...:::İYİ BAYRAMLAR:::...


Şartlar zorlaşınca namazı terk edenlerden misiniz?

Şartlar zorlaşınca namazı terk edenlerden misiniz?
Her nimet şükür ister. İmkân da bir nimettir. Çoğu zaman imkânın ne kadar önemli ve değerli bir nimet olduğunu anlayamayız. Onu ancak kaybettiğimizde farkına varırız. Bu anlamda imkânın şükrünü de unutmamak gerekir.

İbadetlerimizden namazın günlük hayatımızda imkânla bire bir ilişkisi vardır. Bu anlamda kimileri imkanlar içinde yüzer. Ama elindeki nimetin farkına varamaz. Fırsatların biri gelir, diğer gider; ama o, bunların kadir ve kıymetinden bihaber yaşar. Namaz kılmak için zamanı ve vakti müsaittir. İşi gücü buna engel de teşkil etmez. Namaz kıldığında onu horlayacak ya da sıkıntıya sokacak kimseler de yoktur. Mekân sorun da değildir. Namaz kılacak olsa kimse ona “Akşam kaza edersin!” de demez. Ama o sahip olduğu bu imkânı kullanmaz.

Namazını eda edenlerden bir kısım da vardır ki; normal şartların dışına çıkıldığında namazlarında aksamalar olmaya başlar. Namazını kaçıracakmış telaşına düşmez. Fırsatı varsa ya da onu namaza çağıran biri varsa ezana kulak verir. Ama bir seyahate çıktığında ya da işinde sıkıntılar yaşadığında ilk terk ettiği şey namaz olur. Önce birer birer gider vakitler. Sonra da eda edebildikleri çıkar gider hayatından. Hassasiyet soğuk bir duyguya dönüşür. Ve insan giderek kopar inandıklarından.

Namaz vakti girdiğinde içlerine kor düşenler de vardır ki; onlar için ilk fırsat, namaza gitme anlamına gelir. İşyerlerinde namaz kılmak için uygun yer yoktur. Yolculuklarında namaz kılacak yer de bulamayabilirler. Ama onlar için tek geçerli olan, “Nerede olursa olsun, vaktinde eda”ya niyettir. Bunun için kalpleri çarpar. Akılları namazdan geri duramaz. Bazen namaz kılacak imkânı da bulamayabilirler. Ama o an yüreklerinde tarifi imkansız öyle derin bir ızdırap, öyle sarsıcı bir sıkıntı vardır ki; ilk fırsatta kaçırdıkları namazın edası için huzura dururlar.

Bir başka grup vardır ki; onların çalıştıkları ortam için namaz, yabancı bir terimdir. Namaza imkân bulmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü böyle bir imkân olmadığı gibi namaz kılmak iş hayatının bitmesi ya da işinde süründürülmesi anlamına gelir. O da her fırsatı bir namaz fırsatı olarak görür. Ama her gün, kaçan vakit namazlarının acısını hisseder yüreğinde. Namazların kaçması, namazı tamamen bırakmasıyla sonuçlanacak bir netice de vermez. Ümitsizliğe kapılmaz. Duyguları da değişmez. Yaşadığı sıkıntı ve hissettiği burkuntu onu biraz daha yükseklere çıkarır.

Namazsızlığın bir domino taşı etkisi yaptığını unutmayın. Namaz, kesintisiz bir devamlılık ister. Namazı gönlünüzün nuru yapmayı ihmal etmeyin. Namazı şartlar zorlaşınca terk edenlerden olmayın.
Sayı: 215
Bölüm: Editör

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=46&hn=5293
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©iBADETLERYorum (yok) :: Yorum yaz!22/1/2007

Namaz vakitlerinin 'sırrı'

Namaz vakitlerinin 'sırrı'
Âlem öyle nurlu bir sarmal içinde ki, her an beş vaktin beşi de dünya içinde ayrı ayrı yerlerde yaşanabiliyor. O vakitlerin öyle güzel sırları var ki, bize kulluğumuzu ve ahireti hatırlatıyor.

Namaz, Rabb’imizin “Celal”ine karşı kavlen ve fiilen “Sübhânallah” deyip takdis etmek, “Kemal”ine karşı, lâfzan ve amelen “Allahü Ekber” deyip tâzim etmek. “Cemal”ine karşı da kalben, lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.

İbâdetin mânâsı da kulun Rabb’ine karşı kendi kusurunu, acz ve fakirliğini görüp her şeyi elinde tutan Yüce Rabb’imizin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.

Her namaz vaktinde ruhumuzda canlanan şey, tek ve sonsuz olanın O (cc) olduğudur, bakî, sermedî, ebedî olan O’dur. Nurun kaynağı, ebedi saadetlerin sahibi O’dur. Her namaz vaktinde zihnimizde bu duygular sümbüllenir.

Başka bir kapı yoktur. Başımızda ecel kılıcı, ensemizde Azrail’in (as) nefesi bulunmaktadır. Kabrimizi karanlıklar yurdu olmaktan çıkarıp Cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirecek olan şey imanımız, amelimiz ve Rabb’imize olan muhabbetimizdir. Ümidimiz O’nun (cc) rızasına, Habibi’nin (sas) şefaatine nail olmaktır. Bu yüzden her bir namaz vaktinde gizlenmiş sırlara vâkıf olmamız gerekir.

Bediüzzaman Hazretleri, namaz vakitlerini izah ederken gece ve gündüzlerin alemin büyük saatinde “saniyeler”, senelerin “dakikalar”, ortalama insan ömrünün “saatler” ve alemin hayat devirlerinin de “günler” hükmünde olduğunu belirtiyor. Yine bunların birbirine baktığını, birbirine misal olduğunu, birbirinin hükmünde olduklarını ve hatırlattıklarını ifade ediyor.


SABAH VAKTİ:
Yepyeni bir başlangıçtır

Sabah tatlı bir neş’edir. Mahmurluk perdesi altında alemde pırıl pırıl tecelli eden yaratılışa aynadır. İmsak vakti, yani sabah namazı vaktinin girmesi, yani şer’i günün başlayışıyla yepyeni bir hayat başlar. Her bir namaz vakti için bir saati göz önüne getirelim (dijital saati değil!). Akrep, sabah namazı vaktini gösterdiğinde o an aynı zamanda, bizim anne karnına düştüğümüz ânı, yine kâinatın yaratıldığı 6 günden ilk günü ve yıl içindeki bahar mevsimini gösterir. Elimizi Allahü Ekber deyip kaldırdığımızda zihnimizde ana rahmindeki halimiz ve kâinatın Rahmetenlil Alemi’nin (sas) yüzü suyu hürmetine ve yine O’nun (sas) nurundan yaratılışı canlanır. Tesbih, tahmid ve tekbirlerimiz hep o hale şükür içindir.


