sınıfta kalmaya mahkûmdur.

7) Kindar olmayın
Problemlerin çözümünde kilit nokta kindarlıktır. Eşler arasında bir sıkıntı yaşanmış geçmiştir. Eşlerden birisi olayı unuturken diğeri günlerce “neden sen bana öyle söyledin? Neden şöyle davrandın? Niye bana hakaret ettin?” vb. sözlerle olayı günlerce gündemde tutarlar. Halbuki evlilikte problem olduğu zaman “şu an matematik dersindeyiz. Önümüzde bir problem var. Bunu çözmeliyiz” diyerek problem çözülmeli. Sonra da “zil çaldı ve matematik dersi bitti” diyerek matematik dersinden çıkılmalıdır.

8) Affedici olun
İnsan olmak hasebiyle eşiniz hata yapabilir. Sonra bunun farkına varıp özür dileyebilir. Affedici olun “Neden öyle yaptın?” vb. sözlerle hesaba çekmeyin. Kim affedici olursa o daima kazanır. Nitekim ayette de:
“Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (4.149) buyruluyor.

9) Evliliği çözüm bekleyen problem değil, yaşanması gereken mutluluk olarak görün
Yüzünüzde tebessüm gülleri açsın…Lisan-ı haliniz mutluluğun şarkısını mırıldansın. Mutluluk tülleri evinizin her yanını sarsın. Eviniz saadet sarayı, siz iyilik perisi eşiniz de o sarayın sevgili prensi olsun.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5957
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ailemizzzYorum (0) :: Yorum yaz!25/8/2007

Kendini nasıl algılıyorsun?

Kendini nasıl algılıyorsun?
HAKAN METAN
* İnsanlar farklı özelliklerde yaratılmışlardır ve her fıtratın güçlü ve zayıf yönleri vardır. Birçok insan kendini olduğundan daha kötü algılarken bazıları da olduğundan iyi algılıyor. Aslında her iki bakış açısı da sakıncalı olabilir.

* Olduğundan iyi görme enaniyeti artırabilir. Olduğundan kötü görme de ümitsizlik ve karamsarlığa neden olabilir.

* Kendinizi doğru ve gerçekçi algılayabilmek için yapmanız gereken, çevreden sıklıkla geri bildirim alarak kendinizi doğru olarak tanımlamak ve buna göre tedbirler ve kararlar alarak gerekli düzenlemeleri hayatınıza aktarmaktır.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=118&hn=5893
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ailemizzzYorum (0) :: Yorum yaz!9/8/2007

Anlayışlı bir eş misiniz?

Anlayışlı bir eş misiniz?
GÜLAY ATASOY
“Çok başım ağrıyor” dedi kadın telefonla…
“Bir hap al geçer” diye cevapladı eşi.
“Geçmek bilmiyor öleceğimi hissediyorum.”
“Biraz dinlen, bir şeyin kalmaz.”
“Vaziyetim kötü, bildiğin gibi değil, anlamıyorsun?
Lütfen beni doktora götürür müsün?”
“Bu iş saatinde nasıl izin alabilirim? Bitmesi gereken öyle çok iş var ki!..”

Çoğu eşler arasında yaşanır bu tür konuşmalar. Eşler çoğu kez, birbirlerini ya anlamaz, ya anlamak istemez, ya da yanlış anlar.

Kimi zaman da birbirlerini suçlayarak tartışırlar. Birisi, “eşim beni ciddiye almıyor” der. Diğeri ise kimi zaman bunun farkına bile varmaz.

Bazen eşlerden birisi çok alıngan olur. Her sözden bir mana çıkararak eşini suçlar. Özellikle kendine güven duygusu olmayan eşler, normal konuşmalardan bile anlam çıkarırlar.

Hanım “ay bu domatesler çürük” dese eşi, “Ben aldım ya kötü olur. Zaten sen benim aldığım hiçbir şeyi beğenmezsin!” cevabını verir.

Veya “Bu yemek tuzsuz olmuş” diyen beye, hanım, “Sen de benim yaptığım hiçbir şeyi beğenmezsin. Ben hiçbir şeyi başaramam” sözleriyle işi tartışmaya kadar götürür.

Genelde tartışmalar basit şeylerden çıkar. Tartışma bittiğinde ise eşler niçin tartıştıklarını bile unuturlar.

Eşler birbirlerinin hatalarına gözlerini yumup, kulaklarını tıkamalı.. Ama birbirini anlamak için gözlerini dört açıp, kulaklarını kabartmalıdırlar.

