...:::İYİ BAYRAMLAR:::...


O tılsımın anahtarı

O tılsımın anahtarı
NİHAT DAĞLI
Okumanın içinde geçen hayatlarda ‘sükûnet’ yoktur. Uzayıp giden okumalarla, her tarafından rüzgâr alan tepelere benzer uğultulu bir hayat edinilir. Okumalı bir hayata yazılmış okur, sükûnetten sürgün olmuş olsa da, yine de kitabın ve okumanın ilgi görmemesinden şikâyetçi olur.

Oysa bu şikâyetin sahipleri bilirler ki, her nitelikli edim gibi okumak da, azınlığa aittir. O kadar insan arasından sadece birileri okumanın rüzgârına kapılır; herkes değil, birileri okur olur. Okur olmak, okumakla büyülenmek neredeyse okuyucunun dışında gelişir. İnsan okur olmaya görsün, o güne kadar her neredeyse artık orada olamaz olur. Dalından kopmuş bir yaprak gibi başka yerlere doğru süzülür. Kitaptan kitaba, yazardan yazara, düşünceden düşünceye gider. Listesiz, rotasız bir şekilde başka bir dünyanın kuytularına sokulurlar. Okumakla büyülenmişlerin hemen hepsi başlarda önlerine düşeni okurlar. Yazar ve kitabın değil, okumanın taliplisi olmak düşmüştür kendilerine. Çok sonra, içleri yüzlerce sesin cıngılı haline büründüğünde, o kadar sesin içinde sükûnetten sürgün olduklarında kendi kitapları ve yazarları olmaya başlar. Geride okunmuş yüzlerce, binlerce, sayıya gelmez kitap ve yazar bıraktıktan sonra az ama çok okuyacakları yazarlar edinirler. Bundan sonradır ki, her kitap ve yazar içlerine iyi gelmez olur. Artık bu aşamada, dönüp dönüp aynı yazar ve kitapları okurlar. Aynı yazar ve kitapları okusalar da, her seferinde yeni bir okuma yapmış olurlar.

‘Kitaplı’ bir hayata geçiş

Sadık okurlar edinen, aynı okurlar tarafından defalarca okunan, zaman ve mekân değişse de yine de okuyucu bulan bu az yazar ve kitaplar her halleriyle ‘başka’dırlar. Hatırı sayılır bir bedel ödeyerek genel geçerin dışına çıkabilmiş, yani ‘başka’ olabilmiş okuyucuların yurdu bu yazar ve kitaplar, bütün bir çevrenin gözetlenebildiği zirveler gibi hayatın her haline vâkıftırlar. İnsanı ve hayatı kuşatan metinlerdir bunlar. Her halleriyle ‘büyük’türler. Bunların okunması da genel geçer bir okuma değildir. Okuyucu okuyarak metni açarken, metin de okuyucuyu açmış olur. Okuyucunun kitabın evreninde gezinmesi kendini seyre dönüşür. Okunan her bir cümle, çevrilen her bir sayfa ve orda beliren her bir hakikat, okuyucusunu örten perdeleri kaldırarak onu görünür kılar.

Bediüzzaman Said Nursi imzalı Risale-i Nur Külliyatı, böylesi kurucu üst metinlerden biridir. Her büyük metin/anlatı gibi, kendisi de, okunan ve okuyan bir metin olmuştur. Okuyucu bu eserleri okurken, kendisinin ve varlığın da okunduğunu/açıldığını görmüştür. Bu okumalar göstermiştir ki, bu eserler bir okuma nesnesi olmaktan çıkmış, okuyanını okuyan bir özne olmuşlardır. Okumak üzere değil, okunmak için bu kitaplara gidilmiştir. Risale-i Nurlarla birlikte bu ülkede sosyolojik bir dönüşüm gerçekleşmiştir. ‘Yazı’nın değil ‘söz’ün yakını olan Anadolu insanı, Risale-i Nurlarla ‘kitaplı’ bir hayata yazılmıştır. Bu eserler evlerde yazılmış ve okunmuş, bu yazma ve okumaların etrafında sosyal bilimlerin konusu olgular doğmuştur. Ve bugün dünyada, totaliter pozitivist paradigmanın yaraladığı hayatın tedavisine çalışan insanlara, bu eserlerin okuyucuları katkı veriyor.

Said Türkoğlu, Risale-i Nur okumaları içinde kendini okumuş ve kurmuş bir yazardır. Şahdamar Yayınları arasında yayımlanan Gökekini isimli kitabı da, Risale-i Nur okumalarının kendisinde şekillendirdiği insanı, varlığı ve hayatı ortaya koyuyor. Kitabı oluşturan her bir deneme, Risale-i Nur’dan bir hakikatin aydınlığında şekillenmiş. Kendini bilmek ve kurmak kaygısıyla meseleler edinmiş yazar şöyle düşünmüş. Nasıl ki insan, yeryüzü ikametinde ihtiyaçlarına karşılık olsun diye tarlaya tohumlar eker. Ekiyor ki, var olabilsin. Bir mümin olarak Rabbinin rızasını edinmesi için de; kalbini, vicdanını, zihnini ve hayatını bir gökekinine tarla kılması gerekiyor. Kendisine içkin dikenlere değil güllere su vermeli ki, bir mümin olarak var olabilsin ve öylece hesabı görülebilsin. Yazar bu kaygıyla, Risale-i Nur okumalarından edindiği hakikatler ışığında kendisine ve okuyucuya dersler çıkarmış.

Risale-i Nurların hakikatleri ışığındaki Said Türkoğlu yorumları, ‘gökekini’ olan bir hayatı işaretliyor. Yeryüzü ikametinin bir yolculuk hali olduğu gerçeğinin altı çiziliyor, bu hakikatin gerektirdiği bir insan modelinin ve yaşam pratiğinin resmi çiziliyor.


http://kitapzamani.zaman.com.tr/?bl=37&hn=1338

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©KITAP_ZAMANI:: Yorum yaz!��||-]|Sayfayi Tavsiye Edin|[-||��
Kayit Toplam:
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Tasarim© ynsm2006




isLamList.Net  || Musluman Bir Neslin Secimi ||