ÖĞLE VAKTİ:
Gençlik ateşi ve Cehennem!

Öğlenin şiddetli hararetinin başları yaktığı zaman, yazın en sıcak dönemine, insanda gençliğin söz dinlemeyen en ateşli çağına işaret eder. Yine, öğlenin sıcağı bize hiçbir gölgenin bulunmayacağı mahşer gününü hatırlatır. Kainatın ömründe ise öğle vakti Hz. Âdem’in yeryüzüne iniş dönemine işaret eder.


İKİNDİ VAKTİ:
Ömrün sonu ve sonbahar

İkindi vakti, güneşin renginin sarardığı, batmaya meylettiği zamandır. İçinde sonbahar hüznünü de taşır. Yine, insanoğlunun da artık saçlarına ak düşüp, belinin yavaş yavaş bükülmeye başladığı, dünya lezzetlerinin de “acılaşmaya” başladığı döneme işarettir. İkindi vakti, insanoğlunun ve kainatın son dönemine de işaret eder. Yine, son peygamber olan Efendimiz’in (sas) vazifeye başlamasıyla âlemin son sürece girişini de hatırlatır. Biz ikindi vaktini yaşarken az sonra güneşin batacağını, yakında kendimizin ve kâinatın da öleceğini düşünürüz. İkindiyi eda edip de her şeyin batmaya doğru gittiğini görürken tek sığınılacak kapının Rabb’imiz ve O’nun Resulü’nün sünnet-i seniyyesi olduğunu tefekkür ederiz.


AKŞAM VAKTİ:
Ölüm ve kıyamet ânı

Artık gün batmıştır. Ferdi olarak imtihanımız bitmiş, son nefesimizi vermişiz. Ne güneşte o cebbar yakıcılıktan, ne de bizde küçük dağları ben yarattım havasından eser kalmıştır. Sonbahar gibi ikindinin tatlı serinliği geride kalmış, güneş kaybolmuş, hafif bir kızıllık dışında ondan hiçbir eser görünmüyor. Az sonra günle birlikte biz de karanlıklara karışmış olacağız. “Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde...” (Tekvir, 81/1-3) ikazları kulaklarımızda çınlıyor. Akşam ezanı okunduğunda ve namaz için ellerimizi kaldırdığımızda sanki kendi cenaze namazımızla birlikte tüm kainatın cenaze namazını da kılıyor gibi oluruz. Önümüzdeki tabutta hem geride kalan gün, hem sonbahar mevsimi, hem kendi cesedimiz, hem de tüm canlıların naaşı vardır. Bu namaz bu kadar hüzünlüdür. Artık geriye dönüş yoktur. Alem susmuş, Sûr üfürülmüştür. Bütün diklenişler, bütü ceberrutluklar son bulmuş, müthiş bir sessizlik, alemi kaplamış, İlahi kader ânı beklenmektedir. Geriye dönüş artık mümkün değildir ve “keşke”ler, “eyvah”lar dönemi başlamıştır.


YATSI VAKTİ:
Büyük sessiz karanlık

Artık geride kalan ne güne ne mevsimlerin tatlılığına, ne de insan olarak “yaşadığımıza” dair hiçbir iz yok. Gündüzün ne sıcağı ne de ışığı kalmış. Bizim için de acı son gerçekleşmiş. Kimse, kendi torunlarımız bile bizi hatırlamıyor, çoğu ismimizi bile unutmuş. Hayat susmuş, kainat dahi ölmüş. Toprağın üstündeki tüm cıvıltı, kargaşa sona ermiş. Herkes hesap gününü bekliyor. İşte bu kadar karanlıklar içinde o geceyi ancak “teheccüd”ümüz aydınlatabilir, bize yoldaş olabilir. O karanlıkları aydınlatacak yegane nur kaynağı odur.


İKİNCİ SABAH VAKTİ:
Ba’sü ba’del mevt

Yeni doğan güneş ise haşrin sabahını ihtar eder. Sur yeniden üfürülmüş, ruhlar yeniden iade edilmiş, milyarlarca insan haşir meydanında toplanacak, ölüler yerden bitkiler gibi bitirilecek. İşte bu şuurla kılınan namazın kişiye faydası olur. “Desinler”, “görsünler” için kılınan namazın kimseye faydası olmadığı gibi maalesef zararı da olacaktır. Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar mâkul ve lâzım ve kat’î ise, haşrin sabahı da, berzahın baharı da o kesinliktedir. İşte bu beş vaktin her birinde bir mü’him, inkılâp başındadır.
Sayı: 215
Bölüm: İbadet

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=46&hn=5293
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©iBADETLERYorum (yok) :: Yorum yaz!21/1/2007

Meleklerin seyrettiği namaz: Sabah namazı

Meleklerin seyrettiği namaz: Sabah namazı
Meleklerin seyrettiği bir namaz kılmak ister misiniz? O halde sabah namazını kaçırmayın. Düşünün, tekbir alıyorsunuz, melekler şahit, rûkua gidiyorsunuz melekler şahit, secde anındasınız yine melekler şahit.

Sabah namazını ne sıklıkla kılarsınız? Hiç kaçırmamaya mı dikkat edersiniz yoksa arada bir kılmaya mı çalışırsınız? Şayet gönlü ötelere açık kullardansanız harika, yok eğer dikkatli değilseniz sabah namazını kılma hususunda, gelin, nimetten faydalanma adına, beraberce Yüce kitabımıza kulak verelim: “Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar, belli vakitlerde namaz kıl, özellikle de sabah namazını. Çünkü sabah namazında gece ve gündüz melekleri hazır bulunur (şahit olurlar). (İsra Sûresi, 78)

Acaba Rabbimiz sabah namazına neden bu kadar önem veriyor? Çünkü, kalbin ulvî olan her güzelliğe açık olduğu en huzurlu vakittir bu vakit. Çünkü, başlanacak olan yoğun ve yeni bir güne hazırlanmanın en doğru ve bereketli olduğu vakittir bu vakit. Çünkü tefekkür için en uygun vakittir bu vakit. Farkına varabilenler için, cennet soluklarının, kalbin derinliklerine kadar nefeslendiği vakittir bu vakit.

İnsan bazen taltif görmek ister ya hani. Yaptıklarının, sevdikleri tarafından görülmesini ister. İşte Yüce Allah (cc), kullarına çok büyük bir taltif yapıyor ve o nurdan meleklerini, ibadetimize şahit tutuyor. Düşünün, tekbir alıyorsunuz, melekler şahit, rûkua gidiyorsunuz melekler şahit, secde anındasınız yine melekler şahit. Zikrediyorsunuz Rabbinizi, salatü selamlar gönderiyorsunuz Peygamberinize ve yine melekler yanınızda hazır ve şahit.