Çünkü bu tür problemlerin çözümü ‘sen beni anlamıyor, anlamak istemiyorsun” şeklindeki suçlamalardan değil, diyalogdan geçer. Aralarında iyi bir diyalog kurup konuşmayı başaramayan eşler, davranışlarını kötüye yormaya başlar, sonra da bunu kötü davranış takip eder. Bu yoldan gitmeye devam ettikleri takdirde varacakları yer elbette anlaşmazlık durağı olur.


Olumsuzluklara son vermek için:

* Eşler, aralarında kopmuş olan, ya da yeterince olmayan diyaloğu geliştirmelidir.

* Eşler, birbirlerinin söz ve davranışları arkasındaki sebebi araştırmadan hemen karşılık vermeye kalkışmamalıdır.

* Sözleri iyi tahlil etmeli, yanlış anlayıp birbirlerini hırpaladıktan sonra özür dilemek zorunda kalmamalı.

* Karşı tarafı suçlamak, ya da bir suçlu icat etmek yerine -şayet varsa- suçu ortadan kaldırmanın yolları aranmamalıdır.

* Fazla alıngan olmamalı. Her sözden, her davranıştan kötü bir mana çıkarmamalıdır. Bazen eşlerden birinin kazara sarf ettiği bir söz, silah olarak kullanılıp diğer eş yaylım ateşine tutulmamalıdır. Bilhassa “filan zaman sen şöyle demiştin” diyerek cerbeze yoluna gidilmemelidir.

* Hiçbir eş buz üstünde düşme korkusuyla yürüyen, ya da tepesinde kristal bardaklar taşıyan gibi olmak istemez.

Özetle, eşinizin söz ve davranışlarını yargılamakta acele etmeyin ki, Rabb’imizin “Halim” ismi üzerinizde tecelli etsin.
Sayı: 240
Bölüm: Evlilik

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5828
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ailemizzzYorum (0) :: Yorum yaz!14/7/2007

Sınav sistemini bilmek başarıyı etkiler mi?

Sınav sistemini bilmek başarıyı etkiler mi?
EBRU KODAK-REHBERLİK UZMANI
ÖSS sisteminde 2006 yılından itibaren değişiklikler yapıldı. Sınava hazırlanan bir adayın sistemi bilmesi ve buna bağlı olarak bilinçli bir biçimde çalışmalarını yönlendirmesi gerekli.

Öğrenci seçme sınavı nasıl bir sınavdır?

ÖSS, tek oturumda yapılacak iki aşamadan oluşan, 195 dakika süren bir sınavdır. Sınavda adaylara 30’ar soruluk sekiz test uygulanır. Adaylar bu testler içerisinde alanlarına uygun olan altı testi yani 180 soruyu cevaplar. Bu testlerden birinci aşama olarak adlandırılan bölümde bulunan ilk dört test her alan ve her türlü lise için zorunludur.

Bu testlerin içeriğinde neler var?

Birinci aşama olarak adlandırılan ortak derslerle ilgili testlerin içeriği şu şekilde:

Türkçe testi, 30 soru (% 100)
Sosyal bilimler-1 testi, Tarih: 13 soru (% 43), Coğrafya: 10 soru (% 34), Felsefe: 7 soru (% 23)
Matematik-1 testi, Matematik: 21 soru (% 70), Geometri: 9 soru (% 30)
Fen bilimleri-1 testi, Fizik: 13 soru (% 43), Kimya: 9 soru (% 30)Biyoloji: 8 soru (% 27)

Ortak derslerle ilgili testlerde adaylar, 120 sorudan sorumludur. Bu testlerde adayların Türkçe’yi kullanma güçleri, sosyal bilimlerdeki temel kavram ve ilkelerle düşünme güçleri, matematiksel ilişkilerden yararlanma güçleri ve fen bilimlerindeki temel ilke ve kavramlarla düşünme becerileri ölçülecektir.

İkinci aşama olarak adlandırılan alan dersleriyle ilgili testlerin içeriği ise şu şekilde sıralanabilir:

Alan dersleriyle ilgili testlerde adaylar, alanlarıyla ilgili 60 sorudan sorumludur. Bu alandaki tüm testler, adayların bilgilerini ölçecek niteliktedir.

Edebiyat-sosyal testi, Türk dili ve edebiyatı (edebi metinler dahil): 17 soru (% 57), Türkiye coğrafyası: 8 soru (% 27), Psikoloji: 5 soru (% 16)
Sosyal bilimler-2 testi, Tarih: 13 soru (% 43), Ülkeler coğrafyası: 7 soru (% 23), Sosyoloji: 5 soru (% 17), Mantık: 5 soru (% 17)
Matematik-2 testi, Matematik: 21 soru (% 70), Geometri: 9 soru (% 30)
Fen bilimleri-2 testi, Fizik: 13 soru (% 43), Kimya: 9 soru (% 30) Biyoloji: 8 soru (% 27)

Lisede sayısal alanı bitiren öğrenciler, sınavda hangi testleri cevaplayacak?

