...:::İYİ BAYRAMLAR:::...


Sevgi ile yaşayan bir insan 'Hasan Feyzi Yüregil'

Sevgi ile yaşayan bir insan 'Hasan Feyzi Yüregil'
NECMEDDİN ŞAHİNER
Şairliği, edipliği ve şeyhliği terk etmişti Hasan Feyzi Yüregil. Üstad Bediüzzaman’a talebe olmuştu. Üstad’ı mahkeme mahkeme dolaştığı şehirlerden birinde tanımış ve ona tabi olmuştu.

Hasan Feyzi Yüregil’in (Doğumu 1895 - vefatı 13 Kasım 1946 Çarşamba) iki evladından Fikret Yüregil’in Denizli’de, kız kardeşinin ise İzmir’de yaşadığını öğreniyoruz. Genç üniversiteli bir delikanlıyla birlikte mesleğinin ayakkabıcılık olduğunu duyduğumuz Fikret ağabeyi bulmak için Denizli sokaklarında dolaşıyoruz. Dükkana vardık; ama dükkan kapalı. Kapıdaki levhada; “Cami, park veya kahvehanedeyim” yazıyordu. Tanımadığımız birisini bulmak için dar sokaklarda ilerlerken, yanımdan birisi geçti. Yetmiş yaşlarındaki bu şahıs sanki koluma dokunmuş bana bir işaret vermişti. Yirmi metre uzaklaşmış olmamıza rağmen dönüp Fikret ağabey diye nida ettim. O an sanki kırk yıllık dostmuş gibi sarıldık birbirimize. İnsan aradığını temiz niyetle ararsa Allah güzel tevafuklarla aradığını bulduruyormuş.

Yüregil, Oğuzlar’ın yirmi dört boyundan bir boyun ismi. Anadolu’da adını bu boydan alan on yer ismi var. Yüregir, Denizli’nin Yatağan beldesinin bitişik bir köyü. Buranın insanları Adana Yüregir’den geldiği için buraya da aynı isim verilmiş. Hasan Feyzi Efendi de buralıdır.

Hasan Feyzi Efendi, alim, fazıl, muallim, şair, edip ve Melâmi şeyhi olarak biliniyordu. Yıl 1940... Üstad Bediüzzaman ve talebeleri mahkemeden hapishaneye, hapishaneden mahkemeye gidip gelişlerinde onları izleyen biri vardı. Dokuz ay sonra üstad ve talebeleri beraat etti. Talebeler köyüne-kentine yolcu oldu. Bediüzzaman Denizli’nin Şehir Palas Oteli’nde yapayalnız kaldı. Ankara’nın göndereceği yeni nefiy-sürgün yerinin haberini beklemeye başladı. Bu bekleyiş 15 Haziran-31 Temmuz 1944 tarihleri arasında oldu. Bu sırada Hasan Feyzi Efendi, üstadın bütün eserlerini satır satır takip ediyordu. Büyük oğlu Fikret’le Üstad’ın kaldığı Şehir Palas Oteli’ne çay, peynir ve zeytin gönderiyordu. Kimseden karşılıksız bir şey kabul etmeyen Üstad, bu sevgili talebesinin ikramlarını kabul ediyordu. Bu duygularını da Fikret Bey’e de ifade ediyordu:

- Bunlar bana Hasan Feyzi’den geliyor, diyerek gönül rahatlığıyla alıp yiyordu.

Horasan Alp Erenler’inden birinci Hasan Feyzi’nin yolunda olan ikinci Hasan Feyzi muallimliği, müderrisliği, şairliği, edipliği ve şeyhliği terk etmişti. Her şeyi bir kenara bırakarak Üstad’a talebe olmak için çırpınıyordu.

Fikret Bey, babasıyla ilgili bir hatırasını anlatıp şunları söyledi:

- Bir ara bazı kıskanç insanlar, babam için “abdestsiz namaz kılıyor” şeklinde dedikodular çıkartmışlardı. Bunlardan birisi de Hüseyin Kambir isimli bir şahıstı. Bir ara bir kıra gitmiştik. Kırda namaz vakti girmişti. Namaz için hazırlanırken, bir anda babam Hüseyin Efendi’ye dönerek, “Bugün sen imam ol! Ben bir abdest tazeleyeyim. O zaman nurun ala nur olur!” dedi. Babamın bu sözü karşısında Hüseyin Efendi çok şaşırmıştı.

Fikret Bey, babasının Üstad’a hizmet etsin diye otele gönderdiğini söyleyerek Üstad’la aralarında geçen şu hatırayı naklediyor:

- Bir defasında Üstad, “Şu tırnak çakımı bilet, şu yırtılmış lastiğimi de kendin tamir eder, yapıştırırsın! dediğinde şaşırmıştım. Halbuki Üstad benim ayakkabı tamircisi olduğumu bilmiyordu.