Gelin dostlar! Sabah namazlarını eğer kılıyorsanız, bu ayeti hatırlayarak, seher vakitlerini daha bir bilinçli idrak edelim. Eğer ki, ihmal ediyorsanız, bugünden tezi yok, beynimizi ve kalbimizi ‘Sabah Namazı Vakti’ne ayarlayalım. Sahi insan ömründe kaç kere sabah namazı kılar ki? Bu bilinmez belki; ama bilinen tek gerçek var ki, o vakitte Allah, meleklerini namaz kılan kulunun yanında hazır tutuyor. Haydi kalkın kaçırılmaması gerekli olan sabah namazına ve hissedin o nurdan varlıkları, sağınızda yada solunuzdadır belki kim bilir, dikkatli davranın o halde...
Sayı: 214
Bölüm: Bir Teklif

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5261
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©iBADETLERYorum (1) :: Yorum yaz!14/1/2007

Tahiyyat duası ne anlama geliyor?

Tahiyyat duası ne anlama geliyor?
ESMA SAYIN EKERİM
Namaz kılan kişi, Tahiyyat (Ettehıyyatü lillahi ve’s-salavatü ve’t-tayyibat) duasında “Bütün dualar, selamlar, şükür ve senalar, bedeni ve malî ibadetler, selamlamaların en güzeli ve her çeşidi, salatın her çeşidi, sözlerin en temizi Allah içindir.’’ dediğinde Allah, Rabb’ine sevgisini böylesine güzel ifadelerle sunan kuluna “Rahim olan Allah’ın katından müminlere çok özel bir selam vardır.’’ (Yasin 36/58) ayetindeki müjdeyle Allah’ın kullarına cennette vereceği selamı dünyada Tahiyyat duasında verir. Selamla Allah kuluna sonsuz yakınlık ve aşkla cennet nimetlerini müjdeler. Selamla Allah kuluna, cennet nimetlerinin sonsuz huzur, mutluluk, güven, saadet ve bereketini namaz kılan kişinin diz kapaklarının ucuna sunar. Ayrıca namaz kılan kişi bu selamla bütün kainatın selamına ortak olur. Kainatın selamı ve zikriyle onların duasına nail olma müjdesini Allah o kuluna sunar.

Kul, Tahiyyat’ta bütün dualarına karşılık bulur; Allah’ın selamına selamla karşılık bulur; şükür, nimet memesi emmekse şükrün memesini emdikçe sonsuz nimetlere kavuşur; bedenî ve malî ibadetlerle bedeni sağlık, kesesi bereket dolar; paylaşmanın sırrına erer.

Namaz âşığı “Ey nebi Allah’ın selamı, bereketi, rahmeti senin üzerine olsun. Selam bize ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun.’’ (Esselamu aleyke eyyühen’n-nebiyyü ve Rahmetullahi ve berekâtühû. Esselamü aleyna ve ala ıbadillahi’s-sâlihîn) dediğinde Alemlerin Efendisi, kendisine böyle dua eden bir kul için “Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi senin üzerine de olsun!” diyecektir. Rasulullah’ın selamını alan kul huzur, mutluluk, selamet ve şefaate erer. Allah ve Rasulü’nün selamını alarak kendimize dua edersek selam yurdu, huzur ve mutluluk yurdu cennetlere nail oluruz. Allah’ın bütün iyi kullarına Allah’ın selamını, rahmetini ve bereketini sunarak Allah’ın sevgili kullarının da dualarına mazhar olma şerefine nail oluruz. “Eğer şükrederseniz sizin üzerinizdeki nimetlerimi artırırım.’’ (İbrahim 14/7) müjdesine bütün inanan kullarla beraber nail oluruz.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=46&hn=5250
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©iBADETLERYorum (yok) :: Yorum yaz!5/1/2007

'Hac' aşksız gidilen ve öylesine eli boş dönülen bir yer

'Hac' aşksız gidilen ve öylesine eli boş dönülen bir yer değildir
Hac hiç şüphesiz bir davet. Ve bu davet
herkese nasip olmuyor. Oradan izin çıkacak,
vize verilecek “Gel seni bekliyoruz” denilecek ki gitmek nasip olsun. Din oraya gideceklerde belli şartlar belirlemiştir ki bu şartlar kendilerine “gel” denilenler için geçerli değildir. Öyle olsaydı bütün zenginler giderdi ama bakıyorsunuz öyle olmuyor. Bir bakıyorsunuz ki yüreğine aşk konulan, oradan davet alan dostlara bir bir kapılar ardına kadar açılıyor. Yani nasip işi bir bakıma. Biz de ya nasip diyerek Allah dostlarının bazı hac hatıralarını sizlerle paylaşmak istedik. (*)


EFENDİMİZ’İN BEYTULLAH’I GÖRÜNCE YAPTIĞI DUA

Binlerce ashabıyla günlerdir hac yolculuğu yapan Allah Resulu sabah saatlerinde gusül abdesti aldı. Ardından devesi Kusva’ya binerek mübarek şehir Mekke’ye girdi. Kabe’nin Beni Şeybe kapısına kadar ilerledi. Beytullah’ı görünce mübarek ellerini kaldırarak şöyle dua etti:

“Ey Allah’ım! Bu Beyti’nin şerefini, yüceliğini, heybetini artır. Ona, hac ve umre ile tazimde bulunanların da şereflerini, heybetlerini, saygınlıklarını ve iyiliklerini artır.” İşte Sultanlar Sultanı olan Efendimiz (sas)’in yaptığı bu dua sebebiyle bütün müminlerin yüreğine düşen aşk, onları o mübarek beldelere götürdükten sonra onların yeni bir rütbe, yeni bir aşk, yeni bir şeref, yeni bir heybetle aramıza dönmelerine sebep oluyor.

KABE GÖNLÜN SIKINTISINI GİDERİYOR

Gönlüne darlık sirayet eden adamın biri bu derdine çare bulmak için Ebu Yakup İshak’a giderek, “Gönlümde bir kasvet, katılık vardı. Bir zata danıştım, oruç tutmamı söyledi. Bunu yaptım ama geçmedi. Bir başkasına sordum, sefere çıkmamı önerdi ama bu durumum seferde de yok olmadı.” dedi. Ebu Yakub, “Senin takip etmen gereken yol şudur: İnsanlar uyudukları zaman Kabe’ye var, yalvar, yakar ve Hakk’a şöyle münacaatta bulun: İlahi! İşimde hayrete düştüm, elimden tut!..” Adam bu şekilde yapınca katılığı yok oldu.