Ortak derslerle ilgili olan birinci aşamadaki testlerin yanı sıra ikinci aşamadaki testlerden Matematik-2 ve Fen Bilimleri-2 testini cevaplayacaktır.

Lisede eşit ağırlık alanını bitiren öğrenciler, sınavda hangi testleri cevaplayacak?

Ortak derslerle ilgili olan birinci aşamadaki testlerin yanı sıra ikinci aşamadaki testlerden Edebiyat-Sosyal ve Matematik-2 testini cevaplayacaklardır.

Lisede sözel alanı bitiren öğrenciler, sınavda hangi testleri cevaplayacak?

Ortak derslerle ilgili olan birinci aşamadaki testlerin yanı sıra ikinci aşamadaki testlerden Edebiyat-Sosyal ve Sosyal Bilimler-2 testini cevaplayacaklardır.

Lisede dil alanını bitiren öğrenciler, sınavda hangi testleri cevaplayacak?

Dil alanını bitiren öğrenciler, ÖSS’de yalnızca ortak derslerle ilgili birinci aşamadaki testleri cevaplayacaktır. ÖSS’den bir hafta sonra da yabancı dil sınavına gireceklerdir. Bu sınav, 100 sorudan oluşmaktadır. Sınavda 25 soru dilbilgisi (% 25), 15 soru çeviri (% 15), 60 soru okuduğunu anlama (% 60) konularından oluşmaktadır.

Meslek liselerini bitiren öğrenciler, sınavda hangi soruları cevaplayacak?

Meslek liselerinde okuyan öğrencilerin, sadece ortak derslerle ilgili olan birinci aşamadaki testleri cevaplamaları yeterlidir.

ÖSS sonuç belgemizde kaç puan türü olacak?

Adayın sınav sonuç belgesinde; Say-1, Söz-1, EA-1, Dil, Say-2, Söz-2, EA-2 olmak üzere 7 ayrı puan türü olacak. Adaylar 160 ve üzeri puan aldıklarında birinci aşamadaki puanları, 185 ve üzeri puan aldıklarında ise ikinci aşamadaki puanları hesaplanacaktır.

Aday, 1. aşamadan elde ettiği puanlarla hangi programa yerleştirilebilir?

Açıköğretim ön lisans ve lisans programlarına (İngilizce öğretmenliği ve okulöncesi öğretmenliği dışında), ön lisans olarak adlandırılan iki yıllık bölümlere, özel yetenek sınavına göre öğrenci alan lisans programlarına yerleştirilebilirler. Buna ilave olarak meslek lisesi öğrencileri; kendi alanlarındaki (ek puan aldıkları) lisans programlarına, birinci aşamadan elde ettikleri puanlarla gireceklerdir.

Aday, 2. aşamadan elde ettiği puanlarla hangi programa yerleştirilebilir?

Adaylar; Say-2, Söz-2 ve EA-2 puanlarıyla lisans programları olarak adlandırılan 4 yıllık bölümlere girebilirler (Bazı üniversitelerde hazırlık sınıfı olması nedeniyle öğrenim süresi uzayabilmektedir).

Dil puanıyla hangi programa yerleştirebilirim?

Aday, bu puanıyla yabancı dil ağırlıklı puanla öğrenci alan tüm lisans ve ön lisans programlarına girebilir.

ÖSS puanlarının hesaplanmasında kullanılan ortaöğretim başarı puanının çarpılacağı katsayılar nelerdir?

Adaylar mezun oldukları alanda bir bölüm seçtiklerinde, AOBP 0,8 katsayısıyla çarpılacak ve böylece AOBP’nin etkisi % 21,1 olacaktır.

Adaylar mezun oldukları alan dışında bir bölüm seçtiklerinde ise AOBP 0,3 katsayısıyla çarpılacak ve böylece AOBP’nin etkisi % 9,1 olacaktır.

Mesleki ve teknik lise mezunları alanlarındaki lisans programlarına yerleştirilirken ek puan alırlar. Adayın AOBP’si 0,8+0,24=1,04 katsayısıyla çarpılır.

Ortak alanlar kalktı mı?

