|
Âliye Tevfik, Bosna'lı bir Nur talebesi. Risale-i Nur'u tanıdıktan sonra, hayatında çok önemli değişimlerin olduğunu söylüyor. Risale-i Nur'la ilgili başta Türkiye olmak üzere, pek çok akademik toplantılara katılıyor. Kendisiyle, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından, 26-27 Temmuz 2005 tarihinde uluslararası çapta organize edilen RİSALE-İ NUR VE TASAVVUF GELENEĞİ başlıklı, iki günlük müzakereli toplantılar esnasında görüştük. Âliye Tevfik, Sarayova'da bulunan Osmanlı döneminden beri ilim tahsili veren, İslâmî bir medresede eğitim gördü. Ardından, Ürdün'de bulunan Şeria ve İlm-i Neşr Fakültesini tamamladı. Mezun olduktan sonra Bosna'ya döndü. Halen, buradaki bir lisede Din Dersi öğretmenliği yapıyor. Aynı zamanda, bir camide imamet görevi icra ediyor. Ayrıca, gençlerden meydana gelen bir grupla dinî bir dergi neşrediyorlar. Bosna'lı Âliye Tevfik, Risale-i Nur'la tanışmasını şöyle aktardı: Cenab-ı Allah, Bosna'da yaşadığımız savaş sırasında beni böyle bir nimeti nasip eyledi. O sıralarda, Türkiye'den gelen ve aslen Boşnak olan bir kardeşimiz vasıtasıyla tanıştım. Bosna halkının, her türlü desteğe en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, Türkiye'den çok önemli destek geldi. Özellikle manevî destek çok büyük oldu. Bu desteği ulaştıranların başında ise Nur talebeleri bulunuyordu. Tıpkı, Sahabe-i Kiramın İslâmı bütün âleme ulaştırabilmek için çaba göstermeleri gibi, Nur talebeleri de bu önemli hizmetleri gerçekleştirme gayretini sergilediler. Ancak, çok önemli bir durum var. Diyelim ki, bir risale tercüme edildi ve neşredildi. Böylece bir çok kişinin eline ulaştı. Kanaatimce bundan daha önemli bir ihtiyaç söz konusu. Çünkü, bu eserlerin değerini ve kıymetini insanlar sadece bu yolla öğrenemezler. Onlara bu eserlerin değerini anlatacak; hal ve tavırlarıyla insanları ikna edecek kişilere ihtiyaç var. Bu eserler bir elden diğerine, bir kalpten diğerine ulaştırılırsa, daha ikna edici ve daha derin tesirli olacaktır. Zaten benim de Risale-i Nur'la tanışmama vesile olan kişi, söylediğim bu hususları üzerinde taşıyordu. Gerçi bu şahısla çok geniş çaplı bir tanışmamız olmamıştı. Ama hem anlattıkları, hem de hal ve tavırları bende çok olumlu bir kanaat meydana getirdi. Çünkü anlattıklarından hareketle, çok büyük ve değerli bir kaynaktan istifade ettiğini anladım. Aynı zamanda, Risale-i Nur'da vurgulanan "Fenâ fi'l-İhvân" düsturu ve bu düsturun Nur talebeleri üzerindeki yansımaları da çok etkileyici. Mesela, burada düzenlenen ve tasavvuf merkezli ilmi müzakerelerde de bunun üzerine atıflar yapıldı. Mesela, tevhid inancının uhuvvet ve kardeşlik çerçevesinde nasıl ortaya çıkabileceğine dair önemli yorumlar dile getirildi. Bunun bir canlı örneğini daha söyleyeyim. Şu elimde tuttuğum Arapça "Mu'cizât-ı Ahmediye" risalesini bana, Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden olan Said Özdemir hediye etti. Yaşının çok ileri olmasına rağmen, asıl menbâdan aldığı feyiz ve heyecanla, her bulduğu fırsatta hizmetine devam ediyor. İşte bu tablo, çok etkileyici bir tablodur. Âliye Tevfik, Boşnakça basılan Risale-i Nur eserleriyle ilgili şu bilgileri verdi: Halihazırda on iki Risale Boşnakçaya tercüme edilip yayınlanmış bulunuyor. Bundan sonra da tercüme ve neşir çalışmaları devam edecek; bütün Bosna halkının evlerine bu eserlerden girecektir inşallah. Ancak, bu gelişmeler maalesef yavaş bir seyir takip etmektedir. Bunun sebebi, halkımızın çok uzun yıllar boyunca Komünizmin uygulandığı, dinsizlik düşüncesinin bütün beyinlere yerleştirildiği bir idare altında bulunmasıdır. Bütün eğitim kurumlarında hep bu düşünceler öğretilmekteydi. Bu yüzden Bosnalıların çoğu dinimiz hakkında en küçük bir bilgiye dahi sahip değildir. Bir kısmı eksik, bir kısmı da yanlış bilgilere sahiptir. Âliye Tevfik'le yaptığımız görüşme sırasında, kendisiyle beraber getirdiği üç çocuğuyla ilgili çok önemli bazı açıklamalarda bulundu. Eşinin Sırplar tarafından öldürüldüğünü, bu elim hadisenin ardından, zamanının çoğunu çocuklarını eğitmek ve yetiştirmek için geçirdiğini dile getirdikten sonra şunları söyledi: "Çocuklarım İngilizce ve Arapça biliyorlar. Maalesef Türkçe bilmiyorlar. Bosna'da bulunan alimlerimizden çoğu "Bu zamanda Türkçe'nin mutlaka öğrenilmesi gerekir" derler. Ben de, bu maksatla Türkiye'ye gelirken mutlaka üç çocuğumu da alıyor ve onlara Türkçe öğretmeye çabalıyorum." Âliye Tevfik, yaptığımız görüşmenin sonunda, kendisini böylesi büyük ve çok önemli bir toplantıya davet eden İstanbul İlim ve Kültür Vakfı yetkililerine teşekkür etti ve şöyle dedi: "Muhtelif İslam ülkelerinden gelen ve ilerlemiş yaşlarına rağmen, bir genç misali heyecan ve gayretle Risale-i Nur hakkında tebliğ hazırlayıp sunan ilim adamlarından da Allah razı olsun." |