HAC YAPAN İDARECİLERE ÖĞÜT

Harun Reşid tavaf ederken Abdullah Amri adında bir Allah dostu onu gördü ve ‘Harun, Harun’ diyerek ismiyle onu çağırdı. Dönüp bakan Harun Reşid onu görünce çok sevindi, ne zamandı tavsiyelerini almamıştı. Hemen yanına gelip:

Efendim buyurun, dedi.

Abdullah: “Bu mevsim acaba hacca kaç kişi geldi dersin?” diye sordu.

Sayısını Allah bilir, dedi.

Abdullah: “Oğlum, sakın unutma, burada haccedenler, dünyada sadece kendi yapıp ettiklerinden sorumludur. Oysa sen, onların tümü için Rabb’ine hesap vereceksin. O gün gelip çatınca ne yapacaksın?” Harun Reşid gözyaşlarını tutamadı. Kabe’ye dönüp secdeye kapanarak Allah’tan af ve mağfiret diledi.

Hacda yapılacak tek şey: “Harem’den eve, evden Harem’e ibadet için gidip gelmek”

Musa Topbaş Efendi’ye sordular: Efendim Sami Efendi ile beraber yaptığınızı haclarınızdan neler hatırlıyorsunuz?

Şöyle cevap verdi:

Muhterem üstadımızın her şeyi ölçülüydü. Bütün gayreti ibadete devamdı. Beş vakit Harem’e devam ederlerdi. Lüzumsuz yere sağa sola gitmezdi. Ekseriyetle rehberler hacıları alıyorlar, bu buranın evi, şu mahalle şöyle diye gezdiriyorlar. Hiç Beytullah’ta ya da Ravzay-ı Mutahhara’da ibadet etmenin yerini tutar mı o? Halbuki üstadımız bize nefes aldırmazdı. Harem’den eve, evden Harem’e. İbrahim (a.s) menkıbelerini Hac’da çok okurlardı. Döneceği sıralar çarşıya çıkması da yarım saat sürmezdi. Tesbih, kına v.s. Yarım saatte alacağı vereceği her şey biterdi.

CÜNEYD-İ BAĞDADİ ŞÖYLE ANLATIR:

Soğuk bir günde kuşlara yem veren bir ateşperestin yanından geçiyordum. Ona dedim ki: İman olmayınca bu yaptığının faydasını göremezsin. Allah bu yaptığın iyiliği, ancak iman ile kabul eder.

- Belki kabul etmez amma, bu yaptığımı görmez, bilmez mi?

- Elbette görür ve bilir

- Öyleyse bu da bana yeter. Aradan yıllar geçti. Bir hac mevsimi, tavaf sırasında bir zatın:

“Ey bu kainatın sahibi! Ey bu Beyt’in Rabbi! Her şeyi gören, işiten bilen sensin, diye gözlerinden yaşlar dökerek, Beytullah’ı aşk ve vecd içinde tavaf ettiğini gördüm. Yüzünde iman nuru parlıyordu. Dikkat edince, bu nur yüzlü zatın, birkaç sene önce karlı bir günde kuşlara yem veren ateşperest olduğunu hatırladım. Tavaftan sonra, kendisine yetiştim ve usulca koluna girdim.

Bana: İşte Allah gördü ve bildi, dedi. Bir anda aşkla çırpınmaya başladı. Hayretle yüzüme bakarak: “Allahu ahad, Resulun Ahmed” sayhasıyla ruhunu teslim etti.

O anda hatiften bir ses şöyle diyordu: “Ey Cüneyd! Sen Beyt’imi arzu ettin, Beyt’imi buldun. O, Beni arzu etti, Beni buldu.”


(*) Hatıralar hazırlanırken Sufi Kitap yayınları arasında çıkan evliyaullahtan hac hatıraları isimli çalışmadan istifade edilmiştir.
Sayı: 209
Bölüm: Haccı Anlamak

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=57&hn=5155
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©iBADETLERYorum (1) :: Yorum yaz!15/12/2006

Kâbe'den ayrılmak çok zordur: Veda Tavafı

Kâbe'den ayrılmak çok zordur: Veda Tavafı
Mikat sınırları dışından gelen mü’minlerin nasıl ki Mekke’ye girişlerinde ilk merkez noktaları Kâ’be oluyor ve o tavaf ediliyorsa, dönüşlerinde de veda kastıyla yine onu tavaf etmeleri vaciptir. Bu öyle bir haldir ki, sevenin sevdiğinden ayrılması gibi tahammülü zor, kalplerin dayanamayacağı, ruhların kabul edemeyeceği bir haldir. Çünkü haftalardır bu manevi hâli yaşayıp, her türlü sıkıntıya rağmen güvercinler gibi etrafında pervane olan mü’minler için Kâbe’den ayrılmak çok zordur. Sırtını dönüp de Kâbe’den çıkmak mümkün değildir. Edeb sahipleri, geri geri, dualar ve gözyaşlarıyla ayrılıp, en son çıkış kapısına, Kâbe’nin en son duvarına geldiğinde çöküverip bir daha nasip olup olmayacağını bilemediği için bakar kalır. Her bakışı son bakıştır aslında; ama, bir daha, bir daha ve bir daha bakıverir. Ayrılmak gelmez içinden. Orada bir güvercin olup saçakların, avizelerin üzerinde konaklamak hep ama hep burada kalmak ister. Ama ayrılmak lazımdır, kafile ayrılacaktır. Uçak kalkacaktır. İnsan artık o an için “en sonuncu” olacak bakışıyla bakar, duasını eder. O gün veda tavafı yapanları diğerlerinden çok kolay ayırt edebilirsiniz. Yürüyüşleri, bir türlü ayrılamayışları, bir sütunun dibine çöküp kalışlarıyla hemen fark edilirler. Özellikle umre dönemlerinde ilk gelenlerin gözlerindeki ışıltı, dönüşlerinde gözyaşlarına dönüşür. Hac vazifesi bitmiştir. Artık Medine’ye gitmek, Kâinatın Efendisi’ni ziyaret etmek, onunla selamlaşmak, yüzyüze gelmek (muvacehe-i şerife) ve O’nun maddi ve manevi huzurlarında bulunup, yine O’nun mescidinde namaz kılmak, Ravza’sında dualar etmek, O’nun şefaati için gözyaşları dökmek gerekmektedir.
Sayı: 208
Bölüm: Haccı Anlamak

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=100&hn=5109
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©iBADETLERYorum (yok) :: Yorum yaz!8/12/2006

Temettu haccına göre haccın yapılışı

Temettu haccına göre haccın yapılışı
Efendimiz’in (sas) beyanına göre “Bir kere hac yapan, kul hakları müstesna, dünyaya yeni gelmiş gibi günahsız ve masum hale gelecektir.” Çünkü hac, insanı kendi potasında eritir, temiz olarak rahmetin sinesine emanet eder.