Ortak alanlar kalkmadı; ancak bir öğrencinin hem kendi alanından hem de ortak alandan bir yer seçmesi için 180 soruya ilave olarak 30 soru daha çözmesi gereklidir. Bu da bir adayın 195 dakikada 210 soru çözmesi anlamına gelir. Bu pratikte uygulanması güç bir durumdur.

Tercih yapan ve herhangi bir yere yerleştirilmeyen adayın gelecek yıl puanı düşer mi?

Sınava giren adaylar içerisinde;

- Tercih yapan; ancak herhangi bir yükseköğrenim programına yerleştirilemeyen adayların,

- Açıköğretimin kontenjanlı bölümleri(İngilizce ve okulöncesi öğretmenliği)dışındaki ön lisans ve lisans programlarına yerleştirilen adaylar,

- Sınavsız geçişten faydalanarak bir ön lisans programına yerleştirilen mesleki teknik liselerden mezun adayların, gelecek yıl ÖSS puanları düşmez.

***

ÖNLİSANS PROGRAMLARINA YELEŞTİRİLİRKEN, ADAYIN HANGİ PUANLARI DİKKATE ALINIR?

Adayın birinci aşamada aldığı ve 0,3 katsayısıyla çarpılan puanları dikkate alınır. Aday, girmek istediği ön lisans programının puan türünün 0,3 ile çarpılmış sonucuna göre yerleşecektir.

Mesleki ve teknik lise mezunları kendi alanları dışındaki ön lisans programlarına yerleştirilirken de aynı durum söz konusudur.

SON GÜNLERDE SİSTEMDE BİRTAKIM DEĞİŞİKLİKLER OLDUĞUNDAN SÖZ EDİLİYOR, BUNLAR NELERDİR?

Sınav sisteminde yapılan değişiklik,öğrencilerin alan derslerinin hesaplanmasına yöneliktir. Değişiklikten önce öğrencilerin ikinci alandaki puanının hesaplanması için öğrencilerin her 30 soruluk paketten 0,5 net yapması gerekliydi. Şimdi ise yalnızca bir paketten 0,5 net yapması puanının hesaplanması için yeterli hale geldi.

Sayı: 229
Bölüm: Eğitim

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=20&hn=5596
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ailemizzzYorum (0) :: Yorum yaz!2/5/2007

Evlenecek gençlerin dikkatine!

Evlenecek gençlerin dikkatine!
GÜLAY ATASOY
Her genç hayaller kurarak evlenir. Kimi “kalbine mukabil bir kalp” “bularak mutluluğu yakalar, kimi yakalayamaz. Hayat arkadaşına “İyi ki evlendim.” diyenler olduğu gibi; “Ah! Keşke evlenmeseydim..” diye feryad ü figan edenler de vardır… Yeni evlenecek olan gençler sonradan “keşke” demek istemiyorlarsa şu noktalara dikkat etmelidirler:

1) KENDİNİZİ TANIYIN
Eşinizi tanımadan önce kendinizi tanıyın. Evlilikten ne bekliyorsunuz? Evlilik sizin için ne ifade ediyor? Neden evleniyorsunuz? Evlilik bir fantezi mi? Yoksa hayat arkadaşlığı mı?

2) RUHEN OLGUNLAŞIN
Belirli bir ruhî olgunluğa gelmeden evliliğe yanaşmayın. Çünkü evlilik, evcilik oyunu değil. “Biraz oynar usanırsam eşyalarımı alıp eve dönerim.” diyemezsiniz. Evlenirken her zorluğa ve fedakârlığa katlanmayı göze alın.

3) EĞİTİMİNİZİ TAMAMLAYIN
Mesleki eğitiminizi ya da kariyerinizi tamamlamaya özen gösterin.

4) REALİST OLUN
Gözünüzdeki pembe gözlüğü bir kenara bırakıp, realist olmaya çalışın. Çünkü hayal üzerine kurulan evlilik, ilk hayal kırıklığıyla yıkılabilir.

5) ‘DEĞİŞTİRİRİM’ DİYE DÜŞÜNMEYİN
Bazı şeyleri içime katlarım, beğenmediğim huylarını değiştiririm diye düşünmeyin. O zaman evliliğiniz bir şeyleri değiştirme savaşına dönüşür. Sürekli “Neden öyle yaptın? Niye böyle yapmıyorsun? Ben şundan hoşlanmıyorum. Ama sen yapmaya devam ediyorsun. Şu huyundan vazgeç.” demekle geçer.