Ankara’dan Bakanlar Kurulu kararı gereği Üstad’ın Denizli’den Afyon’a sürgün gönderileceği haberi geldi. Hasan Feyzi Efendi’yle Bediüzzaman’ın son görüşmesi de Denizli’nin Goncalı tren istasyonunda oldu. Hasan Feyzi Efendi bu son görüşmede Üstad’ının eteklerine bir ayrılık şiiri koymuştu. Bu firkat manzumesinin ismi “Hazretinize buradan ayrılırken söylemiştim!”di.

Üstad Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat adlı eserinde bu manzumeyi şöyle takdim eder: “Mekteb-i Fünun’da ve ulum-u İslamiye’de gayet müdakkik ve kıdemli muallimlerden Hasan Feyzi’nin bir şiiridir..”

Çekilip nur-u hidâyet yine zindan olacak!
Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak.
Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm..
Çünki hicran dolu kalbim yine hicran olacak.

Yine göç var diye mecnûna haber verme sakın!
Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak.
Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek;
Kapanıp Kâ-i irfan, yine vîran olacak.

Bu ayrılık şiiri 26 sene önce Dr. Cahit Öney tarafından bestelendi. Bizim de gayretlerimizle bestelenen bu manzume eser Mart 1980 Köprü mecmuasında da yayınlandı.

1975’lerde büyük ilim ve fikir adamı Nureddin Topçu’yu Sultanahmet’in Dizdariye semtinde Topçu apartmanında ziyaret etmiştim. Bu güzide insan 1943-44 Denizli faslında Üstad Bediüzzaman’ı anlatırken, bir anda bahsi çok yakinen tanıdığı Hasan Feyzi Yüregil’e getirmişti. Topçu o gün bize şunları söylemişti:

- Üstad pısırıklığa ve miskinliğe taraftar değildi. Otelin kaldığı odadaki penceresi genişti. Bir gün ziyaretine gittiğimde oraya oturmuş, dışarıya bakarak, Denizli’de bir zaman 62 medresenin bulunduğunu ve bunların hepsinin kapatıldığını üzülerek anlattı: “Bu sebepten muallimlere dargınım.” dedi.

Akşam yemeği getirdiler, mükellef bir sofraydı. Getiren garsona yemeği iade etti: “Bunu fukaralara götür.” dedi. Yanında zeytini vardı, ekmeğini zeytin taneleriyle yedi. Bir ekmeği 15 günde bitirebiliyorum, dedi.

Üstad’ın Denizli’den ayrılmasının ardından Hasan Feyzi ile tanıştım. Sevimli bir insandı. Temiz ruhluydu. Sevgi ile yaşayan bir insandı. Bediüzzaman’a âşıktı. Sonra da vefat etti. Bediüzzaman’ın aşk ve muhabbetinden vefat etti. Ondan ayrılığa dayanamadı. Bilmiyorum insan böyle vefat eder mi?

Üstad’ın talebelerinden Mustafa Sungur 1950’lerde Emirdağ’da Üstad’la beraber kalırken Hasan Feyzi ağabeyin bir şiirini okuması için uzatır. Bu manzumeyi Üstad şöyle takdim eder: “Merhum Hasan Feyzi, nurlardan aldığı hakikat dersini, nurlara işaret ederek güzel tanzim etmiş. Lahikaya girsin.”

***

Bu manzumenin ilk ve son dörtlüğü şöyledir:

Güzel oku! Her zerrede coşkun birer mânâ var,
Derd ehline bu mânâda canlar sunan edâ var.
Vermek için parlaklığı, gamlı gönül evine,
Bir bak hele, her cilâdan üstün olan cilâ var!

Her zerrenin Kâ’besi’ndir kalbi yine kendine,
Dikkat eyle, her birinde yine ancak Hüdâ var.
Sakın Feyzi! Sen gözünü
Hak yüzünden ayırma,
Hakkı gören gerçeklere, hakkı kadar atâ var!
Denizli kahramanı Hasan Feyzi


* Hasan Feyzi Bey, Denizli’de yapayalnız kalan Bediüzzaman’a oğluyla birlikte çay, peynir, ekmek götürüyordu.

** Üstad Bediüzzaman, sürgün edildiği her şehirde, her kasabada adeta yeni sürgünlere (filizlenme) vesile oluyordu.
Sayı: 219
Bölüm: Portreler

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=26&hn=5383

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

__________________________________________________________________________________
_______________________________________________________________________________________
©Portreler:: Yorum yaz!��||-]|Sayfayi Tavsiye Edin|[-||��

�|| s.a - 2007-02-22 10:19:28, 2007-02-22 10:19:28

kardeşim nasılsın yazılar çok güzel Rahmana emanet ol

Yazan: sthanimhanima
Kayit Toplam:
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Tasarim© ynsm2006




isLamList.Net  || Musluman Bir Neslin Secimi ||