Temettu haccı; hac mevsimi içinde umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra vakti gelince ihrama girip hac yapmaktan ibarettir. Temettu haccı yapacak olan kimse hazırlık safhasından sonra umreye niyet eder.

a) İHRAMA GİRME

Temettu haccı yapacak kimse mîkât sınırlarını geçmeden veya havaalanında ihrama girer. İhrama, niyet etmek ve telbiye getirmek suretiyle girilir. Bundan sonra ihram yasakları başlamış olur. Kâ’be’ye varıncaya kadar her fırsatta yüksek sesle telbiye, tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife getirerek yolculuğa devam eder. Kadınlar telbiye, tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife’yi yüksek sesle söylemezler. Mekke’ye yaklaşıp Harem bölgesine girince, “Allah’ım! Burası Senin haremindir, emin kıldığın yerdir. Beni cehenneme girmekten koru. Kullarını dirilttiğin gün beni azabından güvende kıl, beni dostlarından ve itaatkâr olanlardan eyle.” diye dua eder. Mekke’ye abdestli girmek sünnet, gündüz girmek müstehaptır. Mekke’de otele veya eve yerleşip dinlendikten sonra mümkünse boy abdesti, mümkün değilse abdest alır, yaya veya vasıta ile Mescid-i Haram’a gider. Tekbir, tehlil ve salavat-ı şerîfe okuyarak yola devam eder. “Allah’ım! Rahmet kapılarını bana aç ve beni kovulmuş şeytandan koru” diye dua ederek Mescid-i Haram’a girer. Beytullah’ı görünce üç defa tekbir ve tehlil getirir ve şu duayı okur:

“Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Her türlü övgü Allah’a mahsustur, Allah’tan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür. Allah’ım! Bu Senin evindir. Onu Sen yücelttin, Sen şereflendirdin, Sen değerli yaptın. Onun yüceliğini, şerefini ve değerini artır. Ya Rabbi! Onun değerini artıran, onu şereflen-diren, ona saygı gösteren kimsenin şerefini, saygınlığını, heybetini, yüceliğini ve iyiliğini artır. Allah’ım! Sen selamsın ve selamet ancak sendendir. Bizi selametle yaşat ve selamet yurdun olan cennetine koy. Ey Celal ve ikram sahibi Allah’ım! Sen her şeyden yücesin ve her şeyden üstünsün.”

Bildiği başka duaları da okuyabilir. Tavafa başlamadan önce telbiyeyi keser.

b) TAVAF

Hacerü’l-Esved hizasına gelir, yönünü Hacerü’l Esved’e döner, ellerini omuz hizasına kadar kaldırıp diyerek Hacerü’l-Esved’i selamlar ve umre tavafına niyet edip tavafa başlar. Tavaf ederken mesnun olan veya bildiği duaları okur veya sessizce tekbir ve tehlil getirir veya Kur’ân okur. Tavafta ıztıbâ (Erkeklerin sağ omuz ve sağ kolu açıkta bırakmaları) ve ilk üç şavtta remel (koşmaksızın süratli yürümek) yapar. İzdiham varsa remel yapmaz. Çünkü kalabalıkta remel yapmak mümkün olmaz. Remel yapacağım diye insanlara eziyet vermek kesinlikle doğru değildir. Tavaftan sonra “Mültezem”de ve Hatîm’de dua eder. Mümkünse Makam-ı İbrahim’in arkasında, değilse uygun bir yerde iki rekat “tavaf namazı” kılar. Tavaf namazında birinci rek’atta Fatiha Sûresi’nden sonra “Kâfirûn”, ikinci rekatta “İhlas” Sûresi’ni okur. Sonra Hacer-i Esved’in hizasına gelip onu selamlar.

c) SA’Y

Umrenin sa’yini yapmak üzere Safa’ya gider. Yönünü Kâ’be’ye döner, tekbir, tehlil, tesbih ve salat ü selam getirir, ellerini açıp dua eder, sonra, “Allah’ım! Senin rızan için Safa ile Merve arasında yedi şavt olarak umrenin sa’yini yapmak istiyorum. Bu ibadeti benden kabul et ve bana kolaylaştır.” diyerek sa’y yapmaya niyet eder. Sa’y yaparken tavsiye edilen veya bildiği duaları okur, sessizce tekbir, tehlil, tesbîh ve tahmîd getirir veya Kur’ân okur. Her şavtta yeşil ışıklı sütunlar arasında “hervele” yapar. Sa’yi tamamlayınca Merve tepesinde dua eder. Sa’yi yaptıktan sonra berberde veya evde veya otelde saç tıraşı olur veya saçını kısaltır, böylece ihramdan çıkar ve bu şekilde umre ibadetini tamamlamış olur. Kadınlar, “hervele” yapmazlar. Umresini yapan kimse Arafat’a çıkacağı terviye gününe (8 Zilhicce) kadar Mekke’de vaktini ibadetle geçirir.

d) HAC İÇİN İHRAMA GİRMEK

Arefeden önceki gün “hacca hazırlık” olarak özetleyeceğimiz hazırlıkları yapar. İki rekat “ihram namazı” kılar, hac yapmaya, “Allah’ım! Hac yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve onu kabul buyur” diyerek hacca niyet eder ve telbiye getirir. Böylece hac ihramına girmiş olur ve ihram yasakları başlar.

e) ARAFAT VAKFESİ

Terviye günü (Arefeden önceki gün) sabah namazından sonra Mina’ya gidip burada gecelemek ve arefe günü (zilhicce 9) sabah namazından sonra Arafat’a gitmek sünnet ise de günümüzde izdiham nedeniyle terviye günü sabah namazından itibaren gündüz veya gece otobüslerle doğrudan Arafat’a çıkılmaktadır. Arafat’ta arefe günü öğle vaktine kadar çadırlarda vaktini namaz kılarak, Kur’ân okuyarak, dua, zikir ve tövbe ederek, yapılan vaazları ve konuşmaları dinleyerek geçirir. Abdestli bulunmaya özen gösterir. Öğle vakti yaklaşınca abdestsiz ise abdest alır, namaza hazırlanır. Öğle namazını öğle vaktinde ikindi namazı ile birlikte cem-i takdim ile kılar. Namazdan sonra ayakta kıbleye dönerek “Arafat vakfesi” yapar. Güneşin batmasına kadar Arafat’ta kalır, vaktini ibadetle geçirir. Güneş battıktan sonra Müzdelife’ye hareket eder. Akşam namazını Arafat’ta ve yolda kılmaz.

f) MÜZDELİFE VAKFESİ

Müzdelife’ye ulaşınca uygun bir yere yerleşir. Burada akşam ve yatsı namazlarını yatsı vaktinde cem-i te’hîr ile kılar. Müzdelife’de geceler. Vaktini namaz, dua, zikir ve Kur’an okuyarak geçirir. Sabah namazını erkence kılar, namazdan sonra “Müzdelife vakfesi”ni ayakta yapar, dua eder. Güneş doğmadan önce Mina’ya hareket eder.