6) İNANÇLARINIZA UYGUN OLANI SEÇİN
Kendi dini inançlarınıza uygun birisini tercih edin. Kadın namaz kılar kocası içki masası hazırlatırsa, ya da erkek namaz kılarken eşi tersini yaparsa mutluluk oranı o ölçüde azalır. Eşler sürekli “sen yanlış yapıyorsun, ben doğru yapıyorum” tartışması yapar.

7) HUY, AHLAK VE MİZACA DİKKAT!
Huy, ahlak, mizaç ve hatta zevklerde bile uyum içinde olan kişileri tercih etmek evlilikte mutluluğa bir adım atmış olmak demektir.

8) SEVGİ ÖNEMLİ
Aşık olmadan evlenmem demek ne kadar yanlışsa; sevginin sıfır olduğu bir evliliği de mantık evliliği yapıyorum diye yapmak yanlıştır. Sevmediğiniz, içinizin ısınmadığı komşunuzla bile yapamazken hayat arkadaşıyla hiç yapamazsınız.

9) AİLENİZİN GÖRÜŞÜNE ÖNEM VERİN
Sonradan “Ben nerede yanlış yaptım?” dememek için ilk anda yanlış yapmayın. Çünkü kimi gençler ailelerin denk görmediği eşlerle evleniyorlar. O an hisleri mantıklarını örtüp aileyi dinlemiyorlar.
Sayı: 229
Bölüm: Evlilik

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5594
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ailemizzzYorum (0) :: Yorum yaz!1/5/2007

Mazeretim var ergenim ben!

Mazeretim var ergenim ben!
Kimi zaman ergenlerin sorumluluklarını devre dışı bırakarak, ergenliği bir mazeret olarak kullanıp ebeveynlerine cephe almaları çok üzücü. Ebeveynler sizi anlamalı; ama siz de sorumluluk duygunuzu kaybetmemelisiniz.

Annesi çaresiz ve ne yapacağını bilmez bir vaziyette yakınıyor:

- Anlamıyorum niçin böyle davranıyorsun? Hırçın ve sinirlisin! Niçin?

Ergen kız annesine cevap verme derdindedir:

- Böyle davranmam çok normal anne. Ben ergenim. Ergen olarak zor bir psikoloji yaşıyor olmam ve bazen olumsuz davranmam çok normal. Niçin anlamıyorsunuz bilmiyorum?

Bir zamanlar bireyler ergenlik dönemi içinde bulundukları halde “Şu an ergenlik psikolojisi yaşıyorum ve çevrem beni anlamak zorunda” diye düşünmezlerdi. Bu yazıyı okuyan birçok yetişkin eminim ki bu konuda bana katılmış ve “Biz de ergen olduk; ama hiç ergen olduğumuzu bilemedik. Bırakın bunu, anne babalarımıza söylemeyi kendimiz bile bunun farkında değildik” diyeceklerdir. Gerçekten de öyle çok uzağa gitmeye gerek yok. Bir önceki kuşak üyeleri bile ergenlik kavramının tam olarak farkında değillerdi, değildik. Bu nedenle de ebeveyni suçlama oranı günümüz ergenlerine göre çok daha düşüktü. Fakat günümüzün ergenleri tam olarak ne yaşadıklarının farkındalar. Aynen yukarıda verilen örnekteki gibi, ergenlerin % 90’ı “Beni anlamak zorundasınız; çünkü ben ergenim.” diyorlar. Tabii bu durumun kötü bir hâl olduğunu söylemiyorum. Hatta ergenlerin bu bilinçte olmaları, kendilerini sorgulayabilmeleri, tanımlayabilmeleri ve devamında ifade edebilmeleri oldukça güzel. Ancak bu durumda ebeveynlerin hassasiyetleri ve farkındalıklarını aynen çocukları gibi artırmaları gerekmektedir. Ebeveyn-ergen arası bağların zayıflaması ergenin ailesinden uzaklaşmasına neden olur. Bu durumdaki bir ergen, ebeveynini suçlayacak ve huzuru ev dışında aramaya kalkışacaktır.

***

EBEVEYNLERİN BİLİNÇLİ OLMALARI GEREKİR

Ebeveynlerin çocuklarını ve bulundukları yaş dönemlerine göre içlerinde bulundukları psikolojiyi bilmeleri gerekir. Özellikle de çocukları ergenlik dönemindeyse bu döneme ait bütün incelikleri ve kendilerini bekleyen bütün durumları bilmek durumundadırlar. Aksi takdirde ergen, ebeveynini yetersiz bulacaktır.

Bu nedenle, şunlara dikkat edilmelidir:

Ebeveynlerin çocuklarından evvel ergenlik dönemi özelliklerine vâkıf olmaları gerekir. Bunun için bu konudaki çeşitli kitapların okunması ve mutlaka Ailem dergimizde yayınlanan Ebeveyn-Ergen Okulu’nun takip edilmesi gerekmektedir.