g) AKA’BE CEMRESİ’NE TAŞ ATMAK

Bayramın birinci günü sabah namazından sonra Müzdelife’den Mina’ya gelince dinlenir, uygun bir zamanda Aka’be Cemresi’ne gider ve yedi taş atar. Taş attıktan sonra beklemeksizin oradan uzaklaşır. Dua etmek için beklenmez, duayı yürürken yapar. Cemre-yi Aka’be’ye ilk taşın atılmasıyla telbiyeye son verilir. Şeytan taşlama görevini sağlığı yerinde olan kimsenin bizzat kendisinin yapması gerekir.

h) ŞÜKÜR KURBANI KESMEK

Şeytana taş attıktan sonra Harem bölgesi sınırları içinde kurban keser veya vekâlet yolu ile kestirir. Bu kesilen kurban şükür kurbanıdır (hedy).

ı) TIRAŞ OLMAK

Kurban kestikten sonra saç tıraşı olur veya saçını kısaltır ve böylece ihramdan çıkmış olur. Cinsel ilişki dışındaki diğer ihram yasakları kalkar. “Şeytan taşlama”, “kurban kesme” ve “tıraş olma” görevleri arasında sıraya uymak cumhura göre “sünnet”, sadece Ebû Hanîfe’ye göre “vacip”tir.

i) ZİYARET TAVAFI

Bayramın birinci günü “şeytan taşlama”, “kurban kesme” ve “tıraş olma” görevlerini yaptıktan sonra aynı gün imkân olursa, Mekke’ye gider ve farz olan ziyaret tavafını yapar. Bu tavafın en geç bayramın 3. günü güneş batımından önce yapılması cumhura göre sünnet, Ebû Hanîfe’ye göre vaciptir. Tavafa, “Allah’ım! Haccın tavafını yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve onu kabul buyur.” diye niyet eder. Tavafı daha önce tarif edildiği şekilde yapar. Hac sa’yini daha önce yapmamış ise tavafta ızdıba (sağ omuz ve kolun açıkta bırakılması) ve ilk üç şavtta remel (süratli yürüme) yapar.

“Allah’ım! Rızan için Safa ile Merve arasında haccın sa’yini yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve onu kabul buyur.” diyerek niyet eder ve usulüne uygun olarak sa’yini yapar.

j) CEMRELERE TAŞ ATMAK

Bayramın 2. ve 3. günleri zeval vaktinden sonra sırayla Küçük, Orta ve Aka’be cemrelerine yedişer taş atar. Küçük ve Orta cemrelere taş attıktan sonra uygun bir yere çekilerek dua eder. Aka’be Cemresine taş attıktan sonra dua etmez ve oradan hemen ayrılır. Bu iki gün zevalden önce “şeytan taşlama” yapılmaz. Yapılmı ş ise zevalden sonra yeniden atılır. Bayramın 3. günü Mina’da kalmayıp Mekke’ye gidecek olursa 4. günü atılacak olan 21 taşı uygun bir yere bırakır. Bayramın 4. günü tan yeri ağarmaya başlamadan önce Mina’dan ayrılmazsa 4. gün her üç cemreye sırayla yedişer taş atar. Mekke’den ayrılacakları güne kadar ibadet, tavaf, zikir, dua ve Kur’an okuma ile meşgul olurlar.

k) VEDA TAVAFI

Bütün işlerini bitirdikten sonra Mekke’den ayrılmadan önce “vedâ tavafı yapar”, böylece hac görevini tamamlamış olur.


* Lebbeyk Allâhümme Lebbeyk. Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne’l hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerike lek. “Buyur Ey Allah’ım buyur! Âmâdeyim Sana buyur! Sen’in eşin menendin, ortağın yoktur. Buyur Allah’ım. Şüphesiz hamd da nimet de, hükümranlık da Sana aittir. Senin hiçbir ortağın yoktur.”

** Rabb’imiz, Âl-i İmran Sûresi’nde (97. ayet), “Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın hakkıdır!” buyuruyor.
Sayı: 208
Bölüm: Haccın Yapılışı

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=100&hn=5109
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©iBADETLERYorum (yok) :: Yorum yaz!8/12/2006

Güvercin yuvayı özler gibi

Güvercin yuvayı özler gibi
Hac, bütün zaman ve mekanları O’nun rızası için geride bırakarak, yine O’nun mübarek tecellisi ile bereket kazanmış mekanlara ve neticesinde Alemlerin Rabbi olan Allah’a (cc) kalben/bedenen yöneliştir.

Hac, özü itibariyle, emredilen vakit içinde Arafat’ta vakfe yapmak ve yine usulüne uygun bir şekilde Kâbe-i Muazzama’yı tavaf etmek demektir.

Hakk’ın çağrısına icabet etmek ve O’na karşı “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk” deyip O’na doğru kalbi ve bedeniyle âşıkâne yönelmektir. O’nun hiçbir şerikinin ne âlemde, ne de kalplerde olmaması gerektiğini, hamd ve her türlü nimetin sahibinin, muhatabının O (cc) olduğunu tekrar tekrar ifade etmek için onun davetine koşmak demektir.

“Her şeyimden vazgeçtim, işte kefen gibi ihramımı giydim, gözümde ne mal sevgisi kaldı ne de mülk. Teneşirdeki bir ölü gibiyim. Affına, merhametine sığınıyorum Yâ Rab! Sen affetmezsen, sen lutfetmezsen halim nice olur? Özledim Ya Rab. Resûlünü, onun güzel ashabını, onların yolunu bizlere kadar karıştırmadan ulaştıran kutlu silsilenin manevi esintilerini özledim. O hâle, Efendimiz’in şefaatine, Zât-ı Uluhiyetinin rızasına ulaşabilmeyi bana nasib eyle.” diyerek, gözyaşlarıyla, samimane O’na iltica etmektir.

MÜ’MİNİN KALBİ HAC İÇİN ATAR

“Seven kişi”, yani “Hak aşığı” bir Müslüman, sevdiğine ait olan her şeyi sever ve özler; Kâbe’ye Allah “evim” dediğine göre Allah’ı sevenlerin O’nun evini özlemeleri, ziyaretine can atmaları normaldir.

Ziyaretin anlamı kavuşmak, buluşmak, hasret gidermektir. Ancak insanların yaratılışı dünyada Allah’a kavuşmaya, O’nu görmeye müsait değildir. Bu yaratılış ve özellikleriyle dünya hayatında Allah Evi’ni ziyaret edenlere cennet, cennete girenlere ise Cemâl (Allah’ı görme saâdeti) vâdolunmuştur.