Çocuk “ben ergenim” deme ihtiyacı hissetmeden siz ona bu dönem psikolojisini anladığınızı ifade edin ve zaman zaman biraz toleranslı davranarak her şeye rağmen çocuğunuzu sevdiğinizi ona hissettirin.

Sadece ergenlik dönemi özelliklerinin değil, içinde bulunulan çağın özellikleri ve çocuğun ilgilendiği kaynakların da bilincinde olunması gerekir. Yani bilgisayar ve internet konusunda veya çocuğun dinlediği müzik türü hakkında bilgi sahibi olmak gibi...

“Biz de ergen olduk; ama hiç senin gibi olmadık!”, “Seninkisi ergenlik değil şımarıklık”, “Ergenlik dönemindesin diye evde olağanüstü hal ilan edeceksin neredeyse!”, gibi... ifadeler espri amaçlı bile kullanılmamalıdır.

Ve çok zaman vurguladığım gibi konuşmalarınızın, ifadelerinizin, tüm davranış ve mimiklerinizin ergenin kişiliğine saygı duyar nitelikte olması gerekir. Aşağılama, eleştirme vs... bu dönemde yapılacak en ciddi hatalardır.


Ergenlere özel

İçinde bulunduğun dönemin farkında olup bunu olumlu yönde kullanabilirsen yetişkinlik döneminde daha başarılı ve sağlam kişilikli biri olabilirsin. Seni tenzih ederek söylüyorum; ama bazı ergenlerin “Ben ergenim!” ifadesini bir savunma olarak kullandıklarını ve sonrasında da çeşitli hatalarını bu şekilde örtmeye çalıştıklarını görüyorum. Bağırabilirim; çünkü ergenim, özgürlük benim de hakkım; istediğim gibi giyinebilmeyim; çünkü ergenim, istediğim zaman ailemle konuşmam; çünkü ergenlik psikolojisi yaşıyorum vs... İşte kimi zaman ergenlerin iradelerini ve sorumluluklarını devre dışı bırakıp, istedikleri olmayınca da şiddetle ebeveynlerine cephe aldıklarına şahit oluyor, çok üzülüyorum. Bu dönemi en tatlı bir biçimde atlatman duasıyla...

Sayı: 227
Bölüm: Ergen Okulu

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=99&hn=5565&sy=20070413
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ailemizzzYorum (1) :: Yorum yaz!17/4/2007

Mutlu evliliğin formülü

Mutlu evliliğin formülü
YARD. DOÇ. DR. BÜNYAMİN IŞIK
Günümüzde aile içi huzursuzlukların ve boşanmaların giderek arttığı bir gerçektir. Evlilik neden yıkılabilir? Ekonomik sıkıntılardan mı? Eşlerin birbiriyle karşılıklı oturup konuşmamalarından, anlaşamamalarından mı? Kıskançlıktan mı? Yoksa sadakatsizlikten mi? Ya da eğitimsizlik, kişilik çatışması, psikiyatrik bir rahatsızlık mı söz konusu?

Bunların hepsi birer belirtidir aslında. Gerçek sebep ise sevgi, saygı ve güven bağlarının zayıflamasıdır. Sevgi, saygı ve güven, eşleri bir arada tutan, evliliği yürüten yapıştırıcıdır.

Evlilik, oldukça önemli bir müessesedir. Özellikle yeni evlenenler veya bazı küçük ipuçlarına dikkat etmeyip de yıllarca acı çekmek zorunda kalan evli insanlar aslında bazı hususlara dikkat ederlerse daha mutlu bir hayat yaşayabilirler. Mutluluk öyle gökten zembille inmez. Hak etmesini bilenler, mutluluk için çaba harcayanlar mutlu olabilirler.

1. EŞİNİZE İLGİNİZLE, SEVGİNİZİ GÖSTERİN

Sevgi, bir ateşe benzer. Bu ateş sürekli yakıt yönüyle beslenmezse sönecektir. Sobaya odun atmazsanız, doğalgazınızı keserseniz, eviniz ısınmaz. Bunun gibi sevgi ateşi de ilgi gösterilmezse söner gider. Eşler de birbirlerine ilgi göstermeli, birbirlerinin eksik ve hatalarını onarmaya yönelik ilgilerini esirgememelidir.

2. EVİ OTEL GİBİ KULLANMAYIN

Zamanında gösterilmeyen ilgi, ilgi değildir. Özellikle bazı erkekler evlerini bir otel ve restoran gibi kullanmakta ve böylece büyük bir yanlışın girdabına düşmektedirler. İyi bir işadamı, başarılı bir yönetici olmak yetmiyor. Başarılı ve iyi bir baba ve iyi bir koca olmak da gerekiyor.

3. “HOŞ GELDİN”İ BİLE ESİRGEYENLER VAR

Bazı hanımlar da eşlerine karşı yeterli ilgiyi göstermemekte, akşam yorgun-argın evine dönen kocasına “hoş geldin” demeyi, bir güler yüz göstermeyi bile çok görmektedir. İyi bir anne ve iyi bir ev hanımı olmak yetmez, iyi bir eş ve iyi bir hayat arkadaşı da olmak gerekiyor.

4. AŞIRI KISKANÇLIK, EVLİLİĞİ ZEDELİYOR

Belli bir noktaya kadar kıskançlık iyidir. Ancak aşırı kıskançlık bir rahatsızlıktır ve fertlerin ruh ve kalplerini zedeleyici bir faktördür. Bazı kıskançlık hezeyanı yaşayan hasta tipler vardır ki gece eşini uyandırarak “Söyle bakalım rüyanda kimi görüyordun?” diye sorgularlar. Telefona azıcık geç cevap verilirse bunun nedenini sorgular, eşi hakkında kötü zanlarda bulunurlar. Bu gibi durumlar da ilaç tedavisi gerektirecek kadar ciddi rahatsızlık konusudur.

5. EŞİNİZE GÜVENİRSENİZ MUTLU OLURSUNUZ

Eşler birbirine güven duymaz ve bunu karşı tarafa hissettirirse sürekli bir gerginlik yaşarlar. Kimse kendisine güvenilmediğinde bundan hoşlanmaz. Eşinize güvendiğinizi hissettirmeniz ona vereceğiniz en önemli hediyedir. Ona iyi ve hoş kelimelerle seslenirseniz buna karşılık bulacak, güzel hitaplarınız güzel sözcükler halinde size bir yankı gibi geri dönecektir.


Ailenizin sağlamlığını test edin

Sağlam ailenin üç özelliği vardır. Nebraska Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre sağlam ailelerde üç temel özellik dikkati çekmiştir.

1. Dindarlık
Uzun yıllar başarıyla evliliklerini sürdüren eşler düzenli olarak kiliseye gidiyorlardı.

2. Övgü ve takdir
Aile içindeki fertler birbirlerinden gerekli zamanlarda iltifatlarını ve ruhlarını hoşnut edici övgü dolu sözcükleri esirgemiyorlardı.

3. Birlikte zaman geçirme
Bu aileler iş, eğlence, evde ya da dışarıda yemekte daha çok birlikte zaman geçiriyorlardı.

***

Mutluluk gökten zembille inmiyor, hak etmesini bilenler, çaba harcayanlar mutlu oluyor.


YARD. DOÇ. DR. BÜNYAMİN IŞIK, FATİH ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ AİLE HEKİMLİĞİ UZMANI, DANIŞMANI
Sayı: 226
Bölüm: Evlilik

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5542
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ailemizzzYorum (1) :: Yorum yaz!12/4/2007

Evde büyük çocukla küçük çocuğun çatışması nasıl önlenir?

Evde büyük çocukla küçük çocuğun çatışması nasıl önlenir?
Ergenlik çağındaki çocuklarla evdeki daha küçük yaştaki çocukların çatışmaları sık yaşanan bir durumdur. Peki bu çatışma nasıl aşılabilir? Evde huzur nasıl temin edilebilir?

Birçok ergenin evde kardeşleri ile çok iyi geçinemediği görülür. Oysa ergenlikte bireyin yaşı çocukluğa nispeten büyüdüğü için ebeveynin beklentisi kardeşleri konusunda ergenden destek beklemek şeklinde olur. Ama çoğu zaman ergen bu beklentiye hiç cevap vermediği gibi muhalif tepkiler vererek ebeveyninin işini zorlaştırabilir. Peki nedir ebeveynin kardeşler konusunda beklentileri ve ergenin bu beklentileri karşılayışı nasıl olur?


ANNE-BABANIN BEKLENTİLERİ NELER?

* Kardeşinin dersine yardım etsin.

* Kardeşleri ile zaman geçirsin.

* Kardeşleri odasına geldiğinde sert bir dille onları kovmasın. Eşyalarına dokundular diye evde küçük kıyamet koparmasın.

* Kardeşlerinin bakımında anneye yardımcı olsun (daha ziyade kırsalda görülen bir beklentidir).