HACCA NASIL HAZIRLANALIM?

Hacı adayının, günahlarının tamamen affolunup, rıza-i ilahi’ye ulaşabilmesi için buna engel olabilecek şeylerden kurtulması gerekir.

Harici engel: Bu, kulun şahsi günahları ile üzerinde bulunan diğer insanlara ait kul haklarıdır. Bu engelin kaldırılması ise tevbe ve istiğfar yanında hak sahiplerine haklarını teslim etmek ve ancak onlardan helâllik almak sûretiyle gerçekleşecektir. Sanki iki aylık ömrü kalmış bir insanın ciddiyeti ve Allah korkusuyla bütün diğer faktörleri, utanmak, kınanmak korkusunu bir yana atıp kul hakkından kurtulmaya bakalım.

Dahili engel: Gönlümüz, kalbimiz hangi sevgilerle dolu? Zira, bir gönülde iki sevgi olmaz. Neyin hasretiyle yanıyoruz? Hangi şeyi düşünmek bizim için daha lezzet, sürur ve huzur veriyor? Gönlümüzün ziyaretine gittiğimiz Zât’tan (cc), O’nun sevgi ve özleminden başka şeylerle dolu olması, beden ve dünya zevklerine, menfâatlerine takılmış bulunması en büyük kayıp olur. Bu engeli ortadan kaldırabilmek için de vücut nasıl Kâbe’ye yönelmiş ise, gönlü de o evin Sâhibi’ne yöneltmek, O’ndan başka bir şey düşünmemeye çalışmak gerekmektedir.

NE İÇİN HACCA GİDİYORUZ?

Acaba hiç kendi kendimize sorduk ve cevabını verebildik mi? Niyetimizde bozukluklar varsa, bunları tamir edebildik mi? Aslında hiç gitmeye niyetimiz yok da, “Desinler” için, “gösteriş” için, “güç gösterisi” için, “itibar” için mi gidiyoruz? Haccı geciktirmeyiniz? Maddi olarak o seviyeye gelmişseniz gitmek için hemen yollar aramaya, bilenlerden akıl danışmaya başlayınız.

VASİYETİNİZİ YAZDINIZ MI?

Yolculuğa çıkan bir kimsenin geri gelip gelmeyeceği belli değildir. Bu sebeple vasiyetini yazması uygun olacaktır. Mümin bu yolculuğa hazırlanırken bundan daha yakın olan ahiret yolculuğunu da hatırdan çıkarmamalı, bu yolculuğun onu kolaylaştırmaya vesile olmasını dilemelidir. Yolcumuzun gerek kendine gerekse geride bırakıp nafakalarını teminle yükümlü olduklarına yetecek kadar para ve eşyaya ihtiyacı vardır. Bunların sıkıntıya düşmeyecek, başkalarına da az çok yardımda bulunacak ölçüde ve mutlaka helâl yoldan elde edilmesi, hazırlanması gerekmektedir. Hac nasıl azıksız ve hazırlıksız olmuyorsa, ahiret yolculuğu da azıksız olmaz; mümin bu vesile ile ahiret için ne hazırladığını düşünmek ve en hayırlı ahiret azığının takvâ olduğunu hatırlamak durumundadır.

NEREYE GİTTİĞİMİZİN FARKINDA MIYIZ?

Hac yolculuğu hangi vasıta ile yapılırsa yapılsın rahatsızlık ve sıkıntılarla karşılaşmamak mümkün değildir. Bunlara karşı sabretmek, yol arkadaşlarını incitmemek mukaddes yolun yolcusuna borçtur. Bunu yerine getirebilmek için de nasıl bir yolculuğa çıktığını, kimi ziyarete gittiğini, gittiği yerde nasıl bir muâmele görmeyi beklediğini düşünmek yetecektir.

İHRAM BİZE NEYİ ANLATIYOR?

İhram elbisesini giyerken hac yolcusu ayrıldığı dünyadan üzerinde kalan son parçaları da çıkarmış, ölmeden evvel ölmüşçesine kefene bürünmüştür. Ancak bu ölüm dünya ve beden zevklerine ait olduğu ve rûh için vuslat zamanı yaklaştığı için temizlenmiş ve güzel kokular sürünmüştür. Şimdi âdeta ayrı bir dünyada rûhânî bir hayat başlamıştır. Bu hayat içinde ne çekişmek, dövüşmek, günaha girmek, beden zevki yaşamak vardır; ne de bir canlıya, hatta kendi saç ve sakalına kıymak vardır. Bütün düşünce ve umut “geldinse buyur, seni kabûl ediyorum” hitabına mazhar olmaktan ibârettir. Böyle bir yaşayışın, bundan sonraki hayat için insanda derin izler bırakacağı, kişiyi yaratılış maksadına döndüreceği kuvvetle umulur.

HAC KİMLERE FARZDIR?

Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her Müslüman’a, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde birtakım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine vekil göndermek zorunda kalır.

HACCIN FAZİLETİ

Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.

Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Makbul haccın karşılığı Cennetten başka bir şeydeğildir. Umre de diğer bir umre ile arasındaki günahları siler.” (Müslim,Hac, 437)
Sayı: 208
Bölüm: Hacca Hazırlık

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=100&hn=5109
__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©iBADETLERYorum (yok) :: Yorum yaz!7/12/2006

Sorularla 'Hac'

Sorularla 'Hac'
Hac yerine fakirlere sadaka verilebilir mi?

Kişi kendisine farz olan hac ibadetini yerine getirmekle yükümlüdür; fakirlere sadaka vermekle bu sorumluluktan kurtulmaz.

İnsan fakirken, hacca gitse, zengin olunca tekrar gitmesi gerekir mi?

Hac, ömürde bir defa yapılacak mükellefiyettir. Fakirken de gidilmiş olunsa, şu, bu sebeple de gidilmiş olunsa hac yapılmış, borçtan kurtulunmuştur. Zengin olunca yeniden gitmek gerekmez.

Görevli olarak hacca gidenin haccı kabul olmaz mı?

“Görevli olarak gidenlerin yapacakları hac, hac yerine geçmez” diye dinî bir hüküm yoktur. Haccın farzları vardır. Kim bu farzları yerine getirirse haccını yapmış olur. Yerine getiren görevli de olsa hac yapmış olacağı gibi, yerine getirmeyen görevsiz de olsa haccını yapmamış olur! Bu itibarla, oraya doktor, şoför, kasap gibi herhangi bir görevle gidenler bu görevlerini aksatmadan haccın farzlarını yerine getirme imkanı bulurlarsa, hac görevlerini de yerine getirmiş olurlar.

Hanımlar, ibadetlerine engel olan mazeretlerini geciktirmek için ilaç kullanabilirler mi?