* Kardeşlerine olumlu örnek olsun. Giyimi kuşamı ile, konuşmaları ile vs…

* Kardeşlerine hakaret etmesin, onları eleştirmesin.

* Kardeşlerine güler yüz göstersin.

* Büyük kardeşlerinin fikirlerine saygı duysun.

* Onlara itiraz etmesin vs…


KÜÇÜK KARDEŞ ANNE-BABANIN HAFİYESİ DEĞİLDİR

Ergen gerek içinde bulunduğu gergin psikolojiden ve gerekse ebeveynlerinin yanlış tutumlarından dolayı çoğu zaman ergenlik döneminin sınırları içinde kardeşleri ile pek geçinemez. Ama bu geçici bir durumdur. Ve yaşın ilerlemesi ile birlikte zamanla ilişkiler düzelir aslında. Bir ergenin kardeşi konusunda ifadesi şöyle olmuştu: “Kardeşime sinir oluyorum; çünkü o bir ispiyoncu. Özellikle beni gözetliyor veya arkadaşlarımla olan konuşmalarımı dinliyor ve aileme yetiştiriyor. Gerçi ailem buna zemin hazırladı en başta.”

Bu cümleden de anlaşıldığı gibi ebeveynin yanlış tutumu mevcut öfkeyi fazlasıyla alevlendirmiş. Ergene göre küçük kardeşi, onun evde istediği gibi davranmasına mani olan, eşyalarına zarar veren, evde anne babasına karşı sulanarak yakınlaşan ve sonrasında kendisinin kötü görünmesine sebep olan, ders çalıştırmak zorunda olduğu vs... bir engel. Bütün bu nedenler ergenin kardeşini suçlamasına sebep olur. Bunun dışında ergen bulunduğu dönemden kaynaklı tepkilerini ani bir biçimde gösterdiğinden ve aile anında müdahale edip ergeni eleştirdiğinden dolayı ise ergen ikinci kez kardeşini suçlar. Çünkü bu defa kardeşini hem kendisine bir engel olarak görür ve hem de ailesinin kendisine onun yüzünden kızdığını düşünerek kardeşini suçlar.

Ergen kendisine kardeşleri konusunda sorumluluk verilerek çok ezildiğini ve ebeveyninin kardeşlerini koruma adına ev içinde haksızlık yaptığını düşünür.

Tabii burada kardeşin yaş dönemi de çok önemlidir. Yaşça kendisine çok yakın olan kardeşi ergen için hem bir rakiptir ve hem de bir arkadaş. Bu pozisyondaki kardeşi ile genellikle ortak kullanılabilecek mekan veya eşyalarla ilgili olarak çatışır. Bazen çok şiddetli tartışmaları olsa da çok yakın da olabilirler.


KARDEŞİNİN YANINDA BÜYÜK ÇOCUK ELEŞTİRİLMEMELİ

* Kardeşlerin çatışmasına müdahale etmemeli.

* Ergenin yanlış tutumlarını kardeşinin yanında yermemeli.

* Kardeşlerinin olmadığı bir ortamda ergenin de fikrini alarak kardeşlerinin sorunlarını konuşmalı.

* Ergenin yanlış tutumları yalnızken ve eleştirel olmayan bir üslupla sakince ergene aktarılmalı, birlikte sebepleri irdelenmeli, ebeveyn bu konuda ergene anlaşılma duygusunu yaşatmalı.

* Kardeş ilişkileri konusunda en ufak olumlu gelişmeler anında pekiştirilmeli.

* Evde zaman zaman baş başa bırakılmalı. (Direkt sorumluluklar dile getirilmeksizin. Ergen zaten çoğu zaman içten içe kardeşine karşı sorumlu olduğunu bilir. Kendisine hatırlatılmasından ise çoğu zaman nefret eder.)

* Otorite sadece ebeveyne ait olmalı.

* Evin ortamı müsaitse ayrı odalar tercih edilmeli. Küçük kardeşin hatalarından dolayı ergen suçlanmamalıdır.

* Küçük kardeşlerin ergenle ilgili olarak ebeveyne bilgi aktarımı engellenmeli.

* Evde hiç kimse bir diğerine hakaret edemez veya rencide edici davranamaz. Kuralı ev içinde genelleştirilmeli. Ve kararlı olunmalı.
Sayı: 221
Bölüm: Ergen Okulu

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=7&hn=5424


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©ailemizzzYorum (0) :: Yorum yaz!4/3/2007
Sayfa Toplam:140
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Tasarim© ynsm2006




isLamList.Net  || Musluman Bir Neslin Secimi ||

<