İlaç alma konusunda dinî açıdan mahzur söz konusu olmaz. Ancak tıbbî açıdan bir mahzur akla gelebilir. Onu da ilgili doktorlardan sormak uygun olur. Ancak bu tedbirlerin sahabe zamanında da alındığını görmekteyiz. Bilhassa farz olan tavafı yapmaya engel çıkması halinde böyle bir tedbire ihtiyaç duyulabilir. Bir doktordan bilgi alınarak kullanılmasında isabet olsa gerektir.

Kabe’yi görene hac farz olur mu?

Kişinin, sadece Kabe’yi görmesi veya umre yapmasıyla hac üzerine farz olmaz; haccın eda edildiği günlerde Mekke’de bulunup haccetme imkanına sahip olması gerekir.

Hac kurbanları, harem dışında kesilebilir mi?

Hac ve umre sırasında Harem’de kesilen kurbanlık hayvanlara ve Kâbe’ye ve Harem bölgesine hediye olmak üzere kesilen kurbana ‘hedy’ denir.

Hedy kurbanları, vacip ve nafile olmak üzere ikiye ayrılır. Kıran veya temettu haccı yapanların hedy kesmeleri ile ceza kurbanları, ihsar kurbanı ve harem bölgesinde kesilmesi adanan kurbanlar vaciptir. Hac veya umre yapılırken, bir yükümlülük bulunmadığı halde kesilen kurbanlar ise nafiledir.

Hedy kurbanları, ister vacip, isterse nafile olsun, Harem bölgesi içinde kesilir. Harem bölgesinde kesilmez ise, vacip olan hedy kurbanlarının Harem bölgesinde yeniden kesilmesi gerekir. Ancak nafile olarak kesilenlerin yeniden kesilmesi gerekmez.

Hacda bulunan kişilerin, hac kurbanı (hedy) dışında, bayram münasebetiyle nafile olarak kurban kesmek istemeleri halinde, bunu vekalet yoluyla Türkiye’de kestirmeleri daha uygun olur.

Borçlanarak hacca gitmek doğru mudur?

Servet yönünden haccetme imkanına sahip olmayan kişilerin borçlanarak hacca gitmeleri gerekmez; ancak, borçlanarak hacca gitmeleri halinde, hac ibadeti geçerli olur. Diğer taraftan, haccın farz olması için gerekli şartları taşıdığı halde, hac mevsiminde hazır parası bulunmayan ve borç aldığı takdirde bunu daha sonra ödeme gücüne sahip olan kişilerin, bu görevi bir an önce ifa etmeleri için, borç alarak hacca gitmeleri uygun olur.

Gayr-i meşru yolla elde edilen azançla yapılan hac geçerli midir?

İslâm dini kişilerin meşrû işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helâl yollardan elde etmelerini ister. Buna rağmen gayr-i meşru yolla bir kazanç elde edilmiş ve bu kazancın sahibi belli ise, bunun sahibine iade edilmesi; belli değil ise, karşılığında sevap beklenmeksizin yoksullara veya hayır kurumlarına verilerek elden çıkarılması gerekir.

Bu itibarla, gayr-i meşru yolla elde edilen para ile hac etmek uygun değildir. Aslolan, ibadetlerin helal parayla yapılmasıdır. Bununla birlikte haram parayla hacca giden kişinin haccı sahih olup, üzerinden hac yükümlülüğü kalkmış olur. Ancak, gayr-i meşru kazancın sorumluluğundan kurtulmak için, bu malı yoksullara veya hayır kurumlarına vererek elden çıkarması ve bir daha işlememek üzere tövbe etmesi gerekir.

Umre yapana hac farz olur mu?

Maddî durumu haccetmeye müsait olmayan kimse, vekil olarak gitmesi yahut umre yapması sebebiyle gücü yetmeyen hacla mükellef tutulamaz. Mükellefiyet, imkânla alâkalıdır. İmkân varsa hac mükellefiyeti de vardır. Yoksa hac mükellefiyeti de yoktur.

Hacca giden bey, hanımını da götürmeye mecbur mu?

Hac, götürüp getirecek kadar boşta bekleyen para sahibine farz olur. Böyle bir imkana sahip olmayan hanıma hac farz olmaz. Bir yakını da kendisini hacca götürmeye mecbur tutulamaz. Bununla beraber imkanı olan beyin, kendisine hac farz olmayan hanımını da yanına alıp götürmesi elbette mecbur olmadığı bir fedâkarlık ve fazilet ifadesi olur. Mutluluğun da zirvesine yöneliş sayılır.

Hacer’ül Esvedi öpmek için izdihama sebep olmak caiz mi?

Tavâf esnasında izdiham olmadığı, kimseyi rahatsız etmeyeceğini anladığı takdirde Hacerü’l Esved’i öpmek sünnet olmuştur. Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hazret-i Ömer’e hitaben şöyle buyurmuştur: -Ey Ömer, Hacerü’l-Esved’i öpmek için kalabalığa girme. Zira sen kuvvetlisin, yanındaki zayıflara eziyet verebilirsin! Yanındakileri itip kakarak eziyet verme pahasına Hacerü’l-Esved’e el sürüp öpen açıkgöz hacıların kazandığı sevabı mı yoksa günahı mı daha fazladır meraka değer doğrusu.

Bekâr çocuğu bulunan kişiye hac farz mıdır?

Sağlık ve servet yönünden haccetme imkanına sahip, hür, akıllı ve buluğ çağına erişmiş Müslüman’ların, ömürlerinde bir defa haccetmeleri farzdır. Bu şartları taşıyan kişinin, imkan elde edince, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Bu itibarla, kişinin evlenme çağında bekar çocuğu da bulunsa, bu şartları taşıması halinde hac etmesi farzdır. Hacca gitmeyip de, hac parasını çocuğunu evlendirmek için kullanırsa, hac yükümlülüğü üzerinden kalkmaz.

Vekalet yoluyla hac yapılabilir mi?

Kendisine farz olan hac ibadetini yerine getirmeden sağlığı bu görevi yerine getiremeyecek kadar bozulan kişinin ücretini ödemek suretiyle birini yerine vekil gönderip hac yaptırması veya vasiyeti üzerine ölümünden sonra varislerinin kendisine bedel olarak hac yaptırmalarında bir sakınca yoktur. Hac farz olan kişinin, yerine vekil (bedel) gönderebilmesi için, bizzat haccı edâ etmekten âciz olması gerekir; aksi takdirde, kendi yerine başkasını hacca göndermesi câiz değildir.
Sayı: 208
Bölüm: Sık Sorulanlar


__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©iBADETLERYorum (2) :: Yorum yaz!6/12/2006
Sayfa Toplam:9
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Tasarim© ynsm2006




isLamList.Net  || Musluman Bir Neslin Secimi ||